Engelli Hakları ana başlıklı köşe yazımda bu suç duyurusunun neticesini yazdım.
⬇️
“Çorlu'da fabrikada çalışan Özkan Çavuş ile Cevriye Çavuş, ikiz oğullarından otizmli E.Ç.'yi 2 yıl önce eğitim alması için özel bir spor akademisine gönderdi. Akademiden zaman zaman E.Ç.'nin spor yaparken gösterdiği gelişim, kamera ile kayıt altına alınarak aileye gönderildi. Aile, 26 Nisan günü A.Ç.'nin eğitmeni E.G.'den oğullarının gelişimini görmek için yeni görüntülerin gönderilmesini istedi. Yanlışlıkla gönderilen görüntüleri inceleyen çift, çocukların koşu bandı üzerinde spor yaptığı sırada eline verilen topu huniye atamayınca eğitmen E.G. tarafından itilip, yüzünden tokatlandığı gördü. Aile, görüntüler ile birlikte Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na giderek eğitmen E.G. hakkında suç duyurusunda bulundu.”
https://t.co/wkElEIlG8h
⬇️
Bazı acılar anlatılamıyor, sadece yaşanıyor. Özellikle de kendisini savunma gücü olmayan, dünyayı bizden farklı algılayan otizmli bir çocuğun canı yandığında; o acı sadece bedeninde değil, onun ve ailesinin ruhunda, bizlerin vicdanında derin bir yara açıyor.
Tekirdağ Çorlu’da 2025 yılının Nisan ayında haberlere yansıyan ve bugüne kadar süregelen bir hukuk mücadelesi, tam da bu yaranın hikayesi.
https://t.co/wKw0MkjC7V
Tutuklanacağını göze alıp
ülkeye dönen,ters kelepçe takılıp lekeleme yürüyüşü yaptırıldığında da gülen,iktidarın mutlak butlancısına salın CHP'yi diyebilen,kuyu tipi cezaevinden dahi baş eğmeyen @idgoktas ın cesur duruşuna komik yenilgi demek,hukuk ve vicdan dışılığa destektir...
Bu ülkede,
Engelli evlatların anne babaları, "Benden sonra evladım ne olacak?"
kaygısıyla yaşayıp gözü açık gidiyorlar.
Bu hayata zulümdür.
Evlatlarımızı ana gibi sahiplenecek
BAKIMEVLERİ,
her insan evladının hakkıdır.
SOSYAL DEVLET
İSTİYORUZ!
Şiddetsiz cinayetsiz
BAKIMEVLERİ!
Danıştay’ın KEDİ Otizm ve İnegöl Otizm Dayanışma Derneklerinin başvurusu neticesinde özel eğitim sınıflarındaki kamera yasağının kaldırılması, özel eğitim öğrencileri, özellikle de otizmli bireyler ve aileleri için önemli bir kazanım.
Bu karar, birçok ailenin ve profesyonelin uzun zamandır beklediği bir adımdı. O nedenle Milli Eğitim Bakanlığı yönetmelik değişiklikleriyle bu kararı hızla hayata geçirmeli.
İşini sevgiyle yapan, özveriyle çalışan öğretmenlerimiz bu konudaki hassasiyetin farkındalar. Güvenlik amacıyla alınacak bu önlemlere karşı çıkmayacaklarını biliyoruz.
Aslında sınıflara kamera sistemi kurulması, sadece çocukların güvenliğini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda öğretmenlerin de herhangi bir zan altında kalmalarını önleyerek eğitsel ortamda şeffaflık oluşturacak.
Kameralar, otizmli çocukların fiziksel ve duygusal güvenliğini artırmanın yanı sıra öğretmenler için de bir koruma kalkanı işlevi görecek. Bu bağlamda, hem çocukların hem de öğretmenlerin korunması sağlanacak.
Eğitimci ve öğrencilerin güvenliğinin sağlanması, bu sürecin en önemli parçasıdır ve kameralar, bu güvenliğin tesis edilmesinde önemli bir araç olacaktır.
Bu gelişmeyi otizmli çocuklarımızın ve ailelerinin yanında, aynı zamanda öğretmenlerimizin de haklarına sahip çıkmanın bir yolu olarak algılamalıyız.
Hep birlikte daha güvenli, şeffaf ve destekleyici bir eğitim ortamı oluşturmak için bu fırsatı değerlendirmeliyiz.
https://t.co/4QWbULWNbu
Bir çok özel eğitim öğrencisi çocuk, yaşadığı ihmal veya istismarı ifade etmekte güçlük yaşıyor.
Yönetmelikse özetle:
sınıf içlerine kamera konulamaz diyor.
Bu nedenle KEDİ Otizm ve İnegöl Otizm Dayanışma dernekleri olarak,
avukatlarımız
Mehmet Hamdi Özşarlak ve Suna Ağı ile birlikte, bir hukuki mücadele başlattık.
Önce Milli Eğitim Bakanlığından gerekli düzenlemenin yapılması talep ettik,
Reddedildi.
Sonra Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurduk. Kurum özetle bakanlığa “bu işi çöz, tarafların haklarını koruyacak yeni düzenleme yap” dedi.
Milli Egitim Bakanlığı, özel hayat dedi, KVKK dedi, yine reddetti.
Biz de, dayanak yapılan yönetmelik maddesinin iptali için dava açtık.
Ve Danıştay, son sözü söyledi:
Bu madde hukuka aykırıdır. Nokta.
Çocukların yaşam hakkı, güvenliği ve eğitim hakkı, birlikte korunabilir.
Çocukların güvenliği insanlık onurunun ve hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereğidir.
#ÖzelEğitimSınıflarınaKameraŞart
@TrOtizmMeclisi
Turgutlu’da okul merdivenlerinden aşağı atılan otizmli çocuğu hatırladınız mı?
Sözde okul müdürünün yargılandığı dosyanın her duruşmasına gözlemci olarak katılıyoruz. 13 Temmuz yani pazartesi günü gerçekleştirilecek dördüncü duruşmada yine çocuk ve annenin yanındaki yerimizi alacağız.
Görüntüleri tüm Türkiye izledi ve duruşmada o müdür ne dedi biliyor musunuz? “İtmedim, kendi ivmelendi, düştü.”
Bu olay tesadüfen koridordaki kameraya takılmasa o çocuğa kim inanacaktı?
Bunca somut delile rağmen okul önünde basın açıklaması yapan, müdüre sahip çıkan “o çocuk bunu haketti” diyebilen veliler, kamera görüntüleri olmasaydı belki de çocuğun müdürü ittiğini söylecekti.
Özel gereksinimli çocukların korunması bir tercih değil, devletin pozitif yükümlülüğüdür.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
21 yaşındaki otizmli Uğur Yıldırım’ın özel bakım merkezindeki ölümüyle ilgili açılan davanın ikinci duruşması görüldü.
Yıldırım’ın “30 kat fazla dozda ilaç verildiği” için öldüğü uzman bilirkişi raporuyla belgelendi.
Ancak buna rağmen tüm sanıklar tutuksuz yarg��lanıyor❗️ 👇
İzmir’de 30 yaşındaki otizmlinin yaşadığı davranışsal kriz karşısında ailesi acil müdahale sağlık desteği bulamadığı için zor anlar yaşadı.
Türkiye'de otizmliler çocukluktan yetişkinliğe geçiyor. Ancak yetişkin otizmliler ve yaşlanan aileleri için kriz anlarında devreye girecek acil müdahale gerektiren bir sistem yok ya da çok yetersiz.
Bugün İzmir'de yaşanan bu olayın yetkililer tarafından duyulmasını ve 30 yaşındaki gencin ve ailesinin uygun desteklere acil olarak ulaşmasını talep ediyoruz.
İhtiyaçlarımız çok net:
1. Kriz anında "eve gelecek birim" istiyoruz. 112 gibi, ama otizmi bilen ekipler.
2. Hastanelerde "otizmli bireyler için özel acil birim" istiyoruz. Sıra, gürültü, ışık... Hepsi krizini tetikliyor.
3. Bize "nefes aldıracak gündüz bakımevleri" istiyoruz. 1 gün, sadece 1 gün çocuğum güvende olsun, ben uyuyayım.
"Bu paylaşım yaşanan sorunun görünür olması amacıyla yapılmaktadır."
#OtizmliSistem Bekliyor
@saglikbakanligi@drmemisoglu@sagliklicozum@tcailesosyal@izmirvaliligi
⚫️ 27 gündür direnişte olan Özşen Madencilik işçileri kazandı: Madenden sloganlarla çıktılar
Edirne Uzunköprü’de, Kiremitçiler Grup’a bağlı Özşen Madencilik'te ödenmeyen ücret, fazla mesaileri için ve işten çıkarmalara karşı 27 gün önce direnişe başlayan Bağımsız Maden-İş üyesi işçiler direnişlerinin kazanımla sonuçlandığını açıkladı. Açlık grevini sonlandıran işçiler madenden alkış ve sloganlarla çıktı.
https://t.co/z6ZD6RRbte
“Birkaç gönüllü ve sınırlı bağışlarla ayakta duran bir dernek, aslında kaç kamu kurumunun yükünü taşıyor? Bu binanın tadilatının tamamlanması, bir yaşam alanına dönüşmesi için gerekli işler, ısınması, uzman öğretmenlerin emeği, kullanılacak malzemeler… Bunların hiçbiri ancak üye aidatları bağışlarla ya da “sağ olsun bir iş insanı destek verdi” cümlesiyle sürdürülebilir değil.
Sosyal devlet, tam da bu noktada devreye girmesi gereken mekanizma. Otizmli bireylerin eğitimi, bağımsız yaşam becerileri, ailelere psikososyal destek, istihdama geçiş programları; bunların hepsi kamunun asli görevi.”
@Yenihayateng
https://t.co/uw937I7Jr2
Uğur Yıldırım’ın annesi Dilek Barut’un çağrısına kulak verelim.
İstanbul’da özel bir bakım merkezinde bakım altındayken yaşamını kaybeden Uğur Yıldırım’ın annesi Dilek hanımın isyanı hiç susmuyor, acısı dinmiyor.
Uğur Yıldırım’ın maruz kaldığı iddia edilen istismar ve şiddetin aydınlatılması amacıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma neticesinde 9 personel hakkında “olası kastla öldürme”, “kasten yaralama” ve “suçu bildirmeme” suçlamalarından açılan davanın ikinci duruşması, 24 Haziran 2026, Çarşamba günü, saat 13:30’da İstanbul Bakırköy 18.Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.
Sanıklar tutuksuz yargılanıyor. Belki de daha öncekiler gibi paraya çevrilecek hafif cezalarla “işin içinden çıkacaklar”.
Ya da Niğde davasında olduğu gibi işkence suçuyla hüküm giyip, sonrasında istinaftan dönecek davayla salıverilecekler.
Ailenin avukatı Selma Yıldız’ın açıkladığı bilgiye göre Yıldırım’ın ölümüne ilişkin adli tıp raporunda ölüm nedeni “ilaç intoksikasyonu” olarak belirlendi, Yıldırım’a kullandığı ilacın normal dozunun yaklaşık 30 katı verildi, Yıldırım’ın vücudunda darp ve bağlama izleri tespit edildi.
Tüm bu nedenlerle, bakım merkezlerinde etkin denetimler yapılması için, bakım merkezlerinde kalan bireylerin insan hak ve onuruna uygun yaşam sürebilmesi için Dilek hanımı dinlemek, sesini yükseltmek, bu davaya destek olmak önemli. Sadece Uğur için değil, aynı zamanda tüm bakım merkezi sakinleri için…
İnsan ve engelli hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve aktivistleri Uğur Yıldırım’ın davasını takip etmeye davet eder, adaletin bir an önce tecelli etmesini dileriz.