Anahtar Parti lideri Yavuz Ağıralioğlu, AK Parti’ye seslendi:
“Lütfen 2002’de milletinizle mukavele için yaptığınız parti programını bir daha okuyun kardeşim.”
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Sözcü TV canlı yayınında gazeteciler Ekrem Açıkel, İsmail Saymaz ve Fikret Bila'nın sorularını yanıtlayacak.
🗓️ 19 Ekim 2026 Pazartesi
🕕 22.00
📺 Sözcü TV
AREA Araştırması: Anahtar Parti’nin Oy Oranı %5,9’a Yükseldi!
AREA Araştırma’nın sonuçlarına göre Anahtar Parti, fon krizi sürecinde ortaya koyduğu çıkışlarla oy oranını %5,9’a yükseltti.
Bu yükseliş, Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu’nun muhalefet tarzının ve söylemlerinin seçmen nezdinde karşılık bulduğu şeklinde yorumlandı.
Yalnızca bir partinin oyunu düşünenler değiliz; memleketin dertlerine çözüm arayanlarız.
Esnafın, çiftçinin, emeklinin, iş insanının, geleceğinden kaygı duyan gençlerin, evlatları için endişelenen anne babaların sesi olacak bir hareketiz.
Anahtar Parti memleketi ayağa kaldıracak iradenin adıdır…
MİLLETİN BAHTINI KARARTMAYIN!..
"Fon meselesi bütün detaylarıyla ortaya çıkana kadar mevzuyu konuşacağız, hatırlatacağız. Bu tuzak garibana kurulmuş! Milletin kendisine kurulmuş! Sonuna kadar tüm listeyi yayınlayın! Kim varsa, kime dokunuyorsa.
Tweet atıyoruz, tweet... Bir tweet atılıyor, dakikasında buluyorsunuz adamı! Bu kadar senelik büyük suistimalin, milyarlarca dolar paranın hareketini nasıl takip edemiyorsunuz?
AK Parti gerçekten ‘ak’ bir parti mi olmak istiyor? Milletin bahtını karartmayın. Madem siz milletin bahtının ‘ak’ısınız, görelim bakalım ne kadar ‘ak’sınız!
Hiç kimseye yaramaz bir iş! Size bir faydası olmaz, İzmir’e bir faydası olmaz. Nedir bu heves ettikleriniz? Bütün memleketin yakasına AK Parti rozeti taksanız ne geçecek elinize?
Sizin yapmak zorunda olduğunuz hâlde yapmadıklarınızdan milletin hissesine düşen bir duygu var. Anahtar Parti bu yüzden ‘ilkeli siyaset’, ‘öngörülebilir bir memleket’ diyor. Bu yürüyüşün sonu sandıkta nihayetlenecek. Millet hakem, millet egemen; millet son sözü söyleyecek yerde!"
Geçinemeyen emekli, iş bulamayan genç, üreterek ayakta kalamayan sanayici, siftah edemeyen esnaf…
Cezaevleri ve hastaneler dolu, çocuklar geleceğini yurt dışında arıyor.
Biz Anahtar Parti’yi bu tabloya seyirci kalmamak için kurduk.
Sorumsuzluktan değil, sorumluluktan kurduk.
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, NOW TV'de @karagozilker ile Çalar Saat programının canlı yayın konuğu olacaktır.
🗓️ 7 Ekim 2026 Çarşamba
🕕 08.45
📺 NOW TV
Oku oku, baban gibi eşek olma, adam ol!
Oku oku baban gibi, eşek olma, adam ol!
(Bu iki cümle arasındaki tek fark olan ‘virgül’e yazının sonuna doğru değineceğim…)
Ama önce şu sorudan başlayalım;
Hayatta en çok ne zaman ve kime kızarız?
Güvenimizi boşa çıkaranlara?
Yaptığı şeyi yakıştıramadıklarımıza?
Beklemediğimiz insanların beklenmedik tavırlarına?
“Saçından sakalından, yaşından başından utan!” deriz, yaşlı birine yakıştıramadığımız şeye…
“Sarığından, cübbenden utan!” deriz, kisvesinden beklemediğimiz bir İslam erinin ham işine…
“Boyundan posundan utan!” deriz, heybetiyle örtüştüremediğimiz birinin “küçüklüğüne”…
“Bir de … olacaksın!” deriz, kalıbının gereğini yerine getirmeyene…
“Senden hiç beklemezdim!” deriz mesela, en güvendiğimizden hayal kırıklığına düştüğümüzde…
Çünkü yakınlık; güven…
Güven ise İslam’dır…
Hatta belki de Allah’ın (CC), cahiliye devrinin insanlığını uyarmak üzere son elçisini, binlerce sebep arasından en çok da kavminin, döneminin en “en adaletli, en emin olan” kulundan seçmesi de bu yüzdendir…
Bu yüzdendir ki İslam davası üzere görev yüklenmişliğin yükü de mesuliyeti de ağırdır…
Bu yüzden İslam sancaktarlığına, dava bekçiliğine soyunanın dikkati de mesuliyet yükü de çok yüksektir…
Son Türk Devleti çağa selam verdiğinden bu yanadır ki Türklüğe ve dahi İslamlığa çekilen kılıcın şekli, şemali de değişmiştir…
Artık devlet, millet ve din; yani Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve İslam’a saldırı hiçbir şekilde aleni değildir…
Ve bu yüzdendir ki son yüz yılın en büyük ihanet şebekesi fetöye, fetocülere ve fetöcülüğe, öfkemiz bir başka seviyededir…
İslamlık kisvesiyle büründükleri ihanet sarmalı ile dinin ve milletin en mahrem dengelerine doğrudan ve dolaylı verdikleri hasarın telafi zorluğu ve bilanço ağırlığı, küllendikçe harlanan bir öfkeye neden olmaktadır, olacaktır…
Tam da bu noktada, milletin “fetöcülüğe karşıt kutup” olarak misyon tevdi ettiği iktidarın, 28 Şubat’tan itibaren başörtüsü davasıyla birlikte omzuna yüklendiği “İslami şuur” mesuliyet hattında kullandığı ruhsatın hata kabul ederlik eşiği bu kadar düşükken, “elini attığı yerde kalan” sistem çürümesinin Sn. Yavuz Ağıralioğlu tarafından açıkça dillendirilmesinden rahatsızlık duymak, en başta yazdığım cümledeki gibi;
“virgülü yanlış yere koymaktır!”
Bu bağlamda, Sn. Yavuz Ağıralioğlu’nun sözlerini “başörtüsü düşmanlığına” tahvil etmek, milletin milyarlarını çalan zihniyete avuç ovuşturtmaktan başka işe yaramaz.
Sn. Yavuz Ağıralioğlu’nun bütün hayatı ve bu konudaki sözlerini harmanladığınızda geriye şu okuma kalır:
28 Şubat, başörtüsü ve İslam izzeti dava bekçiliği ruhsatını emanet aldığınız milletin teveccüh mesuliyeti ile “en çok güvenilmesi gerekenler” olarak geldiğiniz koltuklarda “güveni en çok ayaklar altına alan kadroları bünyesinde barındıranlar” hâline geldiniz.
Milletin size yakıştırdığı, sizden beklediği, omzunuza yüklediği sorumluluğunuz, İslamlık mesuliyeti gereği herkesten fazla idi.
Başörtüsü davasının izzetini taşıyamadınız!
En çok sizin haramdan kaçmanız gerekiyordu! Kaçamadınız!
Hasılıkelam;
Bu milletin size, imanınıza konduramadığını, yakıştıramadığını siz kendinize yakıştırdınız!
Başörtüsü davasının izzetine sahip çıkmanın mesuliyetini; haramın her türlüsünden kaçma, beytülmalı koruma emrine riayet dairesinde taşıyamadınız!
Şimdi FON’umuza, pardon…
Konumuza dönelim mi?
Sözün bittiği yer..
AYM önünde yapılan basın açıklaması esnasında, “Para için değil, onurumuz için.” diyerek, hayatına kıyan emekli polis memuru Ali Şekeroğlu'na Allah'tan rahmet, sevenlerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
“Enflasyonla mücadele edeceğiz” dediler.
Yükü dar gelirlinin, asgari ücretlinin, emeklinin sırtına bıraktılar.
Sanayici üretim gücünü kaybediyor, şirketler zor durumda.
Memlekette batmak bile yasak!
Bir memlekette insanlar alın teriyle, çalışarak, üreterek zengin olabileceklerine inanmıyor da “bir koyup bin kazanmanın” peşine düşüyorsa, siyasetin önce bunu dert etmesi lazım.
Bu kolay para hevesini bu kadar büyüten iklimi kim oluşturdu? İnsanımızı emeğinden, üretimden, tasarruftan uzaklaştırıp bir gecede zengin olma hayalinin peşine düşüren şartları kim hazırladı?
Hayatında borsaya girmemiş, fon nedir bilmeyen, finans piyasalarının işleyişinden haberi olmayan insanları bu düzenin içine çekip sonra ortaya çıkan zararın faturasını yalnızca vatandaşa kesemezsiniz.
SPK’nın, BDDK’nın, Hazine ve Maliye Bakanlığının ve devletin bütün denetim kurumlarının vazifesi, hadise olup bittikten sonra oturup durum tespiti yapmak değildir.
Devletin mahareti, olacak olanı önceden görmek; vatandaşı uyarmak, denetlemek ve zararı ortaya çıkmadan engellemektir.
Bugün 18 milyar dolarlık bir maliyetten bahsediliyor. Uzmanlar yaşananları tarihin en büyük “sazan sarmallarından” biri olarak tarif ediyor.
O hâlde soruyoruz:
Bu tablo hangi ihmallerin sonucunda ortaya çıktı?
Kim görevini yapmadı?
Kim görmedi, kim görmezden geldi?
Hangi denetim mekanizması işlemedi?
Bunların tamamı milletimize açıklanmalıdır.
Kim denetim vazifesini ihmal etmişse bunun hesabını vermelidir. Kim şirketler üzerinden spekülasyon yapmış, piyasayı manipüle etmiş, vatandaşın parasına kastetmişse devlet de hukuk da gereğini yapmalıdır.
Adalet Bakanlığının bu yöndeki müdahalelerini kıymetli buluyorum. Fakat devletin adaleti yalnızca suç işlendikten sonra suçluyu yakalamak değildir; vatandaşın zarar görmesini engelleyecek sistemi de kurmaktır.
Zamanında müdahale edilmiş olsaydı bugün konuştuğumuz zararların büyüklüğü de bu seviyeye ulaşmayabilirdi.
Biz Anahtar Parti olarak, yangın çıktıktan sonra itfaiye arayan bir devlet değil; yangının çıkacağını gören, tedbirini alan ve vatandaşını koruyan bir devlet iddiası ortaya koyuyoruz.
Mağduriyet büyüdükten sonra tazmin etmeye çalışan değil, mağduriyet daha doğarken müdahale eden;
denetleyen, önleyen ve görevini ihmal edenden hesabını soran bir devlet…
Bizim milletimize vadettiğimiz yönetim anlayışı budur.
Devlet vatandaşına, “Ben seni uyarmıştım.” demez.
Devlet vatandaşına, “Ben buradayım, seni korumak benim vazifem.” der.
Siyaset, aynı “adam” olarak, aynı şeyleri yaparak, milyonlarca insanın kalbine girmekle,
milyonlarca insanın hakkına girmek arasında,
kıldan ince kılıçtan keskin dünya sırat’ı…
Alnımızın akıyla geçip, kalplere girebilmeyi, dualarda zikredilecek işlere vesile olabilmeyi nasip et Allah’ım…
@yavuzagiraliog@anahtarparti