canıma ve bedenimi değil yalnız ruhumun kalan yanlarını da delik deşik oysun diye çünkü ancak böyle daha çok hissedebilirdi onu, onlu olan her şeyi, asıl böylece kalabilirdi diri hem başka nasıl hissetsindi ki. çoktan kaybetmiş/kaybetmişti onlar daha ne kaybedilsin ki.
l’enfer c’est les autres demişti. başka şeyler de, duymadığımı sanarak. kuşları duyduğumla değil diplerimle yudumlamıştım kana kana. öyle dipler ki ne denli içleştiğinin sesini yetiştirememiştim ona. ya yeteceğine inanmamıştı avazımın yahut diplerimin derinliğine. nihayeti yine
değil, ölümün uslu son nefesine gebeydi, tanıdık duvarlar önünde. bitmesi umud edilerek değil bilakis daha da değsin diplerine diyeydi tüm ispatlayamadıklarının bedelleri. ondan gelen, onla gelen ve onla gitmeyen ne varsa iyice batsın
işe gitmek için meydana indiğim bi gün tanıdığım 1 çiçekçi ablayla karşılaştık. bana 1 tane gül verdi sonra geldi kuzguncuk otobüsü, epey dolu olduğu için önde durdum. bi baktım şoför kadın, içimden geldi çiçeği ona verdim. aşırı mutlu oldu o da bana çikolata verdi, gülümsedik (:
İstanbul’da Marmara Denizinde, Kumburgaz fayı üzerinde çok deprem oluyor. Değişik büyüklükte. Bunlar Marmara’da beklediğimiz büyük deprem değil. Bunlar bu fayın biriktirdiği stresi artırıyor. Yani kırılmaya zorluyor. Burada asıl deprem daha büyük ve 7’nin üzerinde olacak
Deprem deprem olduğu zaman konuşulmayacak kadar önemli bir konudur. Depremin olmadığı zaman konuşup önlem almak lazım. Bunu başta hükümet, sonra belediye ve halk el ele vererek kenti depreme hazırlaması lazım. Kentsel dönüşüm, bina yapmak kenti depreme hazırlamak değildir. Deprem dirençli kent apayrı şeydir. Artık gerekeni halk yapmalıdır. Yapacağı şey gözetim ve denetimdir.
Canlı anlatım. Saraçhane sürecine ait ilk yargılama başlıyor.
İstanbul 64.Asliye Ceza Mahkemesinde Eren Üner’in, Saraçhanede şiddet uygulayan ve bu şiddeti sosyal medyada paylaşan polislerin, bir kısım paylaşımlarını kamuya açık şekilde paylaşması nedeniyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan cezalandırılması talepli dava başlıyor.
fısıltılara kulak tıkayacak isteği duymak yerine o defterin üzerine basa basa gerekliliklerini yerine getirecek. hayat bazen böyledir demişti ve o gün diycem ki hayat bugün cidden öyle. ağır olacak bir miktar, epey bir miktar.
evlilik, gerekliliğini toplumsal bi yerden alıyorsa sağlıksızdır çünkü tahribatı derinlerde ve uzun ömürlüdür. oysa evlilik denileni; bireysel olarak değerlendirip ve sırf o insanla bir ömrü olabildiğince birlikte yaşamak olarak değerlendirirsek anlamlı, sağlıklıdır.
evliliği gerekliliğe çevirmek adına kulaklarımıza her kozunu fısıldayacak ama bugüne kadar o fısıltılara kulak tıkamamı sağlayan karakterim ve yaşattığım “o” oldu. bundan sonra da öyle olacak. neyse ki böyle hissim ancak bilemem ki bu fısıltılara onun yanıtı ne olur. belki de