Takipçilerime ve dışarıdan paylaşımlarıma göz gezdirenlere hitaben yazıyorum:
✅ Bana yanlış gördüklerimi paylaşıyorum diye kızabilirsiniz. Ben birileri kızacak diye yolumdan dönmem.
✅ Doğru olduğuna inandığım şeyi dile getirmekten vazgeçmem. Takipten çıkabilirsiniz. Saygılı şekilde, kimseyi aşağılamadan, hakaret etmeden ülkenin gündemiyle ilintili şeyler paylaşıyorum, paylaşmaya devam edeceğim.
✅ Ek olarak, ben kimsenin körü körüne destekçisi sempatizanı, yalaması değilim. Ak Parti'de olsa, CHP'de olsa siyasal duruşu ne olursa olsun yanlış, ahlaksız olduğuna inandığım her konu hakkında fikrimi söyler tarafımı belli ederim.
✅ Unutmayın! doğru olanı yapmak, yarınında kaybettirse de yanlış bir başlangıcı engellemek için yapılabilecek en doğru şeydir.
✅ Her RT için para alan, paylaşım tarifesi olan yalaka adamlar gibi değilim. Kişisel olarak sosyal medyadan para kazanmak gibi derdim olsa bunu bir çoğunuzdan iyi yapacağımdan şüpheniz olmasın.
Dedikodular, söylentiler, iddialar, iftiralar, senaryolar…
Hiç kimse merak etmesin, Tayyip Erdoğan da dava arkadaşları da gereken ne ise yapar ve hiç kuşkunuz olmasın yapacaktır.
Siyasetimizin tek limanı ahlaktır; AK Parti o limandan hiç demir almamıştır, asla da almayacaktır.
Fon krizinde sonuç olarak şunu anladık:
Bir kısmımız, “Büyük Türkiye, adil dünya, Terörsüz Türkiye, Filistin’e özgürlük, Suriye devrimi, Müslüman birliği, İsrail’e karşı direniş” diyerek mücadele edip hayatlarını riske atarken,
Arkamızda organize bir ekip aynı kavramları kullanıp çalmış, yolsuzluk yapmış, servetine servet katmış…
Yaşadığımız hayal kırıklığı ve öfkenin sebebi bu ihanettir…
Her türlü arsızlığa, haksızlığa, kötülüğe; sözde dava adamlarına, makamı yük değil nimet bilenlere, yan gelip yatanlara rağmen…
Ben yine sabırla çalışacağım.
Yine üreteceğim.
Yine mücadele edeceğim.
Çünkü benim ölçüm başkalarının ne yaptığı değil, benim neye inandığım ve neyin arkasında durduğumdur. Günü kurtaranlardan değil, iz bırakanlardan olmaya niyetliyim.
Kim ne yaparsa yapsın;
ben emeğimden, ahlakımdan, gayretimden ve mücadelemden vazgeçmeyeceğim.
Çünkü bazıları makam bekler, bazıları menfaat…
Bazıları ise sadece görevini yapar. Benim yolum belli.
“Fatma Betül Sayan Kaya yalnız mıydı?”
İsmail Kılıçarslan: Recep Tayyip Erdoğan bir çınar. ‘Çekilin bakalım o çınarın arkasından da kilonuz kaç ona bakalım’ dediğimde çok kızmışlar bana, haberi geldi. Saklanmayın Erdoğan’ın arkasına. 118 bin lirayı bir araya getiremeyecek 50 milyon insan, ‘Allah’ım Erdoğan’a güç kuvvet ver’ diye dua ediyor. Hem de hiçbir menfaat beklemeden. Devlet Denetleme Kurulu sonuçta bulacak seni. Dolayısıyla bulmadan önce delikanlı gibi AK Parti'ye son bir borç öde ve kendini ele ver
#ErsinÇelik @kilicarslan_is #Siyaseten
Şimdi ne olacak?
Cumhurbaşkanımız, "Yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz" dedi. Doğru söz. Ama vedalaşmak bir istifa mektubuyla bitmez. Kapıyı açanlarla, kefil olanlarla, uyarıları bastıranlarla da vedalaşmak gerekiyor. Aksi hâlde bugün birini uğurlarız, yarın yerine aynı kalıptan bir başkası gelir.
Benim beklentim açık. Uyarı yapanın dinlendiği, soru soranın cezalandırılmadığı bir parti. Bir yöneticinin kimi tanıdığına değil, ne yaptığına bakılan bir parti. Makam sahiplerinin hisse ve fon işlemlerini beyan ettiği, milletin kuruşunun kendi kuruşundan önce geldiği bir parti. Yani 2002'de kurduğumuz parti.
Bu dava bize emanet edildi. Emanete ihanet sadece çalmakla olmaz. Görmezden gelmek de ihanettir, alkışlamak da, susmak da.
Menfaatçilere
Siz bu partiye yağmurda gelmediniz. Yasaklıyken, kapatma davaları sürerken, sokakta "gerici" diye yaftalanırken ortada yoktunuz. Kapının önüne ihale, atama, danışmanlık, yönetim kurulu koltuğu dizildikten sonra geldiniz. Dava sizin için bir kimlik değil, bir kartvizitti.
Sorun geldiğiniz için değil. Her büyüyen harekete yeni insanlar katılır, katılmalı da. Sorun, gelir gelmez dilimizi öğrenmeniz, dualarımızı ezberlemeniz, sloganlarımızı bizden yüksek sesle atmanız, ama bir türlü ahlakımızı öğrenmemeniz. Bayrağı profil fotoğrafına koymak kolaydı. Milletin kuruşunu kendi kuruşundan fazla korumak zor geldi.
Biri kapıyı açtı, biri koltuk verdi, biri "bizim çocuk" diye kefil oldu. Size kefil olanlar da en az sizin kadar bu suçun ortağı.
Bizim hatamız da var
Bunu da söylemek lazım, yoksa bu seri eksik kalır.
Biz de yeterince bağırmadık belki. Kırılmasın diye cümlelerimizi yumuşattık. "Kendi içimizde konuşalım" dedik, sonra o iç hiç açılmadı. "Aile içi mesele" dediğimiz şeyler büyüdü, sokağa taştı, şimdi muhalefet kürsüsünde konuşuluyor. Eleştiriyi zamanında ve yüksek sesle yapmadığımızda, onu başkaları yapıyor ve sonuç çok daha ağır oluyor.
Bir dava partisinde bu neden oluyor?
Tek bir kötü niyetle açıklamak kolay ama yanlış olur. Birkaç şey üst üste bindi.
İktidar uzadıkça dava, kariyere dönüştü. 2002'de partiye girmek risk demekti. 2026'da ise ihale, atama, danışmanlık, yönetim kurulu üyeliği demek. İkinci kuşağın bir kısmı partiye davadan ötürü değil, kapının açık olduğunu gördüğü için geldi.
Sadakat liyakatin yerini aldı. "Bizden mi?" sorusu "işini dürüst yapıyor mu?" sorusunun önüne geçtiğinde denetim de gevşer. Bizden olanı denetlemek ayıp sayılır.
Eleştiri hainlikle karıştırıldı. Bir parti kendi içinden yükselen uyarı sesini kıstığında erken uyarı sistemini de kapatmış olur.
Devlet malı, yetim malıdır.
Yetimin hakkını yiyenin iki cihanda hesabı çetin olur.
Adil devlet yetim malı yiyenin hesabını öteki cihana bırakmaz, ibreti alem için kan kusturur.
AK Parti’miz her zaman “doğru”ların yanında “yanlış”ların karşısındadır.
AK Parti’mizin “kuruluş felsefesi” ve “varlık sebebi” budur.
Fon krizi olarak adlandırılan gündemin her bir maddesi ve detayı, Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımızın talimatıyla ilk andan itibaren partideki yetkili kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilmekte ve değerlendirilmektedir.
Bu değerlendirmeleri yaparken temel ilkemiz, Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımızın “sorumluluğu olan kim varsa hesap sorulacaktır” ifadesidir.
Bu ilke çerçevesinde, her türlü yanlış, yolsuzluk, istismar ve usulsüzlükle mücadele “tavizsiz” verilecektir.
Fon krizi olarak adlandırılan bu süreçten olumsuz etkilenen vatandaşlarımızın hak ve hukuku titizlikle ele alınacaktır.
Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla, Adalet Bakanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız başta olmak üzere tüm kurumlarımızın tam bir koordinasyon içinde kapsamlı çalışmaları, olayların tüm boyutlarını açığa çıkaracak, karanlıkta hiçbir şey kalmayacak ve gereği yapılacaktır.
Ortada bir iddia varsa araştırılacaktır. Tüm usulsüzlükler ortaya çıkarılacaktır. Yanlış yapanlar, hukuk önünde hesabını verecektir.
Finansal sistemimize ve Türkiye ekonomisine yönelik sistemik bir risk yoktur. Temellerimiz sağlamdır.
Sermaye piyasalarının sınırlı bir bölümünde, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundur. Bu sorunun üzerine gidilirken, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, “benzer bir problemin yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa bunların da hayata geçirilmesini sağlayacak” çalışmaları kapsamlı bir şekilde yapıyoruz.
Tüm denetim kurumları görevinin başındadır. Şeffaflık, denetim ve hesap verilebilirlik ilkelerini koruyacak ve güçlendireceğiz. Milletimizin her alandaki emanetine sahip çıkma irademiz tamdır. Milletimizin emanetine sahip çıkarken hiçbir taviz, istisna ve kararsızlık söz konusu olamaz.
AK Parti’mizde “siyasetimizin alfabesi” her türlü yanlışla sonuna kadar mücadele etmektir.
Yıllarca AK Parti’ye gönül vermiş, karşılık beklemeden emek vermiş insanların bugün sormaya hakkı var:
Vatandaş kirasını ödemekte, esnaf ayakta kalmakta, emekli geçinmekte zorlanırken; siyaset çevresindeki isimler hakkında milyonlar ve milyarlar konuşuluyorsa, bunun cevabı sessizlik olamaz.
İddia doğruysa gereği yapılmalı, yanlışsa belgeleriyle çıkıp açıkça çürütülmeli. Çünkü mesele artık bir kişinin itibarı değil, siyasete duyulan güven meselesidir.
Millete sürekli sabır ve fedakârlık tavsiye edilirken, siyasetçinin ve yakın çevresinin çok daha yüksek bir şeffaflık standardına tabi olması gerekir.
AK Parti’ye en büyük zarar eleştirenler değil; “bizden” denilerek cevapsız bırakılan şaibelerdir.
Dava deniliyorsa önce ahlak, millet deniliyorsa önce hesap verebilirlik gerekir.
Yıllarca “milletin partisi”, “temiz siyaset”, “dava ve ahlak” iddiasıyla siyaset yapan bir hareketin, kendi mensupları hakkındaki böylesine ciddi iddialara karşı göstereceği tavır aynı zamanda kendi siyasi ahlakının sınavıdır.
Kimse makamının, geçmiş unvanının veya siyasi gücünün arkasına da saklanmamalı.
Çünkü milletin artık duymaya tahammülü olmayan tek cümle şudur: “Bizden olunca susalım.”
Adaletin “bizden olanı” olmaz. Siyasetin temizliği de tam olarak böyle zamanlarda belli olur.