Cumhuriyetimizin ve Kulübümüzün kurucularından, ilk Kulüp Başkanımız ve eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Vasıf Çınar Bey'i sevgi, minnet ve rahmetle anıyoruz.
Kariyerinde sadece iki takımda forma giymiş, ikisi de Siyah-Beyazlı. Bugün oynasa büyük fenomen olurdu Mithat Mıhçı, nam-ı diğer Hippi Mithat.
1.
"Henüz 12 yaşındaydım. Antrenör Halil Bıçakçı ile altyapı sorumlusu Sıtkı Erboy mahalle maçlarında meğer benden habersiz beni takip ediyorlarmış. Eskiden futbolcular böyle keşfedilirdi. Bir gün maç bittikten sonra bu iki adam beni yanlarına çağırarak, ‘Biz Altaylıyız. Seni Altay takımına götüreceğiz, ister misin?’ diye sordular. Onları ilk olarak o zaman tanımıştım. Meğer onları tanımayan yokmuş. Altay semtimizin takımıydı, çevremde neredeyse Altaylı olmayan kimse yoktu. ‘Tabii ki gelirim. Seve seve. Neden olmasın?’ dedim."
2.
"Altay’ın Altay olduğu o dönemlerde Alsancak Stadı’ndaki maçlar şölen şeklinde geçerdi. Devre arasında biz minikler maç yapardık, o atmosferi asla unutamam. O yaşımızda heyecandan ayaklarımız titrerdi. Bir yandan da 15 dakikalık arada kendimizi göstermek isterdik. Bu yüzden hiç kimse topu başkasına vermek istemezdi. Beni kısa süre sonra minik takımdan genç takıma aldılar. Bizim genç takım çok iyiydi. O zaman bayağı sivrildik. Sonra İzmir Genç Karması’na seçildim, hocamız Ruhi Karaduman. 1966 yılında Mustafa Denizli ile birlikte Genç Milli Takım’a seçildik. Fatih Terim de Adana Demirspor’da oynuyordu, onunla orada tanıştım. Aynı zamanda Namık Kemal’de okul takımında kaptandım. Orada da müthiş bir çıkış yakaladım. Göztepeli Özer Yurteri de bizim takımdaydı. Bizim meşhur beden eğitimi öğretmenimiz vardı, Mustafa Pilevneli. Futbol aşığı, spor aşığı bir adamdı. Futbol dünyasında onu bilmeyen yoktu. Okul takımı ile her sene şampiyon oluyor, Türkiye finallerine gidiyorduk. Bana şart koşmuştu, ‘Bir sene kalacak, bir sene geçeceksin’ diye. İstemesem de öyle oldu. Ben üç yıllık liseyi altı yılda bitirdim. Namık Kemal Ortaokulu’na 1960’da girmiştim, 1969’da çıktım."
3.
Altay yönetimi 1967 yılında beni ve Mustafa Denizli’yi profesyonel yaptı. Çok komik rakamlara imza attık. Biz amatörce oynadık, o formayı giyip sahaya çıkalım başka hiçbir şey düşünmezdik.
4.
Gündüz Kılıç’ın kafasında bir şablon vardı, hep aynı kadroyu çıkarıyordu. 11 kişinin dokuzu sabah pavyondan antrenmana geliyordu. Bir tur atıyorduk, hepsi tellerde kusuyor. O takımı sahaya çıkarıyordu. Gündüz Kılıç bize pek şans vermedi ama baktı ki takım küme düşecek üçümüzü – beni, Büyük Mustafa’yı, Miço Mustafa’yı aldı takıma.
5.
"İlk devreyi averajla Fener’in arkasında ikinci bitirdik. Süper bir kadro vardı o zaman. O kadro şimdi olacak ligin tozunu attırırdık. Biz ful oynuyorduk. Maçımız saat 2’de, 12’de kapı kapanıyordu. Ligde fırtına gibi esiyorduk ama Avrupa’da da büyük işler başarıyorduk. O zamanlar UEFA Kupası’nın adı Fuar Şehirleri Kupası’ydı. Doğu Alman takımı Carl Zeiss Jena ile oynadığımız maçı unutmuyorum. Orada 1-0 yenildik. İzmir’de 0-0 berabere kaldık ama müthiş goller kaçırdık. İnanın 7-0 bitecek maçı 0-0 bitti. O takım daha sonra kupada final oynadı. Teodorescu çok iyi bir antrenördü. Bence Altay’a gelmiş en iyi antrenördü. İlk yarıyı gol averajıyla Fenerbahçe’nin ardından ikinci bitirdik. Çok iyi bir çıkış yakalamıştık. Eskişehir ve Ankara Demirspor maçlarında şanssız şekilde 1-1 berabere kalınca, Fenerbahçe de iki maçı kazanınca puanlar eşitlendi. Ligin ikinci yarısında hakem faktörleri, iyi oyuncuların sakatlanması ve parasal sorunlar nedeniyle yarıştan koptuk, ligi üçüncü sırada tamamladık. Sonra Teodorescu, Çavuşesku zamanında Romanya’ya dönmemek için Amerika’ya iltica etti."
6.
"Bobek de iyiydi ama baktı ki para pul yok gitti. ‘Siz bütün parayı bana veriyorsunuz, futbolcuya para vermiyorsunuz’ diyordu. O zaman gerçekten para alamıyorduk. İstifa etti adam. Bosman kanunu çıktı, futbolcular hayatını kurtardı. Biz bir imza atıyorduk, bitti. Bir daha ölünceye kadar kulüptesin. İstediğin kadar mukavelen bitsin, fark etmiyordu ki."
7.
"Altay’da bir dönem giydiğimiz formalar resmen fanilaydı, arkasına numaralar yapıştırılıyordu. Bazen düşerdi o numaralar. Ayakkabılar vidalı değil çiviliydi. İstanbul’da Dinyakos, burada Ahmet Şamar vardı, o yapardı ayakkabıları. Maçta devre olsun diye yalvarırdık. Bir girersin içeri, ayaklar kan içinde. 1969’da Carl Zeiss Jena takımıyla eşleştik. Almanya’ya gidince vidalı ayakkabı aldık. Bir giydik, pamuk gibi. Kurtardık kendimizi Dinyakos’tan, Şamar’dan."
8.
"Bize atlara verilen haplardan verdiler. Sahaya çıktık, kişniyoruz! Verdiklerini biliyoruz da bu kadar ağır olduğunu bilmiyoruz. Süper bir takımı olan Fener’i eledik. Burada 1-0 yendik, orada 1-1 berabere kaldık. Maç bitti, biz hâlâ koşmak istiyoruz. O maç Çarşamba günüydü. Döndük, hafta sonu Bursaspor’a 3-0 mağlup olduk, ayaklarımız kalkmıyordu. O günden sonra bir daha tövbe."
9.
"Futbolcular arasında ilk defa saç uzatan bendim. O yüzden bana ‘Hippi Mithat’ diyorlardı. Anadolu’da bana ne küfürler ederlerdi."
10.
"Kendimi methetmek gibi olmasın ama ben iyi bir orta sahaydım."
İzmir'in köklü çınarı Altay'ın yıllara göre giydiği formalar, herbiri bir tarih , bir anı ...
Sizce en iyi forma hangi sezonun ?
#Altay#Anadolufutbolu#Forzanadolu#İzmir
45 senedir Altay maçı izliyorum bu kadar kötü bu kadar bilinçsiz bir oyun görmedim dua edelim karşı takımın ligde iddiası yok yoksa fark olurdu herkes şapkasını önüne koysun bu sene düşmez ise seneye düşecek ilk takım oluruz 🖤🤍🧿
Teğmen #EbruEroğlu’nun mahkemede tüyleri diken diken eden sözlü savunması:
“TSK’da erinden orgeneraline kadar herkes bu yemini etti. Biz TSK’dan uzaklaştırılabiliriz. Ünformamıza, kılıcımıza, kimliğimize el koyabilirler. Ancak kütüğe çaktığım plaket orada duruyor. Üniformamız ruhumuza mozaik gibi işli. Kılıcımız kınında, Türk düşmanlarına karşı çekileceği günü beklemekte. Orduevine girişimiz yasak olsa da Türk Milleti bize gönül kapılarını açmış, sofrasında bir tabak yemek, altımıza bir döşek vermek istemiştir. Bizim için önemli olan budur. Son sözü her zaman “TÜRK MİLLETİ SÖYLER” Ben de Türk Milleti’nin bir ferdi olarak diyorum ki; yaşa, var ol Harbiye, yıkılmaz satvetinle…”
#TeğmenEbruEroğlu