Anayasa Mahkemesi’nin yeni açıklanan kararında dikkat çekici bir gelişme var.
@AYMBASKANLIGI ByLock ve örgüt üyeliği tartışması bağlamında ilk kez AİHM’nin Yalçınkaya kararına açıkça değindi.
Bu tabiki Yalçınkaya’nın tam olarak uygulandığı anlamına gelmiyor.
Ama artık şu gerçek daha görünür hale geldi:
Yalçınkaya kararı görmezden gelinemez.
AİHM’in söylediği temel ilke açıktır:
Kategorik kabul olmaz.
Otomatik sorumluluk olmaz.
Her dosyada suçun maddi ve manevi unsurları ayrı ayrı incelenmelidir.
Örgütsel kast, somut ve bireyselleştirilmiş delillerle ortaya konulmalıdır.
Kanunilik ilkesi, geniş ve öngörülemez yorumlarla aşılamaz.
AYM’nin Yalçınkaya’ya atıf yapması önemli bir adımdır. Ancak asıl mesele bundan sonra başlayacaktır:
Yalçınkaya kararı sadece ismen anılan değil hukuken uygulanan bir karar olmalı.
Hak ihlalinin giderilmesi için karara atıf yetmez.
Kararın esası uygulanmalıdır.
Tenkil Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tülay Açıkkollu:
“Strazburg’da düzenlenen Adalet Buluşmaları’nı çok önemsiyoruz. On binlerce insanın hiçbir taşkınlık yaşanmadan özgürlük ve adalet çağrısında bulunması son derece önemli ve kıymetli.”
KHK YİNE CAN ALDI
İzmir Kırıklar Cezaevi'nde kalp krizi geçiren KHK'lı polis Durmuş Zorlu, dün hayatını kaybetti.
6 Şubat depreminden sonra Hatay'dan İzmir'e taşınan ve taksicilik yaparak geçimini sağlayan Zorlu, 4 çocuk babasıydı.
Mekanı cennet olsun.
https://t.co/fHF0FYB9Yp
Gazeteci Tuncer Çetinkaya: AİHM bir hukuksuzluğu tescil etti, adaletin geç de olsa gelmesine sevindim ama ülkem adına üzüldüm
🔻Gazetecilik suç sayıldı, 10 yıl önce gözaltına alındım
🔻Tutuklandığımda 3 ay ilaçlarımı vermediler
🔻Beni cezaevinde ölüme terk ettiler
🔻Böbreklerimi kaybettim
🔻9 yıl önce AİHM'e başvurdum
🔻Yasal olarak sonuna kadar hakkımı aradım
https://t.co/t7AG5b81Wi
Bu haber doğru değil
Diğer taraftan akıllı bir gazetecinin Cemaat önyargısı ve tarafgirlik nedeniyle nasıl bir tutarsızlık ve ilkesizlik içine düştüğünü insan üzülerek okuyor.
Sayın Mengu'ye sorulacak daha acı soru şudur;
Madem Cemaat kaynaklı davalarda kisiler ve kurumlar hakkında Türkiye'de verilen mahkeme kararları siyasi degil o zaman Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu ve diğer tum siyasi muhalifler icin verilen mahkeme kararlarına neden itiraz ediyorsunuz.
Abd New York'ta görülen davanın gerçeklerini yazalım takdiri de kamuoyuna bırakalım.
1-Oncelikle davanın ilk derece mahkeme aşaması bitmiştir. Okul yonetiminin karara itiraz etmesi halinde üst mahkemede borcun azalması ihtimal dairesindedir.
2- 2021 tarihinde açılan davada Türkiye anapara, faiz ve diger masraflarla birlikte 36 milyon dolar talep etti. Okul yönetiminin 5 yılık hukuki mücadelesi sonunda bu rakam simdilik 12 milyon dolara inmiştir.
Türkiye kaybettigi 24 milyon doları degil simdilik kazandığı 12 milyon doların reklamını yaptırıyor.
3- Mahkeme "Türkiye'nin mahkeme kararları siyasi değil" şeklinde bir tespit yapmadı
Kararda "dava konusu kredi alacak-borç ilişkisine dayanmakta ve Turkiye'de siyasi yargılamalar mahkememizin konusu degildir" şeklinde tespit yaptı.
4- Sayın @nevsinmengu 'nun ilginç bulduğu Ali Akbulut'un kredi borcuna rehin karşılık bıraktığı 13 milyon dolar için Türkiye'nin tüm ısrarlı siyasi terör para savunması mahkemece kabul edilmedi ve toplam borçtan mahsup edilmiştir.
Mengu'nun söylediğinin tam aksine Türkiye'nin Cemaat terör tanımı ve teror kaynaklı el konulan 13 milyon dolar kara para savunmasına mahkeme itibar etmemiştir.
5- Yine sayın Mengu'nun söylediğinin tam aksine Okul yonetimi davada borç yoktur ve ödememezlik savunması yapmamış aksine 2021 yılında mahkeme aracılığıyla 7 milyon dolar anlaşma teklif etmiş Türkiye 36 milyon dolar alacak iddiasında ısrar ettiğinden dava 2026'ya kadar sürmüştür.
6- Okul yonetimi 2011'de 15,5 milyon dolar krediyle bina satın almış, bina 2026'da 40 milyon dolar değere ulaşmıştır. Tum borçlarını ödemesi halinde dahi elinde 25 milyon dolar kalacaktır.
Türkiye 36 milyon dolar talepli dava ile Okul binasını ele geçirmeye, faaliyetleri durdurmayı ve mali kriz hedeflemesine ragmen Okul yonetimi egitim faaliyetlerini ara vermeksizin 10 yıldır devam ettirmiş, hukuki mücadelesini yapmış ve dava sonunda da 25 milyon dolar malvarlığı kazanmıştır.
7- Davada Turkiyenin simdilik kazandigi 12 milyon dolar okul borcunun Türkiye tarafından tahsil edip edemeyeceği de halen belli degildir. Bu yonde hukuki girişimler ve itirazlar devam etmektedir.
8-Sayın Mengu'nun
"...yargı süreçlerinde "siyasi" savunmasının ABD’deki mahkemeden dönmesi, uluslararası hukuk açısından da yeni bir dönemi işaret ediyor.. ." tespiti hukuki bir gerçeklik degil gönlünde geçen temenniden ibarettir.
Sadece Abd, Avrupa ve hukuk kırıntısı olan ulkeler degil tüm dünyadaki 195 ulkeden 191 ulke Türkiye’nin 10 yıllık çabasına ragmen Cemaati teror orgutu olarak kabul etmemiştir.
Turkiye'nin bunlar terörist diye 119 ülkede 2765 kişinin iadesi istenmiş fakat 1072 dosya siyasi talep diye devletler ret etmiştir. Diğer taleplerde inceleme devam ediyor gerekcesiyle 10 yıldır kimse iade edilmemistir.
Türkiye Cemaat davalarında sayin Mengu'nun dediğinin tam aksine ulkemizin taraf oldugu uluslararası mahkemelerde tüm davaları kaybetmiştir. Bu yargılamaların siyasi olduğu, mahkeme kararlarinin hukuki bir deger ifade etmedigi uluslararası mahkemelerde tescil edilmiştir. Sadece Aihm'de son 3 yılda 2650 ihlal kararı alınmıştır.
Temenniler başka
Gerçekler başka
Entellektüel iddiasında olan vicdanların mahalle ayrımı yapmadan tüm hukuksuzluklara karsı çıkması beklenir.
Sayın @nevsinmengu 'den de Cemaate degil kendisine saygı geregi gerceklerin yanında, hukuksuzlukların tam karşısında olması beklenir.
Mücadeleye devam
Adalet İçin Bir Gün Değil, Bir Vicdan Çağrısı
10 yıl geçti. Adalet hâlâ bekliyor.
Binlerce insan haksız yargılamalar, keyfi tutuklamalar, sürgünler ve aile ayrılıkları yaşadı. Bazıları özgürlüğünü, bazıları mesleğini, bazıları ise sevdiklerini kaybetti.
Ama sessizlik kader değildir.
📍 24 Haziran’da Strazburg’da, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve evrensel adalete inanan herkesle birlikte olacağız.
✊ Eğer siz de adaletin bir gün değil, sürekli bir mücadele olduğuna inanıyorsanız;
👉 Bu paylaşımı paylaşın,
👉 Bir arkadaşınızı etiketleyin,
👉 Strazburg’da bize katılın.
#AdaletBuluşması #Strazburg2026 #HumanRights #JusticeForAll
⚖️🕊️ *STRAZBURG 5. ADALET BULUŞMASI* 🕊️⚖️
📅 *24 Haziran 2026* 📍 *Strazburg*
━━━━━━━━━━━━
🙏 Peaceful Actions Platformu olarak sizleri, 24 Haziran 2026 tarihinde düzenlenecek Strazburg 5. Adalet Buluşması'na davet etmekten onur duyuyoruz.
Magnitsky Yasaları, ciddi insan hakları ihlalleri ve büyük ölçekli yolsuzluklardan sorumlu kişi ve kurumları hedef alan yaptırım mekanizmasıdır. İsmini, Rusya’daki büyük bir yolsuzluğu ortaya çıkardıktan sonra tutuklanan ve cezaevinde hayatını kaybeden Sergei Magnitsky’den alır.
Bu yaptırımlar ülkeleri değil, doğrudan sorumluları hedefler. Başlıca sonuçları; seyahat yasağı, mal varlıklarının dondurulması ve finansal işlemlerden dışlanmadır. ABD’de başlayan uygulama zamanla Kanada, İngiltere ve Avrupa Birliği tarafından da benimsenmiştir.
Son dönemde Türkiye’de AİHM kararlarının uygulanmaması, Kavala, Demirtaş ve Yalçınkaya kararları bağlamında bazı uluslararası çevrelerde Magnitsky yaptırımlarının gündeme gelmesine neden oluyor. Tartışmanın odağında ise, hak ihlallerinden sorumlu olduğu ileri sürülen kamu görevlileri ve yargı mensuplarına yönelik bireysel yaptırımlar bulunuyor.
#Magnitsky #İnsanHakları #AİHM #HukukunÜstünlüğü
ABD’nin Erdoğan’a verdiği yeni görev.
Erdoğan seçilsin diye para musluğunu açacaklar!
“Mutlak butlan”ın maliyetini hangi ülke karşılayacak?
Dış güçler Türkiye’yi bölmek mi istiyor?
Özgür Özel de NATO’ya selam çaktı!
Yayının tamamı:
https://t.co/FISUw31cpQ
Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir !
Diktatörlüklerin en eski ve en etkili psikolojik silahı muhalif gazetecilere yöneltilen “siz yazdıkça diktatör daha da azıyor, susun ki zulüm azalsın” söylemidir.
Bu cümle, tarihin her döneminde otoriter rejimlerin gerçekleri dile getiren insanları susturmak için kullandığı ortak bahanedir.
Mantıksal bir karşılığı yoktur, ahlaken sorunludur ve rejimin işlediği suçların sorumluluğunu o suçu ifşa eden gazeteciye yüklemeye çalışan kirli bir manevradır.
Bugün Türkiye’de yaşananlar da tam olarak budur. Soruşturmalara, tutuklamalara, yargısız infaz niteliğindeki karalamalara, hatta fiili saldırılara maruz kalan gazeteciye dönülüp “sen yazdığın için başına geliyor” deniyor.
Oysa gerçek tam tersidir; gazetecinin yazması zulmün sebebi değil, bu karanlığın görünür hale gelmesidir. Asıl sorumlu rejimdir, iktidardır, hukuksuzluğu üreten yapıdır.
Gazetecinin görevi bir rejimi sakinleştirmek ya da bir diktatörün öfkesini yatıştırmak değildir. Gazetecinin sorumluluğu hakikati kayda geçirmek, gücü hesap vermeye zorlamak, toplumun hafızasını korumak ve karanlığı görünür kılmaktır. Bir gazeteci, diktatör daha az öfkelensin diye susuyorsa mesleğini fiilen bırakmış olur. Çünkü susmak suçu azaltmaz, yalnızca görünmez kılar ve suçluyu güçlendirir.
Türkiye’de yıllardır yaşanan ağır hukuk ihlalleri, KHK mağduriyetleri, cezaevlerindeki işkenceler, kayyum sisteminin yolsuzlukları ve yargının siyasi talimatlarla çalışması gazetecilerin yazdığı için değil, yıllarca kimsenin konuşmadığı için bu kadar derinleşti.
Hakikatin susturulduğu toplumlar karanlığa gömülür, hakikatin konuşulduğu toplumlarda ise baskı dirençle karşılaşır. Susmak hiçbir yerde zulmü azaltmadı, suskun toplumlar her zaman daha ağır bedel ödedi.
Zaman zaman iyi niyetle “biraz geri çekilin belki baskı azalır” diyenler çıkıyor. Otoriter rejimlerde bu yaklaşım her defasında boşa çıktı. Çünkü diktatörler çok iyi bilir ki bir gazeteciyi susturursan hakikati susturursun.
Sessiz kalan gazeteci unutulur, unutulan gazeteci kolay hedef olur, hedef alınan gazeteci hem kendini hem toplumu kaybeder. Bu nedenle gazetecinin kendini koruma yolu geri çekilmek değil, görünürlüğünü artırmaktır.
Gazeteci yalnızlaşmayacak. Uluslararası kurumlarla bağını güçlendirecek. Toplumla bağını koparmayacak. Hakikati daha çok kişiye ulaştıracak. Rejimlerin en nefret ettiği şey dünyanın onlara bakmasıdır çünkü görünürlük maliyet yaratır. Bir gazeteciyi koruyan şey sessizlik değil, ışığın kendisidir.
Sonuç olarak gazeteci diktatörü değil toplumu hesaba katar. Gazetecinin vicdanı iktidarın öfkesine göre değil, halkın hakkına göre çalışır. Bizim rejimi memnun etmek gibi bir sorumluluğumuz yok.Bizim görevimiz ülkenin karanlığa gömülmemesi için bir mum daha yakmaktır.
Bugün Türkiye’de her gazetecinin aklında tek bir gerçek olmalıdır; susarsak bitirirler, yazarsak zorlanırlar, hakikat konuşursa zulüm kaybeder.
Bu karanlığın içinden çıkmanın tek yolu konuşmaktır. Gazetecinin kalemi bir diktatörü sinirlendirdiği için değil, bir toplumu özgürleştirdiği için değerlidir. Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir
bugün Mehmet bey için özel dua istesem sizlerden.
ruhen çok yorulduğunu gördüm bugün. sağlığını her geçen gün biraz daha kaybediyor ama oradan da çıkmasına izin vermiyorlar.. bugün oturup yeniden böbrek nakli üzerine konuştuk. gerisini siz düşünün…
CHP Milletvekili Mahir Polat canlı yayında TGRT’ye teşekkür edip “iyi varsınız” diyor. Utanma sıfır. Tam cümle şöyle: Bu süreçteki emeklerinizden dolayı size ve sizin ekibinize özellikle teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varsınız”