31 Ağustos 1996 tarihinde Barzani ve Saddam Hüseyin, Erbil'de bulunan Türk kurum ve kuruluşlarını hedef alarak onlarca Türkü şehit etti.
Şehit edilenlerin tek suçu Türk olmalarıydı.
#ErbilTürkSoykırımı bilinçli olarak unutturulmaya çalışılıyor.
Bugün size bu soykırımı anlatacağım.
1996 yıllarında Barzani ve Talabani aşiretleri
arasında yoğun çatışmalar yaşanıyordu. Talabani çatışmalarda İran'dan yardım
almaya başlaması sonucu Barzani de Bağdat'a giderek Saddam Hüseyin'den yardım istedi. Saddam Hüseyin Barzani'ye tam destek vereceğini belirterek askerlerini 31 Ağustos 1996 tarihinde Erbil'e gönderdi.
Erbil'e varan Irak askerleri her şeyden önce Barzani'nin Saddam'a verdiği listede bulunan Türk kurum ve kuruluşlarını bastı!
Barzani Erbil'deki iktidarını Saddamın yardımı ile güçlendirmeye çalışırken aynı zamanda Türkleri de yok etmek icin Saddam'la anlaşmıştı. Çünkü Erbil'de bulunan Türk varlığını kendisi için bir numaralı tehdit olarak görüyordu.
Irak Askerleri Erbil'de bulunan Türk kurum ve kuruluşlarının binalarını silah zoru ile zapt etti. Ardından Irak özel istihbarat ordusu ve Barzani peşmergeleri ilk olarak Türkmeneli Televizyonu binasını işgal etti.
Irak askerleri bu sırada cok sayıda Türk'ü gözaltına aldı. İşgal sırasında Türk güvenlik güçlerinin maaş almaları için işgal edilen merkezlere silahsız bir sekilde gelmeleri istendi. Akıncılar olarak adlandırılan Türk güvenlik güçleri burada pusuya düşürülerek gözaltına alındı.
Saddam Hüseyin'in katliamı Türkiye'deki Türk Gazetelerine "Türkmenlere karşı ikinci Halepçe mi?" başlığı ile haber yapıldı.
Gözlatına alınan onlar Türk, mahkemeye çıkarılmadan kurşuna dizildi. Bugün bile şehit edilen bazı Türklerin cansız bedenine ulaşılamamaktadır.
Katliamlar unutuluraa tekrarlanır, Erbil Türk Soykırımı özenle unutturulmaya çalışıldığı için herkesçe anılmalı ve gündemde tutulmalıdır.
Tüm şehitlerimizin ruhu şâd olsun!
Birinci Ordu Kumandanlığı Karargahı Afyon-Çay (3 Ağustos 1922)
Soldan sağa; Erkanı Harbiye Reisi Emin Bey, Burdur Mebusu Mehmet Akif Bey, Sakallı Nurettin Paşa, Karesi Mebusu Abdulgafgar Efendi, Ankara Mebusu Ali Fuat Paşa, Kayseri Mebusu Atıf Bey.
📍"Türkiye’nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir imanla donatmak... Bütün millete taze bir maneviyat vermek..."
🗨 Atatürk, Nutuk’ta 30 Ağustos’a giderken alınan taaruz kararının tarihsel ve ideolojik çerçevesini çizer. Osmanlı’nın tedbirsizliğini ve duygusallığını eleştirir; aynı “sinir gevşetici sözlerin” şimdi de söylendiğini belirtir.
Dönemin ruhunu bizzat Atatürk'ün kaleminden yansıtan kısa bir derleme yaptık.
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
Selam değerli dostlar. Büyük Taarruz’u andığımız bu günlerde şimdi de hep birlikte Milli Mücadele’nin isimsiz kahramanlarından Kayserili Nuh Çavuş’un görev bilincini, vatanseverliğini, coşkusunu ve liderliğini görelim.. Bu olayı çizmeme vesile olan @sakaryammdernek bünyesindeki arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.🇹🇷🇹🇷🇹🇷 #kurmakolu
Gazi Mustafa Kemal, Libya'ya Mısır üzerinden geçmiştir. Yani Mısır'ı bilir tanır.
Mustafa Kemal Paşa’nın Mısırlılara Teşekkürü
Mısır Hilâl-i Ahmer’i Anadolu gazilerine 37.250 lira göndermiştir.
"Cemiyet-i Hayriyenizin Anadolu Harb-i musâibizdeleri ihtiyacına sarf olunmak üzere der-sadat Hilâl-i Ahmer merkez-i umûmîsine irsal olunan bin beş yüz İngiliz lirası ile on yedi bin iki yüz elli Osmanlı lirası Hılâl-i Ahmer’in teşrihi mahsûsu tarafından teslim edilmiştir.
Mısır erbab-ı fütüvvet ve insaniyetinin Türkiye’ye her olgun ve musâib zamanında ibraz eylediği nâm-ı hâl kalbinden bilinir ve takdir edilir. Bu defa da cemiyet-i muhteremeleri vasıtasıyla Anadolu muhacirîn ve mazlûm zükûrâtına vâki olan maunât-ı âlicenâbâneden dolayı teşekkürât-ı samîmiyemi ricâ ve gerek bu iâne-i nâmiye-i zâtiye gerek cemiyet-i muhteremelerinin derhâl iâne-i maunâtı olmak bahtiyârı anı ileme efendim."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reîsi Baş Kumandan
Mustafa Kemal
Büyük İskender Hindistan'ı fethettiğinde askerleri "biz Dionysos'un peşinden gidiyoruz" demiştir. Mitolojide Zeus'un emri ile Dionysos'un Hindistan'ı fethi yer alır!
Dionysos orada LEOPAR üzerinde resmedilir. Karahantepede'ki gibi!
Karahantepe'de yüzüne çıkarılan ve yaklaşık 11.000 yıl öncesine tarihlenen, bir leopar üzerinde oturan insan figürü, Anadolu’nun binlerce yıllık görsel belleğini yeniden düşünmek açısından dikkat çekici bir örnek sunmaktadır.
Benzer bir ikonografik kurguya, yüzyıllar sonra Osmanlı resim sanatının önemli örneklerinden biri olan Falnâme nüshasında da rastlanmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 1703 numarada kayıtlı eserin 24b varağında, Lokman Hekim’in yine benzer şekilde leopar üzerinde betimlendiği sahne yer almaktadır.
Falnâme’de bu tasvir, hayırlı haberlerin ve sıkıntılardan kurtuluşun işareti olarak yorumlanır. Fal metninde, kendisine hikmet verilmiş büyük bir din ve ilim insanı olan Lokman Hekim’in görülmesi; eziyet, hastalık, sıkıntı, bela ve güçlüklerden kurtuluşa, ayrıca yolculuğa çıkılması hâlinde fayda elde edileceğine işaret etmektedir.
Aralarında doğrudan tarihsel bir bağ kurmak mümkün olmasa da, insan ve güçlü bir yırtıcı hayvanın birlikte kurgulanması bakımından ortaya çıkan görsel benzerlik son derece dikkat çekicidir.
Görüntüleri yan yana birleştiren @SergenCirkin teşekkürler
22 Ağustos 1922 tarihli raporunda I.Kolordu Komutanı General Trikupis diyor ki:
"[...] Eğer Türkler taarruz ederse, onlara da sürpriz olur. İyi koordine edilen piyade, otomatik silah ve topçu ateşi barajına koşarlar. Mutlaka mağlup olurlar"
Oysa bir taarruz planı zaten bu tür sert savunmaları kırmak için yapılır.
Bu yüzden, askeri tarih kitapları içi doldurulmamış özgüvene sahip mağlup kumandanlarla doludur...
#BuyukZafer104Yaşında
2. Anafartalar Muharebesi başlamadan bir gün önce Musullu Arap kökenli Tğm. Muhammed El Faruki yaralılar için yapılan gayriresmi bir ateşkes sırasında Hetman Çayırı bölgesinde İngiliz tarafına kaçmayı başarmıştı.
Kahire'ye götürülen Muhammed El Faruki sorgusunda el-Ahd üyesi olduğunu, Osmanlı ordusundaki Arap kökenli subayların çoğunlukla İngiliz taraftarı ve %90'ının ayaklanmaya hazır olduğunu söylemiş(abartılı!) ayrıca Yasin Haşimi, Nuri Said gibi subayların da adını vermişti. Iraktaki 35. tümenin çoğunu tanıdığını belirtmişti. Bu teğmenin Çanakkale'de kaçışının Şerif Hüseyin hareketine ivme kazandırdığı açık.
Cemal Paşa'nın 21 Ağustos 1915'te Şam'da 11 Arap milliyetçisini idamının onun kaçışının öğrenilmesi ile ilgisi var mı? Ondan emin değilim.
#1DSnotları
20 Ağustos 1922
-Akşam Fahrettin Altay'ın Süvari Kolordusu cepheye intikale başladı.
-Akşehir’de Başkomutan ve komutanlar toplandı. Taarruzun 26 Ağustos Cumartesi sabahı yapılması kararlaştırıldı.
Üç yüz yıldır verilmemiş bir karar ve emirdi bu.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa:
"20/21 Ağustos 1922 gecesi 1. ve 2. Ordu komutanlarını da Cephe Karargahı'na çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanı'nı da yanımda bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu şeklinde açıkladıktan sonra Cephe Komutanı'na o gün vermiş olduğum emri tekrarladım. Komutanlar harekete geçtiler. Taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yürütülecekti."
Başkomutan 41 yaşında.
Savaşın ustası, barışın efendisi...
#BüyükTaarruz