ÖĞRETMENLERİ BİRBİRİNE RAKİP ETMEYEN, HAKLARI BİRLİKTE KORUYAN BİR SİSTEM MÜMKÜN
Bugün mazeret nedeniyle il emri bekleyen öğretmenlerle, yıllardır yüksek hizmet puanlarına rağmen isteğe bağlı yer değiştiremeyen öğretmenler karşı karşıya geliyor. Oysa iki tarafın da talebi gerçek, iki tarafın da çözülmesi gereken bir sorunu var.
Bir öğretmen yıllarca zorunlu hizmet bölgesinde görev yapıyor, hizmet puanı biriktiriyor; ancak her yıl sınırlı kontenjan nedeniyle tercih ettiği yere gidemiyor. Diğer öğretmenin ise mazereti kabul ediliyor fakat kontenjan yetersizliği nedeniyle eşi ve ailesinin bulunduğu ile atanamıyor. Birinin hakkını diğerinin karşısına koyarak bu sorunu çözemeyiz.
1️⃣ İsteğe bağlı yer değiştirme yılda iki kez yapılabilir.
Mayıs ayında yapılan isteğe bağlı yer değiştirme Temmuz ayında yapılabilir ve Ağustos ayının son haftası ile Eylül ayının ilk haftası ikinci bir il dışı yer değiştirme takvimi oluşturulabilir. Böylece ilk atamalardan sonra oluşan boş normlar yeniden değerlendirilir ve yıllardır bekleyen öğretmenlere ikinci bir fırsat sağlanır.
2️⃣ Mazereti kabul edildiği hâlde yer değiştiremeyen öğretmenler için ayrı bir mekanizma oluşturulabilir.
İl emri veya benzeri bir çözüm, isteğe bağlı yer değiştirme kontenjanlarının karşısına konulmadan, aile bütünlüğünü, sağlık, engellilik ve diğer mazeretleri gözeten ayrı ve şeffaf bir sistem içerisinde uygulanabilir.
3️⃣ Öğretmen her yıl belirsizlik yaşamamalı.
“Bu yıl gidebilecek miyim, yine atanamazsam ne olacak, tekrar mücadele mi edeceğim?” soruları öğretmenin çalışma hayatının bir parçası hâline gelmemeli. Takvim, kriterler ve süreçler önceden belli olmalı.
4️⃣ Hizmet puanı da mazeret de karşı karşıya getirilmemeli.
Yıllarca görev yaptığı bölgede hizmet veren öğretmenin biriktirdiği hizmet puanı korunmalı; ailesinden ayrı kalan ve mazereti kabul edilen öğretmenin aile bütünlüğü de ayrıca gözetilmeli.
Asıl mesele “il emri mi, isteğe bağlı tayin mi?” meselesi değildir.
Asıl mesele, öğretmenleri birbirlerinin hakkına engel olacak şekilde yarıştırmadan, her iki grubun hakkını koruyacak bir yer değiştirme sistemi kurabilmektir.
Şeffaf, adil, öngörülebilir ve kalıcı bir sistem kurulursa öğretmenler her yıl aynı belirsizliği yaşamaz; haklarını duyurabilmek için yeniden yeniden mücadele etmek zorunda kalmaz.
Çözüm, öğretmenleri karşı karşıya getirmek değil; sistemi öğretmenlerin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemektir.
@tcmeb@YilmazzGuney
“Depo öğretmen” tartışması üzerinden asıl meseleyi kaçırmamak gerekir.
Mazerete bağlı yer değişikliği başvurusu yapan ve mazereti kabul edildiği hâlde kontenjan yetersizliği nedeniyle yer değişikliği gerçekleşmeyen öğretmenlerin talebi, “depo öğretmen olmak” değildir.
Burada önce talebin temel amacını doğru ortaya koymak gerekir.
Bir öğretmen mazerete bağlı yer değişikliği başvurusu yapıyorsa, bunun temelinde ailesinin bulunduğu yerde görev yapabilme ihtiyacı vardır. Özellikle eş durumu kapsamında başvuran öğretmen açısından mesele yalnızca bir okul değiştirmek değildir. Mesele, ailesiyle aynı yerde yaşayabilmek ve aile bütünlüğünü sağlayabilmektir.
Dolayısıyla “İl emri verilirse öğretmenler depo olur” şeklindeki yaklaşım, konunun özünü farklı bir noktaya taşımaktadır.
Çünkü öğretmenin talebi:
“Beni bir yere yerleştirin, hangi okul olduğu önemli değil.” olmadığı gibi; tam olarak “Mazeretim kabul edildi. Ailemin bulunduğu il'e gelebilmem için bir çözüm üretilsin.”
İl emri neden gündeme geliyor?
Mazerete bağlı yer değiştirme sürecinde öğretmenin mazereti kabul edilmiş olabilir. Ancak öğretmen, tercih ettiği eğitim kurumlarına kontenjan veya norm yetersizliği nedeniyle yerleşemeyebilir.
İşte tam bu noktada sorun ortaya çıkıyor:
Mazeret kabul edilmiş, fakat mazeretin gerektirdiği fiilî yer değişikliği gerçekleşmemiş oluyor.
Öğretmen açısından sonuç ise değişmiyor: Eşi ve ailesi başka bir yerde, kendisi başka bir yerde görev yapmaya devam ediyor.
İl emri talebi de tam olarak bu noktada gündeme geliyor.
Amaç öğretmeni herhangi bir okulda “bekletmek” değil; mazeretinin bulunduğu il'e ulaştırabilecek bir idari çözüm oluşturmak.
Nitekim il/ilçe emrine atama ile öğretmenin daha sonra görev yapacağı eğitim kurumunun belirlenmesi aynı şey değildir. Bu iki aşamanın birbirinden ayrılması gerekir.
Peki öğretmen neden “depo” olarak anılmak istemiyor?
Çünkü “depo öğretmen” ifadesi, öğretmenin talebini sanki “çalışmadan bir yerde beklemek” şeklinde gösteriyor.
Oysa öğretmenlerin temel talebi bu değil.
Öğretmen:
- ailesinin yanına ulaşmak,
- eşiyle aynı yerde yaşayabilmek,
- çocuklarından ayrı kalmamak,
- kabul edilmiş mazeretinin gerektirdiği yere ulaşabilmek,
- mesleğini sürdürürken aile bütünlüğünü sağlayabilmek
istiyor.
Dolayısıyla burada sorulması gereken soru:
“Öğretmen depo olur mu?” Değil, “Mazereti kabul edildiği hâlde yer değiştiremeyen öğretmenin aile bütünlüğü nasıl sağlanacak?” Sorusudur.
Peki il emri verilirse öğretmen nerede görev yapacak?
Bu elbette idari açıdan tartışılabilir ve çözülmesi gereken bir konudur.
İl emri uygulanacaksa öğretmenlerin hangi kurumlarda görevlendirileceği, ihtiyaçların nasıl değerlendirileceği, normların nasıl kullanılacağı ve görev yerlerinin hangi kriterlerle belirleneceği Bakanlığın planlaması gereken hususlardır.
Ancak bu idari soruların varlığı, aile bütünlüğü sorununu ortadan kaldırmaz.
“Norm sorunu var, o hâlde ailelerinden ayrı kalan öğretmenler için hiçbir çözüm üretilemez.” Kabul edilir bir anlayış değildir.
2025 uygulaması neden ayrıca konuşuluyor?
Burada öğretmenlerin sorduğu önemli bir soru da var.
2025 yılında mazerete bağlı yer değiştirme sürecinde tercihlerine yerleşemeyen öğretmenler için Bakanlık tarafından mazeret illerindeki ihtiyaçlar doğrultusunda ek bir çözüm uygulanmıştı. Bakan Sn. Yusuf Tekin de bunu, öğretmenlerin aileleriyle bir arada olabilmesi ve “kadim sorumluluk” vurgusuyla açıklamıştı.
Dolayısıyla bugün öğretmenlerin sorduğu soru şu:
Geçtiğimiz yıl aile bütünlüğünün sağlanması amacıyla uygulanan çözüm bu yıl neden uygulanmıyor?
Bu soru, “her yıl kesinlikle aynı uygulama yapılmak zorundadır” iddiasından ziyade, uygulama farklılığının gerekçesinin açıklanması açısından önem taşıyor.
Mazereti kabul edildiği hâlde yer değiştiremeyen öğretmenler, aile bütünlüklerinin sağlanabilmesi için il emri yoluyla mazeretlerinin bulunduğu ile atanabilecekleri bir çözüm talep etmektedir.
İl emri bekleyen öğretmenin asıl amacı depo öğretmen olmak değil; ailesinin yanında olabilmektir.
Bir öğretmenin ailesinden ayrı kalmasının çözümü konuşulurken, önce öğretmenin neden il emri istediğini konuşmak gerekir.
Sorulması gereken “Depo öğretmen olur mu?” değil, “Mazereti kabul edilmiş ve yer değiştirememiş öğretmenin aile bütünlüğü nasıl sağlanacak?” sorusudur.
Sayın Bakanımızın il emri uygulanmayacağını açıklamasının ardından sormak istiyoruz: Sendikaların asıl sorumluluğu tam da böyle bir noktada başlamıyor mu?
Mazereti kabul edildiği hâlde kontenjan ve norm yetersizliği nedeniyle yer değişikliği gerçekleşmeyen öğretmenlerimizin mağduriyeti ortadayken, bu talebin Bakanlık nezdinde yeniden ve daha güçlü şekilde gündeme getirilmesini bekliyoruz.
Ayrıca ikinci il dışı dönemiyle ilgili olarak Bakanlık dün tercih sonuçlarını açıkladı. Ancak takdir edersiniz ki ortaya çıkan tablo, öğretmenlerin önemli bir bölümünün yine yer değiştiremediği, mevcut görev yerlerindeki bölgelere açılan tercihler nedeniyle hareket alanının oldukça sınırlı kaldığı bir sonuç oldu.
Tüm bunlar ortadayken sizler de bu dosyayı kapatmış mı olacaksınız? Yoksa atanamayan öğretmenlerin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için yeniden bir çalışma ve girişim başlatacak mısınız?
Öğretmenler olarak beklentimiz, bu sürecin sonuna kadar takip edilmesi ve il emri talebimizin Bakanlık nezdinde yeniden değerlendirilmesi için sendikaların yanımızda olduğunu görmektir.
@EgitimBirSen@egitimgucusen@turkegitimsen@HurEgitimSen@dmssendikasi
Sayın Cevdet Yılmaz, öğretmenlerimiz öğrencilerimizin geleceği için çalışırken kendi çocuklarından ayrı kalmak istemiyor. #AyrılığaSONverMEB Eş, çocuk, sağlık, engellilik, can güvenliği ve bakım mazereti bulunan ailelerin çözüm talebinin duyulmasına ve İL EMRİ beklentimizin ilgili makamlara iletilmesine destek olmanızı rica ediyoruz 🕊️. @RTErdogan@EmineErdogan@burhanduran@hasandogan@ackilic76
Sayın Bakanım, 2025 yılında “Öğretmenimizin ailesiyle bir arada olabilmesi, insanı önceleyen kadim sorumluluğumuzun bir gereğidir.” diyerek tercihlerine yerleşemeyen öğretmenlerimizin atamalarını gerçekleştirdiniz.
Bugün öğretmenler, aynı mazeret ve aynı beklenti içindeyken neden farklı değerlendiriliyor?
2025’te “kadim sorumluluk” olarak gördüğünüz aile bütünlüğünün 2026’da da gözetilmesini ve öğretmenlerimizin aile birliği adına il emri talebini yeniden değerlendirilmesini arz ediyoruz.
@Yusuf__Tekin@YilmazzGuney
#KadimSorumlulukNerede