Selam.
Nasreddin Hoca Şenliği’ndeki konuşmama bir sayın vekil tepki gösterdi.
Sonrasında sosyal medyada tepki göstermeye devam etmiş.
Bugün de olayın ulusal basına yansıdığını gördüm.
Nasreddin Hoca Şenlikleri devam ediyor.
Şahsi polemiklerle şenliğe gölge düşürmemek için yanıt hakkımı saklıyorum.
Şenliklere katılan değerli Akşehirlilerin “neşelerinin kaçırılmasına” bahane olmak istemiyorum.
Gerçekten dolu dolu ve güzel bir şenlik programı var. Hele sevgili Akşehirliler şenliğin tadını çıkartsın.
10 Temmuz’dan sonra bir video çekerek, ben de iki çift laf edeceğim.
Bu konuda görüş ve röportaj talep eden basın mensubu arkadaşların anlayış göstereceklerine inanıyorum.
Herkese şenlikli bol neşeli günler dilerim.
#NasreddinHocaŞenliği
TSK'dan ihraç edilen genç doktor Efran Tumaris Usul:
-Kurum içinde sayısız tutanak tuttum, dilekçe yazdım, her kademeye ulaşmaya çalıştım, CİMER'e başvurdum, savcılığa suç duyurusunda bulundum.
-Erlere tarihi geçmiş ilaç vermem isteniyordu. Bu yüzden erlere ilaç veremiyordum. Yeni ilaç alındığında bile erlere bu ilaçlar verilmiyordu.
-Enfeksiyon vakaları artınca, musluk suyu içtiklerini, içme suyu temini yapılmadığını, kantinde parayla bile su satılmadığını söylüyorlardı.
-Uyuz vakaları artıyordu, erlere 15-16 gündür banyo yaptırılmadığını öğrendim.
-Uyuz olmayan bir eri 17-18 gün bir odada karantinaya almışlar, erin psikolojisi bozulmuş. Ben uyuz olmadığını söylediğimde, benim mesleki bilgimi aşağılayan cümleler kuruluyordu.
-Revirdeki oksijen tüpleri boştu. Bir atak hastasına oksijen tüpleri boş olduğu için müdahalede bulunamadım.
-Doktorun görev tanımında olmamasına rağmen erlere aşı yapıyordum, çünkü acemi birliğinde yapılması gereken aşılar 3-4 ay geçmesine rağmen yapılmıyordu.
-Er kafa travması geçiriyor, başka gün başka bir er iç kanama geçiriyor, ambulans yok. Çünkü rütbeli personel ambulansı şahsi işi için götürmüş.
-Sevmedikleri erlere sevk, rapor, istirahat verdiğimde, numara yaptıkları söyleniyor ve bu kararlarım uygulanmıyordu.
-Bulaşık yıkayan erlerin elleri egzama oluyordu, uyarıyordum ama bir eldiven bile verilmiyordu.
-Yemekhaneye gelmem istenmiyordu, yemeğimi erlerle gönderiyorlardı. Ben asker kızıyım, babam rütbeli olmasına rağmen hayatında bir ere kendi yemeğini taşıttırdığını görmedim.
Tarih Unutmaz Arşiv Yalan Söylemez.
Saat sabahın dördü...
Kaybeden aday hışımla İlçe Seçim Kurulu’ndan içeri girdi. Kurul Başkanı hâkime döndü ve bağırdı: “Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adli tıbba göndereceğim, seni süründüreceğim. Yakacağım.”
Tarih: 27 Mart 1989.
Yer: Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu.
Hakaret eden ise Beyoğlu’nda başkanlık seçimini yüzde 21.7 oy alarak kaybeden Recep Tayyip Erdoğan. Hakaret ettiği kişi, İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Nazmi Özcan.
Erdoğan oyların sayımında “kesin bir şey olduğunu” düşünüyordu. İtirazı reddedilince kurulu basmış ve ağzından hakaretler dökülmüştü. Bununla da kalmamış, hâkimin sarhoş olduğunu ispatlamak için onu adli tıbba götürmeye çalışmıştı.
Erdoğan yargıdan kaçtı
Nazmi Özcan, Anadolu’nun birçok yerinde görev yapmış bir hâkimdi. “Delikanlı” denilen bir duruşu vardı. Silah taşıyordu. Sinirlerine hâkim oldu. Hayatında kimseye dava açmamıştı. O gün Erdoğan’ı adalete teslim etmeye karar verdi.
Özcan’ın yanı sıra 7 sandık görevlisinin daha imzasıyla tutanak tutuldu. Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polis nezaretinde Beyoğlu Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama talebiyle Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Avukatı Erdoğan’ın tutuklanacağını anlayınca, “Reis! Hemen gitmemiz lazım buradan” dedi. Erdoğan kaşla göz arasında kayıplara karıştı. O gün Erdoğan’a “kaç” diyen avukat sonradan AKP’de milletvekili olacak Zeyid Aslan’dı. Evet, Meclis’te gazetecilere “Bacak aranızı çektirip gazeteye bastırsam”, milletvekiline “Terbiyesiz. Senin kıçını si..erim” diyen, Meclis Komisyonu’nda Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu’na uçan tekme atan kişi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Erdoğan, 27 Nisan tarihinde adliyeye geldi. Kardeşi Mustafa Erdoğan aracılığıyla “birahane sahibi ve kumar işleriyle ilgilenen” Kudret Bey’e haber göndermişti. Kudret Bey, adliye binasındaki “dostları”yla görüştükten sonra Erdoğan’a “gidebilirsin” demişti. Erdoğan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi. Sadece 4 Mayıs 1989 tarihine kadar, yani bir hafta cezaevinde kaldı. Tekrar hâkim karşısına çıkarıldı ve 500 bin TL kefaletle serbest bırakıldı. Yargılama sonunda 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası TCK’nin 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi. Yani Erdoğan hapse ilk kez “şiir okuduğu” için değil, seçimlere itiraz ederken ettiği hakaret nedeniyle girdi.
BU HABERI LÜTFEN YAYIN SARAYLININ KIM OLDUĞUNU HERKES IYI BILSIN
KEMAL TAŞDEMİR..
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.
Murat Can, 25 yaşındaydı. Üniversite mezunuydu. Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri bölümünden mezun olmuştu. Okuduğu bölümden iş bulamadığı için yaklaşık 2 senedir kuryelik yapıyordu.
23 Kasım akşamı, bir sipariş teslimatına giderken trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Kaza Denizli, Siteler Mahallesi Tokat Caddesi’nde meydana geldi.
Murat Can kendi şeridinde ilerlerken, karşı şeritten gelen ve ani dönüş yapan bir sürücü tarafından 12,5 metre sürüklenerek hayatını kaybetti. Kaza dediğime bakmayın aslında CİNAYET!
Çarpan kişi bir ‘DOKTOR’du. Murat Can, kaza yerinde çok kan kaybetti. Doktor müsveddesi müdahale etmedi! Murat Can’a çarpan sürücü bir Devlet Hastanesi’nin acil bölümünde Doktor olarak görev yapmaktadır. Ancak olay esnasında şokta olmamasına rağmen Murat Can’a müdahale etmemiştir. Olay yerinde Murat Can’a müdahale etmediği kamera görüntülerinde ve tanık ifadelerinde görülmektedir.
Murat Can, vefat ettikten 12-13 saat sonra sürücü serbest bırakıldı. Sebebi de Doktor olmasıydı. Bu Doktor hala görevine devam etmektedir.
Bilirkişi raporuna ve güvenlik kamerası kayıtlarına göre sürücü %100 kusurlu bulunmuştur. Buna rağmen herhangi bir işlem yapılmamış ve sürücü hayatına normal bir biçimde devam etmektedir.
Murat Can bir sayı değildi. Bir tablo satırı, bir yıllık rapor, bir dipnot değildi. Bir hayattı. Bir evlattı. Bir arkadaştı. Ve Murat Can, bu ülkede her yıl binlercesi gibi, trafikte ÖLDÜRÜLDÜ!
Bakın, kelimeyi özellikle seçiyorum: Kaza demiyorum. ÖLDÜRÜLDÜ diyorum.
Çünkü bugün Türkiye’de: Aşırı hızla, alkollü şekilde, telefonla, kuralları bile bile hiçe sayarak araba kullanan insanlar, ölümcül bir risk aldıklarını biliyorlar.
Ama biliyorlar ki: “Yakalanmam belki. Yakalanırsam da birkaç yıl. İndirim olur. Ertelenir. Çıkarım.”
İşte Murat Can’ı öldüren şey sadece o araç değildi. Bu cezasızlık algısıydı.
Her yıl bu ülkede 6 bine yakın insan trafikte ölüyor. Bu bir savaş bilançosu. Ama biz buna hâlâ “kaza” diyoruz. Sanki kimsenin sorumluluğu yokmuş gibi.
Soruyorum: Alkollü araç kullanmak bir tercih değil mi? Aşırı hız yapmak bir tercih değil mi? Telefonla direksiyon başına geçmek bir tercih değil mi?
Eğer bunlar tercihlerse, sonucu ölüm olduğunda bu artık basit taksir değildir. Bu bilinçli bir şekilde işlenen CİNAYETTİR.
Sesimizi duymayan herkes de bu ADALETSİZLİĞE ORTAKTIR!
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
Ordu'nun Fatsa ilçesinden Almanya'ya gitmiş bir ailenin kızı.
Almanya'da doğuyor Dilek.
Maalesef 10 yaşındayken, Babasını kalp krizinden kaybediyor.
Düsseldorrf Üniversitesi Tıp Fakültesine gidiyor.
Okuyor, çalışıyor Doktor oluyor Almanya'da.
KALP CERRAHI olarak mezun oluyor.
2012 yılında yapay bir kalbi aktarıyor insan vücuduna.
Bu AVRUPA'da bir ilk. Öyle ki ilk defa bir kadın cerrah yapıyor bunu.
Ve Nisan 2019 tarihinde Almanya'nın en prestijli ve saygın ödülü VICTRESS ödülü kalp Cerrahı Dilek Gürsoy'a veriliyor.
Almanya'da Yılın Doktoru...
Çok çok tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz....
Gurur duyduk...🇹🇷🇹🇷👏👏👏👏🙏🙏👌
“Elimde tacize uğradığıma dair görüntüler, ses kayıtları ve çeşitli deliller olmasına rağmen davayı kaybettim”
⚫️14 yaşında genç kız Hukuk yoluyla başaramadığı adaleti
⚫️Yüzünü deşifre etmeyi göze alarak sosyal medyada arıyor.
⚫️Sesi duyuluyor. Bakanlık harekete geçiyor.
⚫️Sosyal medya bunun için İYİ Kİ VAR.
ATATÜRK ÜLKEYİ GENÇLERE EMANET ETMİŞTİ.
İŞTE SİZE ALTIN KÜLÇE DEĞERİNDE DELİKANLI BİR GENÇ..!
Trabzon'da görev yapan değerli bilim adamı Doç. Dr Kemal Uzun şah damarı daralması ile kalp krizi ve felç riskini geliştirdiği tedavi yöntemi tamamen yok edip Dünya Sağlık Örgütü tarafından en iyi 100 bilim adamı arasına girdi.
SENİ CANI GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUZ yüreğine sağlık...🇹🇷🇹🇷👏👏🙏🙏👌
Sineklerin bile uçmadığı Zafer Havalimanına %90 küsür yanılma payıyla bilmem kaç yıllığına, milyonlarca dolarlık yolcu garantisini kim verdi arkadaş?
Devletin hangi bakanının, hangi bürokratının imzası var o garantide?
Benden başka merak eden yok mu?
O para kamu zararı değil mi?
Öncelikle şu fotoğraftaki sapıktır, herkes yaysın bu fotoğrafı ‼️.
Kemal kardeşim, bu dallamalar havlasın, assın, kessin, tecavüzcü oruspu çocukları.
Evlatlarımızı bu namussuzlar bizleri tehdit edecek diye susarak feda mı edeceğiz.❓
ASLA‼️
Hodri meydan kazanan Sena çocuk olacak, hapse girende Musa Şenol olacak.
#musaşenoltutuklansin
📍Neden bu sesi kimse duymuyor, neden bu feryadı kimse duymuyor?
6 Şubat depremlerinde annesini, babasını, kardeşini TÜM AİLESİNİ Rönesans Rezidans’ta kaybeden Avukat Yeşim Toplu’nun feryadını ve büyük skandalı herkese duyuralım:
“— Enkazda sevdiklerimizin bedenlerini ararken yoruluruz diye düşünmüştük ancak adalet ararken katbekat fazla yoruluyoruz!
— Hakim talebimizi -gerekçesiz şekilde- reddediyorum dedi, “neden gerekçeli karar yazmıyorsunuz?” diye sorduğumda “ATIN BUNLARI!..” dedi.
— Çevresindeki binalar ayaktayken, Rönesans rezidansta 270 kişi hayatını kaybetti, en az 50-60 insan KAYIP! Adalet istiyoruz!”
Bu insanların sesini duyurabilmesi ve adalet bulması için AKP’li ve GODOMAN mı olmaları lazım? Unutmayın, yarın siz de yaşayabilirsiniz!
SES VER TÜRKİYE!
"Şimdi Amerika ve İsrail endişelenmeli."
"Dünyaca ünlü hacker grubu 'Anonymous', Epstein dosyalarının tamamını yakında yayınlayacağını ve olaya karışan herkesi tek tek ifşa edeceğini duyurdu."
https://t.co/FJZvwRmtv3
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Çocuğun rızası yoktur
Bu kız yine kendisini kız çocuğu hissedene kadar stresten tırnaklarını yemeyi bırakana kadar her anla da destek olacağım.
Siz ise X ahalisi bu kıza bunu yapan şahsın tutuklanması için birlik okun lütfen !
Paylaşalım
#MusaSenolTutuklansın
Ayağa kalk Türkiye❗️
14 yaşında, istismara uğramış ve adalete sesini duyurmaya çalışan Sena’ya sahip çık! 💔
Son çareyi bizde arıyor.
Enişte denen sapık, işlediği suçun cezasını çekmeli.
Sessiz kalmak, onun yalnız bırakılması demektir.
Adaletin sesi ol, Sena’nın yanında dur❗️ ✊⚖️
#SenaİçinAdalet #Adaletİstiyoruz
Bu kızı tanıyorum ve dün video çekmesini de ben istedim ..
Bu kızın böyle maskülen gözükmesinin sebebi o alçak eniştesi..
Kızım elinde taciz görüntüleri de var.
Maalesef gördüm..
Kan beynime sıçradı.
Bu çocuğun hakkı korunmalı!
Sena çocuk sahipsiz diye mi susuyorsunuz❓
Siz hiç TECAVÜZE rıza gösteren ÇOCUK gördünüz ya da duydunuz mu❓❓❓
Nerede Adalet Bakanlığı nerede Aile Bakanlığı❓
Hatay'ın Antakya ilçesinde yaşanan olayda, “ 17 yaşındaki Sena Yakşan 14 yaşından itibaren 3 yıl boyunca. halasının eşi 65 yaşındaki Musa Şenol tarafından sistematik cinsel taciz ve istismara maruz kaldı.
Olayın başlangıcı 2021 yılına dayanıyor: Sena, ailesiyle yaşadığı tartışma sonrası eniştesi Musa Şenol'un "gel seni götüreyim, kafan dağılsın" diyerek evine davet etmesiyle başladı. O gece evde yalnız kalan Sena, eniştesinin odasına gelip ağzını kapatarak tacize kalkıştığını, 10 dakika boyunca direndiğini ve bağırdığını ancak kimsenin duymadığını emniyete verdiği ifadede anlattı.
Taciz 3 yıl sürdü. Sena psikolojik olarak yıprandı ve bir ay önce iş yerinde sinir krizi geçirerek yaşadıklarını iş arkadaşlarına anlattı. Arkadaşlarının tavsiyesiyle ailesine durumu bildirdi ve elindeki “ses kayıtları ile videoları” delil olarak sundu. Bu kayıtlar arasında Musa Şenol'un Sena'ya "Her şeyi uydurdum de", "Eniştem bana yaklaşmıyor de", "İnsanın ihtiyacı oluyor, yaklaşmaya ihtiyacı olmuyor mu?" gibi ifadelerle baskı yaptığı, para teklif ettiği ve olayı örtbas etmeye çalıştı.
Sena Temmuz 2024'te ailesiyle birlikte emniyete giderek Çocuk Şube'ye şikayette bulundu. Musa Şenol gözaltına alındı ancak “ sadece 1 gün sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı” İlk duruşma Eylül 2025'te görüldü ve dava süreci devam ediyor.
#MusaŞenolTutuklansın etiketiyle Sena’nın sesi oluyoruz. Failin delillere rağmen hızlı serbest bırakılması, çocuk istismarı ve cezasızlık tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
O yüzden SUSMAYACAĞIZ‼️ Sena’ya çocukluğunu borçluyuz‼️