Hakan Fidan’dan nağmeler: “Suudi Arabistan'a ciddi bir saldırı var ve biz de sözümüzün eriyiz. Devlet olarak imza attığımız bir konu var ve bu konuda dayanışma içerisindeyiz. Askeri ihtiyaçlar, özellikle belli teknik konularda olabilir. Bunları karşılama yönünde de bir sıkıntımız olmaz”…
Evladım..! Ciddi bir sıkıntınız var..! Mekke Anlaşması’nın daha metnini bile görmedik… TBMM’nin onayından geçmemiş bir anlaşmayı nasıl oluyor da uygulayabiliyorsunuz… Cumhurbaşkanınızın çiftliği mi burası…
🗣️ Çiftçi Tansu Göktepeli:
“Yazın markette kilosu 10 lira olan karpuzu 1,5 liraya sattık.
Kilosu 8 lira olan kavunu 25 liraya yediniz.
Bunun sorumlusu ne tüketici, ne çiftçi ne de enflasyondur.
Bunun sorumlusu, bunu denetlemeyen ve buna izin verenlerdir.”
Mülksüzleştirme: Tapunu Bir Gecede Almaları Gerekmez
En büyük yalan şu:
“Tapu sende olduğu sürece mülk senindir.”
Hayır.
Tapu sende olabilir.
Ama toprağında ev yapamıyorsan, ekemiyorsan, sulayamıyorsan, satmadan yaşayamıyorsan, borçsuz dönemiyorsan, çocuğun orada tutunamıyorsa, orası artık senin değildir.
Mülksüzleştirme bazen kapıya dozerle gelmez.
Bazen yönetmelik olur.
Bazen kredi kartı ekstresi olur.
Bazen “kamu yararı” olur.
Bazen ruhsat olur.
Bazen de market rafındaki fiyat etiketi olur.
Asıl mesele tapunun kimde olduğu değil.
Asıl mesele hayatın ipinin kimde olduğu.
⸻
Önce neyi konuştuğumuzu netleştirelim
Mülksüzleştirme sadece bir arazinin zorla alınması değildir.
Daha geniştir.
Daha sinsidir.
Daha moderndir.
Şunların hepsi bu sürecin parçası olabilir:
•Toprağın kullanımının yasaklanması
•Küçük üreticinin maliyet altında ezilmesi
•İnsanların borçla yaşamaya mecbur bırakılması
•Haciz ve icra ile mülk transferi
•“Değersiz” görülen arazilerin ucuza toplanması
•Sonra plan değiştirip katlanarak değerlenmesi
•Kendi evini yapmanın imkânsız hale getirilmesi
•Sahiplik yerine kiracılık düzenine geçilmesi
•Kiracılıktan da abonelik düzenine geçilmesi
Yani mülksüzleştirme, “bir şeyi elinden almak”tan çok daha büyüktür.
İnsanı, yaşadığı yer üzerinde karar veremez hale getirmektir.
⸻
İşin kalbinde ne var?
İşin kalbinde şu var:
İnsanın toprakla, evle, üretimle ve geçimle olan bağı koparılıyor.
Bir insanın gerçekten özgür olması için üç şeye ihtiyacı vardır:
•Barınma üzerinde söz hakkı
•Geçim üretme imkânı
•Borçsuz nefes alma alanı
Bunlar gidince geriye ne kalır?
Kira.
Taksit.
Aidat.
Abonelik.
Harç.
Ceza.
İzin.
Başvuru.
Onay.
Bekleyiş.
Yani modern insanın zinciri artık demirden değil;
PDF, sözleşme, banka ve ekran bildiriminden yapılıyor.
⸻
Bu süreç kime işler?
En çok kim vurulur?
Her zaman en zayıf halka:
•Küçük çiftçi
•Küçük arsa sahibi
•Kendi evini yapmak isteyen aile
•Tarımla tutunmaya çalışan köylü
•Şehir kenarında hayat kurmaya çalışan alt ve orta gelir grubu
•Borçla dönen esnaf
•Tapusu var ama gücü olmayan insanlar
•Hisseli arazi sahipleri
•Kiracılar
•Gençler
Büyük sermaye için yönetmelik çoğu zaman engel değildir.
Avukatı vardır, mühendisi vardır, danışmanı vardır, finansmanı vardır, bağlantısı vardır.
Ama küçük insan için aynı sistem duvar olur.
Bu yüzden mülksüzleştirme herkese aynı işlemez.
Kanun aynı görünür, sonuç aynı olmaz.
⸻
Olay nasıl başlar?
Çoğu zaman “el koyma” diye başlamaz.
“Düzenleme” diye başlar.
İlk aşamada insanlar tehlikeyi fark etmez.
Çünkü süreç yavaş işler.
Önce şunlar olur:
Toprağın vardır ama kullanmak zorlaşır.
Ev yapmak istersin, izin çıkmaz.
Küçük yapı kurarsın, yıkım kararı gelir.
Tarım yapmak istersin, girdi maliyeti artar.
Ürettiğini satarsın, para etmez.
Su pahalıdır. Elektrik pahalıdır. Gübre pahalıdır. Mazot pahalıdır. İşçilik pahalıdır.
Sonra cümle değişir:
“Bu işten hayır yok.”
İşte kırılma noktası budur.
Çünkü mülksüzleştirme çoğu zaman insanı döve döve değil,
bıktıra bıktıra çalışır.
ÇOK ACI AMA GERÇEK..!
"TÜRK NEREDE ?....
-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türklere kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş adamı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlıya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçülere ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!"
Banu AVAR
------------
Banu Avar
Yıllar öncesinden uyarıyordu ve şimdiye kadar ne dediyse çıktığı için kendisini çok uzun süredir ekranlarda göremiyorsunuz 😪😪😪
İşte 2016 yılından bir halk TV programı . Bakın bugünlere dair neler demiş. O zaman garip karşılandı yok ya o kadar da olmaz denildi ama hepsi oldu işte 🔽
Vakit ayırıp izleyiniz ✅
https://t.co/HmaFojEQp3
Böyle skandal görülmedi!
1980’lerden itibaren
Adana'da ABD’nin İncirlik Üssü,
hastanelerden ç/alınan çocukları nasıl ABD'ye kaçırmış öyle!
Videoyu sonuna kadar izleyin…
Ürpereceksiniz!
@TC_icisleri@tcsavunma@adalet_bakanlik#Epsteindosyaları
https://t.co/qEntsCLQt3
2026'ya Girerken.. "İHANET 100 YIL ÖNCE DE AYNIYDI!"
Youtube kanalımızdan izleyin: https://t.co/X84aDsyuEv
2025'in sonunda tek bir cümleyle özetleyebileceğim bir olaylar dizisi aktaracağım:
İhanet 100 yıl önceydi aynıydı!
1918'de Wilson Prensipleri ilan edildi. Buna göre Osmanlı topraklarında bir Kürdistan ve bir Ermenistan kurulacaktı. Amerika başkanı Wilson böyle istiyordu.
Böl parçala ve yut! Siyaset buydu.
Mavri Mira,Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti... Hepsi işgalcilerle işbirliği içindeydi.
Böyle bir durumda Gazi Paşa ve arkadaşları ne mi yaptı? Her yerde her bölgede birtakım kimseler tarafından kurtuluş çareleri düşünüldü!
(...)
İhanet bugün de aynı! Mavri Mira,Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti.. Hepsi bugün de faaliyette!
2000'li yıllardan itibaren Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında adımlar hızlandı ve terör örgütüne kurucu önderlik verme noktasına kadar gelindi.
Yeni bir anayasa,Anayasa'dan Türklüğün çıkarılması,Öcalan'ın muhatap alınması, hep 1.açılım döneminde Amerikalı uzmanların raporlarında söylenmişti.
BARIŞ SÜRECİ SATICILARI KENDİ ARALARINDA DA BÖLÜNMEYE BAŞLADILAR.
VE KAOSUN ORTASINDA YAVAŞ YAVAŞ NETLEŞEN HARİTAYI GÖRENLER ÇOĞALDI. TÜRK MİLLETİNİN GENETİK HAFIZASI DEVREYE GİRDİ. BUNDAN SONRA
ARTIK FABRİKA AYARLARINA DÖNME VAKTİ!!
İyi bir 2026 diliyorum. Hepinize saygı ve sevgilerimi yolluyorum.
Tamamı:
https://t.co/X84aDsyuEv
@GurkaynakGonenc Çıkacaktı çünkü dünyadaki basılan kağıt para bolluğu ve ülkelerin borçluluğu artık çuvala sığmıyordu. Ve evet Aldım ve hala da tutuyorum. Bir örnek şu:
@liiliith0 Kahveyi öven böyle bir post önüme düşünce dayanamadım. Lilith adıyla yapılabilecek bir övgü ancak bu kadar olur. Kahve insanın frekansını düşüren negatif içeceklerin en etkilisi ve yaygın olanıdır. Kahveyi mümkün olduğunca azaltın. Hayatınızdan çıkarabilirseniz ne ala.
@onur_tuna35 @ridvanfinans Yeni gelen dünyayı, eski kafalarla anlayamazlar. Btc denen ne olduğu belli olmayan, sanal bir şey için 100bin$ normal ama yüzyılların altını 4bin$ olunca, wow! Siz uyumaya devam edin. Daha Trumpın ne yaptığını anlamamışsınız. Adamlar sistem değiştiriyor. Dünya buna haZırlanıyor.
Ey yerel halk (tabiki Türk milleti)
Vitaminin eksik vitaminin
Bak anlayacağın dilden anlatıyorum
Ms ,zart zurt degilsin.
Ensefalopati
Beynin çalışmasında genel bir bozulmadır.
Kişi dalgınlaşır, sözleri karışır, etrafı anlamakta zorlanır. Eskisi gibi düşünemez, konuşmalar yavaşlar ya da anlamsızlaşır.
Sanki motoru arıza yapan bir traktör gibi… çalışıyor ama düzensiz; bazen stop ediyor, bazen bağırıyor ama yol almıyor.
Duyusal Nöropati (özellikle distal parestezi)
Sinirlerin uçlarında hissizlik, karıncalanma, yanma ya da iğne batması gibi şikâyetler olur.
Genellikle el ve ayak parmaklarında başlar. Kimi zaman sıcakla soğuğu ayırt edemez. Yere bastığında altı yokmuş gibi hisseder.
Ayakkabının içine yün koymuşsun gibi… ama aslında çıplak ayak. Veya telefon titreşiyor gibi ama cebinde telefon yok.
Mental bulanıklık ve koma
Kişinin bilinci yavaş yavaş bulanır, ne dediği anlaşılmaz hale gelir, bazen hiç tepki vermez, uyur gibi bir hâl alır.
Ağır hallerde konuşamaz, göz teması kuramaz, hatta uyanamaz. Dokunsan tepki yok.
Sanki derin bir uykuya dalmış ama uyanamıyor. Dünyayla ipi kopmuş gibi.
Refrakter nöbetler
Kısa aralıklarla tekrar eden, ilaçlara dirençli sara nöbetleri.
Titreme, kasılma, bayılma gibi ataklar sürekli yineler. Normal epilepsi ilaçları fayda etmez.
Tarlaya düşen bir elektrik direği gibi: akım kesilmiyor, etrafı çarpıyor ama sigorta atmıyor. Herkes çaresiz.
Subakut miyelopati (omurilik işlev bozukluğu)
Omuriliğin hasar görmesine bağlı yavaş ilerleyen yürüme bozukluğu, ayakta güçsüzlük, idrar tutamama gibi sorunlar oluşur.
Kişi yürürken dengesini kaybeder, bacakları ağırlaşır, bazen hissizlik, bazen sertlik gelişir. Tuvalet kontrolü bozulabilir.
Sanki ayaklar yere basmıyor, dizler tutmuyor. Veya yürümek isterken yere yapışmışsın gibi... Ayaklar senin değil.
H vitaminin EKSİK H
UNUTMA!
Yunan Prof. Dimitri Kitsikis :
"Turgut Özal'ın babası Hrıstiyan Ermeni, annesi Nakşibendi Kürdü'dür. "
Turgut Özal'la başlayan ve "Çağ atlamak için özelleştirme şart!" yalanlarıyla kandırılan milletimize izletelim...
Ermeni terör örgütü asala'nın devamı pkk'yı başımıza belâ eden Özal, "Türk yoktur! Türkiye, Anadolu Cumhuriyeti olmalıdır" da demişti.
Turizm gemisi battı, kaptan açık büfeyi terk etmiyor!
Bir zamanlar Avrupa’nın gözdesi olan Türk turizmi, artık betona gömülmüş kıyılar, sahte içkiler ve bayat büfelerle anılıyor. Otellerimiz devasa ama ruhsuz, yemekler bol ama lezzetsiz, personel sayıca fazla ama eğitimden yoksun.
Hırvatistan, Yunanistan, Arnavutluk ve hatta Karadağ… Hepsi bizden ucuz, kaliteli.
Yıllar önce Booking’in kapatılması sektöre vurulmuş ölümcül darbeydi. Butik oteller bu ülkenin turizm geleceğiydi. Doğayla barışık, kültürle iç içe, samimiyetle örülmüş işletmeler… Kendi reçelini yapan teyze, sabah taze yumurta pişiren amca, gölgeye hamak kuran genç… Bu insanların sunduğu deneyimle rakip ülkelere fark atabilirdik. Çünkü butik oteller yaşatır.
Bölgenin mutfağını, mimarisini, insan ilişkilerini taşır. Ama biz ne yaptık? Küçük olanı ezdik. Girişimciliği cezalandırdık.
“Her şey dahil” zihniyeti her şeyi bitirdi.
Türkiyenin en tehlikeli ve en sinsi yapılanması; İngiliz Derin Devletince Nakşibendi Halidi Bağdadi ekolü üzerinden kurduğu, çok gizli tutulan Kürdistan Azadi hareketi üyelerinden oluşan, Türkiye Cumhuriyeti rejimini değiştirmeyi ve Türkiyeyi parçalamayı amaç edinen oluşumdur.
Türkiye'de bazı belediyelerin 9-21 yaş arası çocuk ve gençlere "ücretsiz" olarak 3 doz uyguladığı Gardasil HPV aşısı klinik denemelerinin, üretici firma Merck tarafından manipüle edildiği ve yan etkilerinin gizlendiği, mahkeme belgeleriyle ortaya çıktı. ⤵️
Hataylı biri olarak söylüyorum, depremden sonra :
1 - Evinizde kesinlikle bulundurma ruhsatlı en az 1 silahınız olmalı.
2 - Toplanma alanınız olmayacak, bu yöneticilerin hepsi kolpacı. Bu bakımdan, mahallenizde güvenebileceğiniz kişilerle hemen önceden belirlediğiniz alana geçip ailenizi ve dostlarınızı korumaya alın.
3 - Sakın unutmayın, büyük depremden yaklaşık 2 saat sonra ilk çalacakları bebeklerimiz, sonra mal mülk. Etrafınızdaki tanıdık tanımadık tüm çocukları asker gelene kadar korumaya almalısınız.
4 - İstanbul depreminden sonra tüm sorumluluk biz halkta olacak. Bizler, diğer şehirlerden şahsi arabalarımıza doldurduğumuz su, ekmek, bebek bezi ve kefenlerle İstanbul’a akın edeceğiz. Kurtarabildiğimizi kurtaracağız. Çıkartabildiğimiz ölülerimizi hemen gömmek zorundayız, 24 saat ve aylarca bitmeyecek bir sürece gireceğiz.
O gün geldiğinde yöneticiler önlem almadığı için en az 1 milyon insanımız vefat edecek. 2 milyona yakın insanımız uzunlarını ya da aklını kaybedecek, tamamen psikopatlaşacak. Ama neyse, bunlar önemli konular değil biz akape ya da cehapeyi falan konuşalım ;) erdoğan uzun boylu İmamoğlu çok şirin hakan fidan gizemli özgür özel zar zurt falan filan … … …
Türkiyeden istenenler…
1-Kıbrısı terk et!
2-Akdenizden çekil!
3-İstanbulu uluslararası yönetime teslim et!
4-Arabça ve Kürtçeyi resmi dil yap!
5-pkk devletini kabul et!
6-Anayasanı değiştir federal devlette dönüş!
7-Hilafeti geri getir!
8-Türkleri Türkiden kaçıracak her türlü baskıyı yap!
SURİYELİ ve İRANLILARIN NASIL ÜNİVERSİTE HOCASI YAPILDIĞI ORTAYA ÇIKTI
YÖK’ün belgesiyle yabancı öğrencilerin ikamet oyununun deşifre olmasından sonra yabancılara doçentlik kapılarının nasıl açıldığı da ortaya çıktı!
Üniversitelerde hoca olmanın yolu doçentlik kriterlerini tamamlayabilmekten geçiyor herkesin malumu üzerine!
Bu şartlar arasında neler var?
Uluslararası yayınların olması, ulusal yayınların olması, kitap bölümü yazılması, kitap yazılması vs.
Hepsinin ayrı puan değerlendirmesi var kendi içinde.
Bu şartlardan bir tanesi de Yabancı Dil Sınavı’na girmek ve en az 55 puanı almış olmak!
İşte bütün meselede tam olarak bu noktada başlıyor!
Doçentlik başvurularında bütün alanlar için kabul edilen yabancı diller şöyle;
İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça, Arapça, Çince, Japonca, Yunanca ve Farsça!
Üniversitelerde YÖK’ün verilerine göre, Türkiye’de toplam 3 bin 69 yabancı uyruklu öğretim elemanı bulunduğunu yazmıştım.
Yine İran’da açık öğretim okuyan bir kişiye Fenerbahçe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptırıldığını da ayrıca kaleme almıştım!
Özellikle özel üniversitelerde bazı bölümlerde öğretim üyelerinin 3’te 2’sinin yabancı uyruklu olduğu ve anadili İngilizce olmayanlara hazırlık sınıflarında İngilizce dersi verdirildiğini açıklamıştım.
Şimdi anadili İngilizce olmayanlara İngilizce dersi verdirildiği skandalından sonra başka bir skandal daha ortaya çıktı!
Yukarıda belirtmiştim doçent olabilmenin şartlarından biri de yabancı dil sınavından en az 55 puan almış olmak!
Yukarıda belirtilen dillerden birinden sınava girip bu puanı almış olmanın yeterli!
Yabancı uyruklular da bu sınava başvurabiliyor ama asıl önemli nokta şu;
Türk vatandaşlığı verilmiş yabancılar kendi anadillerini ikinci dil saydırabiliyor!
Yani örneğin Türk vatandaşlığı alan bir Suriyeli Arapça’dan, İranlı, Farsça’dan bu sınava girip 55 puanı aldığında doçentlik şartını sağlamış oluyor!
Elbette diğer ırklarda örneğin Rus’u, Ukraynalısı, İspanyol’u, İtalyan’ı, Fransız’ı, Alman’ı ve İngiliz’i bu haktan yararlanabilir ama bu ırklardan hangisi Türk vatandaşlığına ihtiyaç duyar buna siz karar verin!
Ve kimlere vatandaşlık veriliyor bir düşünün!
Tabii ki Ortadoğulu “Din kardeşlerimize”!
Adam geliyor önce vatandaşlığını alıyor!
Vatandaşlık alınca anadili Türkçe sayılıyor otomatikman, sonra asıl anadilini ikinci dil olarak gösterip sınava giriyor ve hoooop doçentlik dil şartı tamam!
Gelsin Türk vatandaşlarının alın teriyle kazandığı paradan kesilen vergilerle ödenecek maaşlar!
Ellerini ovuştura ovuştura bekliyorlar!
Türkler mi?
Türkler atanabilmek için Ankara’da dayı aramak zorunda!
Dayısı yok mu?
O zaman daha çok beklersin!
Eyy Türk oğlu Türk!
Sen dirsek çürütmeye, fedakarlık göstermeye devam et!
Elin yabancısının maaşını ödemek için çalış, didin, dur!
Tolga Şahin
Yeniçağ Gazetesi
13 Nisan 2024
Türkiye'yi Türkler yönetmeli 🇹🇷 Vatikan ile Washington'un seçtiği kripto memurları değil 🎯🐺🇹🇷