Arşivden bir paylaşımımı dolaşıma sokanlara küçük bir not düşeyim.
Bir insanı takdir etmek başka, merhamet duygusu ile yaklaşmak başkadır.
Bir kuruluş haritasını analiz etmek bambaşka…
Ben kişiler üzerinden değil, haritalar üzerinden yorum yapıyorum. Ve bu konuda ne kadar işime sahip çıktığımı sizler bilirsiniz.
Bir günlük 3-4 Haziran çelişkisi üzerinden İmamoğlu hakkında yaptığım yorumda yanıldım ve yürekli bir şekilde sizlerden özür diledim…
Başka konularda en ufak bir yanılgım olmadı! Ama İmamoğlu hakkında yaptığım tüm diğer yorumlar yaşandı!
Özgür Özel hakkında geçmişte yazdığım bu paylaşım, yaşadığı bireysel Satürn transitiyle ilgilidir. O gün de aynı fikirdeydim, bugün de aynı fikirdeyim.
Ancak bugün değerlendirdiğim konu bir kişi değil; kurulan partinin Vedik astrolojiye göre çıkarılan kuruluş haritasıdır.
Bir siyasi partinin kaderi ile onu temsil eden kişilerin karakteri aynı şey değildir. Kuruluş anındaki gökyüzü, organizasyonun uzun vadeli potansiyelini anlatır; insanların iyi ya da kötü oluşunu değil.
Dolayısıyla bir haritayı teknik olarak güçlü bulmamak, o yapının içindeki insanlara karşı kişisel bir tavır almak anlamına gelmez.
Ben yorumlarımı sempatiye ya da antipatiye göre değil, Vedik astrolojinin teknik prensiplerine göre yapıyorum. Beğendiğim haritayı da söylerim, risk gördüğüm haritayı da aynı açıklıkla ifade ederim.
Astroloji, kişisel duyguların değil; teknik göstergelerin dilidir.
#YeniPARTİ haritası hakkında yaptığım tüm yorumlar Vedik tekniği ile yapılmıştır.
#AyşenTok
Gökyüzüne her bakışımızda biz astrologlar, Ay’a ve onun yanı başındaki yıldızlara bakarız. Bazen susar, dilimize mühür vururuz; bazen de bir bülbül gibi konuşuruz. Çünkü her göksel konumun anlatacağı ayrı bir hikâye, taşıdığı ayrı bir kader vardır.
Hüzün de, mutluluk da…
Aşk da, ayrılık da…
Boşuna yerleştirilmemiştir semaya. Her biri, ilahi düzenin sessiz birer elçisidir. Zamanı geldiğinde kaderi icra ederler.
Özü damlayacak o Ay’ın, vakti ise 29 Ağustos…
O gece bize yeniden sorular sorulacak;
Gece hangi renktir?
Güneş hangi renktir?
Ay hangi renktir?
Peki ya gözyaşı hangi renktir?
Belki de cevapların hiçbirini kelimelerle veremeyeceğiz; sadece yaşayacağız.
Biliyorum…
Hepinizin kalbinde görünmeyen bir hançer yarası var.
Kiminiz yıkılmış bir yuvanın enkazını taşıyor, kiminiz toksik ebeveynlerin izlerini…
Kimileri kavuşamadığı bir sevdayı, kimileri uğradığı haksızlıkları…
Akrabaların kırdığı gönülleri, dost sandıklarının açtığı derin yaraları…
Ve kimsenin bilmediği, geceleri sessizce kanayan sırları…
Karanlıkta mı kalacağız, yoksa ışığa doğru yürümeyi mi seçeceğiz?
Yorgunluğu da düşündüm…
Darda kalanları da…
Çölde susuz yürüyenleri de…
Dağlar kadar yük taşıyanları da…
Sizi düşündüm…
Biraz da kendimi…
#Temmuz biterken…
#Ağustos kapıyı aralarken…
Tamamlanması gerekenler tamamlanacak; tutulmalar sayesinde ertelenen duygular kendini hatırlatacak.
Bazı vedalar huzur getirecek.
Bazı karşılaşmalar ise yeni bir kaderin ilk cümlesi olacak.
Sevgiyle…
#AyşenTok
CHP kimliktir. CHP’ye gönül verenlerin artık kendilerine şu soruları dürüstçe sorması gerekiyor:
1. Kurultay sürecinde gerçekten tartışılması gereken usulsüzlük iddiaları var mı, yok mu?
2. Hakkında soruşturma veya iddia bulunan tüm belediyelerin peşinen tamamen masum olduğunu söylemek ne kadar doğru?
3. Sadakatimiz parti ilkelerine mi olmalı, yoksa kişilere mi?
Demokrasi; alkış tutmak değil, gerektiğinde sorgulayabilmektir. Bir siyasi hareketi ayakta tutan şey, lidere koşulsuz bağlılık değil; ilkelere ve hukuka bağlılıktır. Sorgulamaktan korkan siyaset, zamanla kendi gerçeğinden de uzaklaşır.
İnşallah ATA’mızın ruhu ve kemikleri sızlamıyordur.
Bugün parti çatısında kalan herkesi tebrik ederim.
#AyşenTok
Bir baba yiğit çıksın; ister Batı astrolojisiyle ister Vedik prensiplerle #yeniparti kuruluş haritasını tarafsızca yorumlasın.
Teknik konuşalım. Evler, yöneticiler, yogalar, dasalar ve görünümler üzerinden değerlendirelim.
Ben bu haritada geleceğe dair güçlü bir temel göremiyorum. Aksine, krizleri, karanlık bir yapı, cinsel skandallar, iç gerilimleri ve yapısal zafiyetleri öne çıkaran göstergeler görüyorum.
Zaman içerisinde görecek ve yine #AyşenTok diyeceksiniz.
Bu yüzden de susup kalabalığa uymak yerine, haritanın söylediğini dile getiriyorum.
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; fakat teknik analiz alkışa göre değil, göstergelere göre yapılır.
#AyşenTok
Alıştık, şerbetlendik…
İşlerine geldiğiniz sürece sizi severler!
Banada “sarayın astroloğu, hükümete hizmet ediyor… “ diyorlar…
Zerre umuruma koymuyorum!
Hiç bir partiye mensup değilim!
Bugünlerde kafamda deli sorular! Gidip CHP’ye üye olasım var!
Atatürk’e vefa borcunu unutanlara, bilmeyenlere inat!!!!
Hatırlar mısınız?
Bugün Özel diyor ki; Yavaş veya İmamoğlu 2023’de aday olsaydı şimdi bambaşkaydı.
Aday olmasın diye Vedik teknikte uyarmıştık.
Doğum haritaları farklı kaderler doğuyor.
#AyşenTokÖngörüleri
O yüzden kalbîm müsterih vakti zamanı geldiğinde yazdıklarımı yaşayacağız…
Ketu, bulunduğu yerden 12. evi tüketir. Yazdıklarımı anlamanızı beklemiyorum. Bunu sadece Vedik’çiler anlar!
Çünkü Ketu’nun doğası; bağ kesmek, görünmezleştirmek, işlevsizleştirmek ve geçmişten gelen hesabı kapatmaktır. Ketu hangi eve yerleşirse yalnızca bulunduğu alanı değil, kendisinden önce gelen 12. evi de kayıp, çözülme ve kontrolsüz harcama üzerinden etkiler.
Yeni Parti’nin kuruluş haritasında Ketu 12. evde bulunuyor. Bu durumda Ketu’nun gerisindeki 11. ev alanı ağır biçimde baskılanır.
11.ev neyi temsil eder?
Partinin kitlesini, destekçilerini, siyasi ittifaklarını, teşkilat gücünü, bağış ve finans kaynaklarını, parlamentodaki kazanımlarını, hedeflerini ve iktidardan elde etmeyi umduğu sonuçları…
Ketu burada çok net bir mesaj verir!
Kalabalık görüntüsü olabilir; fakat kalıcı bağlılık üretmek zordur.
Destek verenlerin zamanla uzaklaşması, ittifakların çözülmesi, vaat edilen kazanımların gerçekleşmemesi ve partinin kendi hedeflerini tüketmesi mümkündür.
Üstelik Ketu’nun 12. evde olması; perde arkasındaki yapılanmaları, gizli yönlendirmeleri, görünmeyen finansal ilişkileri, dış bağlantıları ve partinin kamuoyuna açıklamadığı fedakârlıkları da gündeme getirir.
Bu yerleşim, partinin görünenden farklı bir merkez tarafından yönetilebileceğini; kendi iradesiyle değil, perde arkasındaki kişi ve çıkarların yönlendirmesiyle hareket edebileceğini düşündürür.
Ketu 12. evdeyken parti, birilerini yükseltmek için kendi siyasi varlığından vazgeçebilir. Kendi kimliğini oluşturmak yerine, başka bir siyasi figürün planında araç, geçiş alanı veya yedek güç hâline gelebilir.
Başlangıçta büyük hedefler açıklansa bile zaman içindekisinde;
— Destekçi kaybı,
— Teşkilat dağılması,
— İttifakların bozulması,
— Mali kaynakların tükenmesi,
— Beklenen siyasi kazancın alınamaması,
— Partinin kendi içinden çözülmesi görülebilir.
Çünkü Ketu’nun olduğu yerde dünyevi büyümeden çok karmik bir tasfiye vardır.
İşte bu yüzden VEDIC ASTROLOGY
#AyşenTok
Ben hep aynı sorunla karşılaşıyorum. Topluca gidiyor sonra topluca geliyorsunuz.
Sizler ne kadar solcuysanız, ben de o kadar sağcıyım. Bu bir tercih meselesidir. Nasıl ki siz kendi düşüncenizi savunma hakkına sahipseniz, ben de kendi fikirlerimi savunma hakkına sahibim.
Astroloji TARAFSIZDIR! Çok tarafsız yorumlar yaptım. Ama insan denilen canlı unutur!
Fikir üretmek yerine hakarete sarılmanız, farklı düşünen herkesi hedef göstermeniz, ağır ve küçümseyici bir dil kullanmanız beni zerre kadar yaralamıyor. Çünkü bir insanın seviyesini, karşısındaki değil; tartışırken seçtiği üslup gösterir.
Ben düşüncelerimi astrolojik göstergeleri değiştirmek için değil, ifade etmek için yazıyorum. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; bu sizin tercihinizdir. Ama hakaret, linç kültürü ve tahammülsüzlük hiçbir fikri güçlendirmez.
Eğer sizler insanları partilerine, takımlarına göre takip ediyorsanız bilemeyeceğim…
Yanlış öngörü yapanların peşine takılmaya devam!
Demokrasi, yalnızca kendi sesini duyduğun düzen değildir. Demokrasi, hoşuna gitmeyen sese de tahammül edebildiğin gün başlar.
#AyşenTok
En tehlikeli insan, kıblesi belli olmayandır!
Çünkü bugün yanında durur, yarın karşında!
Bugün seni över, yarın seni satar!
İlkesini menfaate göre değiştiren insanın pusulası vicdan değil, çıkarıdır!
Tam da böyle bir gökyüzünden geçiyoruz…
Satürn retrosu, maskeleri düşürür. Kimin sadakati gerçek, kimin sevgisi şartlı, kimin dostluğu çıkar üzerine kurulmuş; birer birer ortaya çıkarır.
Ardından gelen Oğlak Dolunayı ise son perdeyi açar.
Sessiz kalan konuşur.
Saklanan görünür.
Gizlenen açığa çıkar.
Bu dönemde en büyük hayal kırıklığını düşmanlarınızdan değil, dost sandıklarınızdan bekleyin!
Kıblesi belli olmayan insanın yönü de belli değildir!
Rüzgâr nereden eserse oraya döner.
Böyle insanlarla aynı yolda yürünmez, aynı sır paylaşılmaz, aynı gelecek kurulmaz.
Satürn size insan kaybettirmez!
Kimin zaten size ait olmadığını gösterir…
Elhamdülillah
#AyşenTok
#FileninSultanları
Bugün sahada sadece bir voleybol maçı izlemiyoruz; ay yıldızlı formanın taşıdığı onuru, azmi ve inancı seyrediyoruz. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Filenin Sultanları, her sayı için mücadele ederken milyonlarca yüreği aynı anda attırıyor. Onlar; disiplinin, emeğin, vazgeçmemenin ve Türk kadınının gücünün en güzel temsilcileri.
Ay yıldız göğsünüzde olduğu sürece, sonuç ne olursa olsun bu milletin gönlünde kazanan sizsiniz. Yolunuz açık, yüreğiniz cesur, bileğiniz güçlü olsun.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Türk milleti sizinle gurur duyuyor. 🇹🇷
#AyşenTok
1972 doğumlu bir birey olarak kimlik psikolojisi üzerine bir yazı hazırladım sizlere…
Görseldeki figürler ile büyüdük. (Bir kuşak)
Babam Demirel’ci, dedem (Ecevit’ci) 😂
Yıllar içerisinde kuşakları değişime sürükleyen Neptün, Plüton ve Uranüs bu rolü en iyi icra eden gezegenlerdir. Vedik cephesinde ise bu rol Ay düğümlerine aittir.
1960, 70 ve 80’li yıllarda Türkiye’de sağ-sol çatışması sadece siyasi bir rekabet değildi. İnsanlar, fikirleri tartışmaktan çok karşı tarafı bir tehdit olarak görüyordu. Kapı komşuları, akrabalar, mesai arkadaşlarını bile birbirine körü körüne düşman eden bir oluşumdur kimlik psikolojisi.
Böyle dönemlerde birey, “Ben kimim?” sorusunun cevabını kendi değerlerinden değil, ait olduğu grubun kimliğinden almaya başlar. Bunun sonucunda da karşı taraf artık sadece farklı düşünen biri değil; “yok edilmesi gereken öteki” hâline gelir.
Aidiyet ihtiyacı insanın doğasında vardır. İnsan, belirsizlik dönemlerinde güçlü bir gruba sığınmak ister.
Kimlik savunması ruhun direnişidir. Kendi görüşünü eleştirmek yerine karşı tarafı şeytanlaştırmak daha kolay gelir.
Korku siyasetini unutmayalım! Korku, öfkeyi; öfke ise kutuplaşmayı besler.
Grup körlüğü nedir? Bizden olandan zarar gelmez mantığı. Kendi grubunun hataları görmezden gelinirken, karşı tarafın en küçük yanlışı bile büyütülür.
En tehlikeli nokta ise şudur ki;
İnsanlar ideolojilerini savunurken zamanla insanlıklarını kaybedebilirler.
Sağcı ya da solcu olmak tek başına bir erdem değildir. Erdem; adaletli olabilmek, karşısındakinin de insan olduğunu unutmamaktır. Çünkü demokrasi, herkesin aynı düşünmesi değil; farklı düşünenlerin birlikte yaşayabilmesidir.
Bugün de benzer bir refleksi zaman zaman görüyoruz. Sosyal medyada insanlar birbirini dinlemek yerine etiketlemeyi tercih ediyor. Bir paylaşım üzerinden kişinin karakteri, vatanseverliği ya da ahlakı hakkında hüküm veriliyor. Oysa bu yaklaşım, geçmişte topluma ağır bedeller ödeten kutuplaştırıcı anlayışın modern bir yansımasıdır.
Toplumlar, farklı fikirlerden değil; farklı fikirlere tahammül edememekten zarar görür. Karşıt görüşü düşman olarak gören anlayış, sonunda kendi düşünce özgürlüğünü de tüketir. Gerçek olgunluk ise, aynı masada oturup en sert fikir ayrılıklarını bile şiddete, nefrete ve ötekileştirmeye dönüştürmeden konuşabilmektir.
#AyşenTok
İyi kalpli olmak, herkese sınırsız tahammül göstermek demek değildir.
Nazik olabilirsin, anlayışlı olabilirsin, merhametli olabilirsin…
Ama gerektiğinde sınır çizmeyi, haddini aşana yerini hatırlatmayı da bilmelisin.
Çünkü karakter; yalnızca affedebilmekte değil, gerektiğinde “buraya kadar” diyebilme cesaretinde de gizlidir.
27 Temmuz #Satürn dönerken…
29 Temmuz Plüton eşliğinde Oğlak dolunayı.
#AyşenTok
Kemal Kılıçdaroğlu yalnız değildir!
Kendisini bundan sonra Vedik Astroloji tekniğine göre destekleyip, öngörüler ile uyarılarda bulunacağım!
Halkın hafızasında mağdur edilen, susturulmaya çalışılan ya da yalnız bırakılan isimler her zaman farklı bir karşılık bulmuştur. Çünkü insanlar çoğu zaman gücün yanında değil, haksızlığa uğradığına inandığı kişinin yanında durma eğilimindedir.
Siyasette de bu refleks sıkça görülür. Bir isme yönelik baskının, dışlamanın veya yoğun eleştirinin dozunun artması; o ismin toplumun bir kesiminde yeniden sahiplenilmesine neden olabilir.
Bu açıdan bakıldığında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yalnız olduğu düşüncesi gerçeği tam olarak yansıtmayabilir. Onu destekleyenler de eleştirenler de var. Ancak siyasetin en temel kurallarından biri şudur; Bir kişiyi tamamen yok saymaya çalıştığınızda, bazen onu yeniden görünür hâle getirirsiniz.
Çünkü toplum, mağdur edildiğine inandığı kişiye kulak vermeyi sever!
#AyşenTok
22 Mart 2024’te, 25 Mart Ay Tutulması için kullandığım etiketlerden biri #halkarasındafitne idi.
O gün bu başlığın hangi olaylarla görünür hâle geleceğini ben de zaman gösterecek diye düşünmüştüm.
Aradan geçen süreçte toplumsal kutuplaşmanın, insanların birbirini kolayca hedef göstermesinin ve en küçük fikir ayrılığının dahi büyük kamplaşmalara dönüşmesinin bu temayı düşündürdüğünü görüyorum.
Tutulmalar bazen etkilerini tek bir günde değil, aylar ve hatta yıllar içinde farklı başlıklar altında gösterir. Ben de bu etiketi bugün yeniden not düşmek istedim.
Tam ortasındayız; #halkarasındafitne
Geleceği yorumlamak ve #AyşenTokÖngörüleri
Ana muhalefet, eski ana muhalefet partisine saldırıyor…
Tutulma etiketim; #halkarasındafitne tetikleniyor. Sözel savaşların sosyal medyada yapıldığı bir dönemi deneyimliyoruz…
Koca koca titri olan adamlar, birbirine ağız dolusu hakaret ediyor!
#ayşentoköngörüleri