@Mauisnake there were struggles of burnout and roster fit, leading to jota leaving. all blame went to MAJ3R still. I remember you giving him credit towards late, but it was obvious team was going international mainly because the narrative that Aurora must change MAJ3R to improve was set
başbakan ve bakanlıklar için yeni tabirler 1950'ye kadar kullanılırken menderes zamanı tekrar başvekil vekaletlere dönüyor. 27 mayıs sonrası yine değişiyor. bazıları oturmuş bazıları tutmamış.
Zelil ve rezil şekilde geberdi. Ölüm döşeğinde bile hapisten çıkarmadılar çünkü katıksız bir oç olduğu üzerine tüm dünya ittifak halindeydi. 50 sene sonra kimse hatirlamayacak.
İçerik: Pek girmeyeyim.
Kısaca: 1995-2000 arasında bizzat Boğaziçi Siyaset Bilimi’nde deneyimlediğim “Boğaziçi Sosyoloji Ekolü”nün bir uzantısı. Söylemler “karmaşık” (veya “faux” sofistike) gözükse de algoritma çok basit: Dekolonizasyon Literatürü’nü Türkiye’nin son ~100 yılına uyarlamak & 💯 aktivizm (dava insanlığı).
Şöyle işliyor:
- Batı, dünyayı kolonize etti. Sadece maddi dünyada değil, düşünce dünyasında da (epistemoloji vesaire).
- Batı & Batılılar, bu gerçekle yüzleşip yapılanların bedelini ödemek zorunda.
(Bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti hakkında analitik-kavramsal bir hokus pokus gerçekleşiyor: Tarih & bağlam gerçeklerden koparılıyor).
- TC de kolonyal bir devletti, çok kötü şeyler yaptı.
- TC ve Türkler, bu gerçekle yüzleşip yapılanların bedelini ödemek zorunda.
Kitabımda da yazdım (Shifting Grounds, Oxford UP, 2023): Analitik & ampirik olarak “yarı doğru” bir önerme. Türkiye Cumhuriyeti, kolonyal bir devlet olmadı, ama kesif bir “homojen ulus devlet” projesi güttü. Omlet yapmak için de epey yumurta kırılması gerekti, ki çoğu fonksiyonel ulus devlet benzer süreçlerden geçmek zorunda kaldı. Bir yerde Batı’nın emperyalizminden kaçmak için ulus devlet modeli de elzemdi (1919 Paris Konferansı der susarım). Mevzunun aslında “Batı Ekolü” kolonyalizm & emperyalizm ile pek alakası yok. Var da, o zamanın Türkiye’si zaten emperyalizmin ana hedeflerinden.
Paradoksal olarak “Batı,” işbu anlatılarda adeta temize çekiliyor, “iyi ve doğru” olanın merkezi olarak kodlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti ise günahlarından kaçan bir kolonyal devlet. İşbu anlatıda da TC yine “Batı’ya” şikayet ediliyor.
Fark etmiyor. Eleştiren yanar.
Şahsım özelinde en ilginç kısmı: Sevenlerimin & sevmeyenlerimin ortak kesişim noktası şahsımın “ulusalcı” olduğu varsayımı üzerine kurulu. Dünyanın en ilginç varsayımı. Kitabımın Türkiye ile ilgili (kısa) kısmını okuyanlar (Türkçesini de sitede paylaştım) *ne kadar* ulusalcı olduğumu zaten kolayca anlayabilir. İşbu kısmı okuyanlar @yildarado’nun doktora yapmış kayıp ruh ikizi olduğumu bile düşünebilir (değilim). O derece.
Önemli değil. İşbu anlatıyı eleştirirseniz siz de kolonyal, ulusalcı, kötü zihniyetin parçasısınız.
Algoritma bundan ibaret. 30 senedir deneyimliyorum diyebilirim.
Hiç şüphe yok. ��srail’in azgınlığının en önemli sebebi Suriye’deki İsrail karşıtı yönetimin devrilmesidir. Ve bunda Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarına aykırı Suriye politikasının rolü büyüktür
Ankara İsrail’i eleştirirken kendi dış politikasının dününe ve bugününe ayna tutmalı
Meanwhile, on the streets of Gothenburg, Sweden… 😭🇸🇪
Years may have passed, but the streets will NEVER forget the legendary attacking trio of Ibarbo, Doumbia and Gervinho. 🕊️⚽️
This is FIFA heritage. 🎮
V-Dem endeksine göre Türkiye "hukukun üstünlüğü" konusunda III. Selim, II. Mahmut ve hatta II. Abdülhamit döneminin gerisinde.
Cumhuriyet tarihinde bu denli geriye düşülmüş bir dönem yok.
@Stavr0gin_ aslında o kadar zor değil gerçeği, Adetokunbo. Yunancada bir harfi iki taneyle karşılama saçmalığını Latinize ederken de aynı şekilde yapmaları yüzünden.
"d" yerine "nt", "u" yerine "ou", "b" yerine "mp" yazıyolar
Yeni yayınımız Daniel-Joseph MacArthur-Seal ve Gizem Tongo editörlüğünde hazırlanan “Meşgul Şehir”, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf devletlerince işgal edilen İstanbul’da yaşanan siyasi belirsizlik ve toplumsal hareketlilik dönemini diplomatik kararlar ve askeri gelişmelerle sınırlamadan; kentin gündelik ritmi, toplumsal gerilimleri ve kültürel hareketliliği üzerinden de okuyor.