"kimseden bir şey ummamak" diye bir eşik oluyor hayatlarımızda. bu eşikten ancak edindiğimiz tecrübeler sonucunda geçiyoruz. bir tek kendimize yaslanmayı öğreniyoruz. umudumuz hep kendimizden yana oluyor. daha iyi bir insan olmayı ve kimsenin kalbinde yük olmamayı umuyoruz.
4. sınıfı bitirdikten sonraki yaz tatili inanılmaz iyi geliyor. Yoğun müfredat, sene sonu gösterisi çalışmaları, mezuniyet falan derken aşırı gürültülü ortamlardan uzaklaşıp iki gündür evde sessiz sessiz otururken “Bitti mi yani?” diye soruyorum kendime. İki ay sonra 1. sınıfları görünce “Oha bunlar çok küçük” diyerek yeniden başlayacağız her şeye.
Hayatta en büyük kısmet iyilerle karşılaşmaktır. Sınıf veya iş arkadaşının, patronun, çalışanın, tez öğrencisinin, danışmanın, ustanın, esnafın, kiracının, ev sahibinin ve hatta eşin iyisiyle karşılaşmaktır. Büyüklerin en güzel duası da budur: Allah seni iyilere denk getirsin.
Trabzon şehrinde yaşananları hiçbir zaman anlamayacaksınız çünkü sizin hiçbir zaman kendinize ait şehriniz olmayacak. Siz Anadolu’nun herhangi bir şehrinde belki bir köyünde oturup Trabzon olma hayali kurarak yaşadığınız ezikliği İstanbul gücü ve sempatizanlığının arkasına saklanarak ırkçılık üzerinden Trabzon’u aşağıladığınızı sanarak aşmaya çalışıyorsunuz.
Şöyle de bi anım var:
İlkokul ya da ortaokuldayım. Okul korosu seçmeleri var. Elimizde şarkı sözlerinin olduğu kağıtlar sözler şöyle:
“Kurban olayım kalem tutan ellere”
İlkokulda bu şarkıyla öğrencilerden harika performans bekleyen müzik öğretmenine sevgilerimle