ἀλλὰ τἀληθὲς ζητοῦμεν | yalnızca doğruyu arıyoruz | İÜ Felsefe Doktora |Yunan Felsefesi & Alman Felsefesi | Platon | Aristoteles | Kant | Hegel 04.10.12
21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen II. Ulusal Mantık Sempozyumu başarıyla tamamlandı. Türkiye genelinde 25 üniversiteden akademisyen, araştırmacı ve lisansüstü öğrencilerin katıldığı sempozyumda 45 bildiri sunuldu.
evet bu. ancak şunu da söyleyim: sınırlı pasajlarla karşılaştırdım. demirhan cornford çevirisini görmemiş bile olabilir. Arada yaklaşık olarak 20-30 yıl var. ayrıca demirhan’ın bu çeviriye dayandığını da öne sürmüyorum. dayanmış olsaydı bile bir şey fark etmezdi. demirhan’a ilişkin herhangi bir olumsuz noktadan yazmadım. yanlış anlaşılmak istemem. bazı kavram tercihleri ve tümce kuruluşları benzeşiyor, hepsi bu. Cornford ile benzerliği olumsuz değil olumlu görüyorum.
Cornford’un Devlet çevirisini incelememiştim. Timaios ve Theaitetos/ Sofist gibi kapsamlı olmasa da metne ilişkin açıklayıcı notlar içeren nitelikli bir çevirisi varmış. İlginç olan nokta Demirhan çevirisi ile Cornford çevirisi arasında dikkate değer benzerlikler olmasıdır. Demirhan çevirirken Cornford çevirisinden de yararlanmış olabilir.
Sanırım Sokrates “mutluluk gereksinme olmayan bir yaşamdır” savını öne sürmüyor. Böyle bir sav öne sürülürse bunun yanlış olacağını söylüyor. Kallikles de böyle bir olası savı reductio benzeri bir akıl yürütme ile çürütüyor. Alıntı şöyle:
Sokrates: “Bu durumda, hiçbir şeye gereksinmeyenlerin mutlu olduğunu söylemek yanlıştır.
Kallikles: Elbette. Çünkü böyle bir durumda en mutlu olanlar taşlar ve cesetler olurdu.” [çev. T.Irwin,]
«İnsanlar tarihlerini kendileri yapar; ama onu kendi özgür istekleriyle değil, kendi seçtikleri koşullar altında değil, dolaysız olarak önlerinde buldukları, verili, geçmişten devrolan koşullar altında yaparlar.»
—Marx | Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’ı
Argümanın bütününe baktığımızda tür ve örnekleme ilişkisi söz konusu olduğu için burada tür’den başka bir karşılığın geçerli olduğunu düşünmek bana zor görünüyor. Bu biçimde yorumlanması da büyük bir sorun yaratmaz. Ama karşılık olarak en yerinde olanın tür olduğunu sanıyorum.
δύο εἴδη τῶν ὄντων, τὸ μὲν
ὁρατόν, τὸ δὲ ἀιδές (79a)
cümlesindeki εἶδος'u "tür, cins" değil de temel anlamıyla anladığımızda da aslında çok bir şey değişmiyor: Platon varlıkların iki farklı "görünümü" (δύο εἴδη τῶν ὄντων) olduğunu söylüyor. Birincisi duyularımızla algıladığımız görüntü, yani direkt gözümüzün gördüğü şey(τὸ ὁρατόν); diğeri ise bir nevi ruhun "gözüyle" görülen görünümleridir: Bu görünümün kendisi ise esasında sadece şekilden yoksundur (ἀιδές: α - εἶδος), dolayısıyla bir organ olarak göz için varlığın bu tarafı görülemiyor, daha doğrusu "fark edilemiyor". Çünkü göz bedene aittir, dolayısıyla bakışı daima varlığın "her zaman değişen, aynı kalmayan" yönüne yöneliktir: Platon bunlara μηδέποτε κατὰ ταὐτά (hiçbir zaman aynı olmayan şeyler; ταὐτά'daki krasise dikkat: τὰ αὐτά) diyor. Ruh ise bedenin aksine varlığın "hiçbir zaman değişmeyen, hep aynı kalan" (κατὰ ταὐτὰ ἔχον) tarafına doğru bakar. Dolayısıyla varlığın her iki durumunda da bir "görünüm" var: Fakat birisi bedene ait olan gözle görülmüyor, ancak aynı şekilde o varlıklar gibi ἀιδές olan Psykhe'nin bakışı varlığın "hep aynı kalan, değişmeyen" tarafını görünür kılabilir: Çünkü Platon'un deyimiyle psykhe kendi türüne benzer olmayan şeylere bedeni aracı kılarak incelediğinde (τῷ σώματι προσχρῆται εἰς τὸ σκοπεῖν τι, 79c) gördüğü tek şey varlığın "daima değişim içinde olan, aynı kalmayan tarafıdır"; dolayısıyla burada genel olarak αἴσθησις'in (aisthesis) psykhe'ye yabancı, ona beden tarafından yüklenmiş olduğu vurgulanıyor. Fakat ne zamanki psykhe bedeni ve dolayısıyla aisthesis aracılığıyla görmeyi dışlayıp, bizzat sadece kendisine dayanarak görmeye başladığında (αὐτὴ καθ’ αὑτὴν σκοπῇ) o zaman "şeylerin daima ölümsüz, saf olduğu mekana" (ἐκεῖσε οἴχεται εἰς
τὸ καθαρόν τε καὶ ἀεὶ ὂν καὶ ἀθάνατον, 79d) doğru gider.
Klişe yorum damgası yiyen "idealar dünyası" bu türden yorumlardan hareketle altı doldurulan düşünce. Platon çünkü yapıtlarında "idealar dünyası" yorumunu tutarlı, mantıklı kılacak birçok cümle kuruyor: Üstte incelediğimiz kısımdaki ἐκεῖσε οἴχεται εἰς
τὸ καθαρόν τε καὶ ἀεὶ ὂν καὶ ἀθάνατον cümlesinde belirli bir mekanı işaret eden ἐκεῖσε ve "gitmek" anlamına gelen οἴχομαι fiili bu cümlelerden sadece birisi. Son olarak şu da dikkatlerden kaçmamalı: ἀιδές (aides) ile Platon bariz bir şekilde Ἅιδης'i (Hades) çağrıştırmaya çalışır; bir mekan olarak Ἅιδης ruhların bedenden ayrıldıktan sonra gittiği yerdir. Platon'un to aides = psykhe - to oraton=soma eşitliği, birnevi hades=psykhe - görülen dünya=beden olarak da yorumlanabilir: Psykhe asıl ait olduğu mekana gidiyor, bedenin kendisi ise dünyada kalıyor.
10)Notlarda bir iki yerde diyaloglara atıflara ilişkin küçük düzeltmeler gerektiren yerler var gibi görünüyor. 2. baskıda bunlar düzeltilecektir. Böyle kapsamlı çalışmalarda küçük noktaların gözden kaçması olağandır. Kendi adıma verdiği büyük emek için Ö. Orhan’a teşekkür ederim.
1)Özgüç Orhan’ın Phaidon çevirisi Phaidon Üzerine Notlar başlıklı bir ekle birlikte yayımlandı. Özgüç Orhan’ın çevirisini diğer Türkçe çevirilerden ayıran birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Zengin dipnot ve açıklamalarıyla diğer çevirilerden ayrılan Phaidon diyaloğu, Sokrates’in; idealar, ruhun ölümsüzlüğü ve filozofça bir yaşamın tartışıldığı son gününün hüzünlü bir tasviridir.
9) NK çevirisi Loeb edisyonunu temel alıp kimi noktalarda onu izlememiş olsa bile hala yararlanılabilir bir çeviridir. Sanırım ÖO buna itiraz etmeyecektir. Bu arada NK Phaidon çevirisini 2025’te notlarla zenginleştirerek yeniledi. Henüz inceleyemedim ama buna da bakmak gerekir.