Yaklaşık on yıldır akademik yayıncılık süreçlerinde yer alan biri olarak, bu alanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda ekonomik ve yapısal bir nitelik taşıdığını söyleyebilirim.
Akademik yayıncılık uzun süre abonelik temelli bir model üzerinden işlemişti. Üniversite kütüphaneleri ve araştırma kurumları, bilimsel dergilere erişim için yüksek abonelik ücretleri ödemek zorunda kalıyordu.
Açık erişim modeli bu soruna çözüm olarak ortaya çıktı. Amaç, bilimsel bilginin ücretsiz, engelsiz ve yeniden kullanılabilir biçimde dolaşıma girmesiydi. Ancak zamanla büyük yayınevleri bu modeli kendi iş stratejilerine dahil etti ve abonelik gelirlerinin yerine makale işlem ücretlerine dayalı yeni bir sistem kurdu.
Bu süreçte akademik yayıncılık pazarı giderek birkaç büyük aktörün kontrolüne geçti. Fiyatlandırma mekanizmaları dar bir çevrede belirlenir hale geldi. Açık erişim de kamusal bir hak olmaktan uzaklaşarak ticari bir hizmete dönüştü.
Nitekim ekteki yer alan çalışmaya göre, yalnızca beş büyük yayınevine 2015–2018 yılları arasında açık erişim yayınlar için yaklaşık 1 milyar doların üzerinde ödeme yapılmış. Yayıncılar 2 milyar dolar civarında kazanç elde etmiş. Bir makalenin açık erişimle yayımlanması için ortalama 2000 dolar, hibrit dergilerde ise 3000 dolara yakın ücret talep ediliyor.
Bu tablo, akademik üretimin giderek ücretli bir hizmete dönüştüğünü açıkça gösteriyor. Üniversiteler bir yandan dergilere erişim için abonelik ödemeye devam ederken, diğer yandan araştırmacılar açık erişim kapsamında yayın yapabilmek için ek ücretlerle karşılaşıyor. Dahası, birçok üniversite bu maliyeti doğrudan üstlenerek akademisyenlerin yayın ücretlerini kendisi karşılıyor. Bunun temel nedeni, uluslararası sıralama ve indekslerde daha üst sıralarda yer alma arzusudur. Böylece aynı bilgi için birden fazla kez ödeme yapılmasına yol açan yapısal bir çelişki ortaya çıkıyor.
Daha da önemlisi, bu model akademik eşitsizlikleri derinleştiriyor. Yayın yapabilmek giderek finansal kaynaklara erişime bağlı hale geliyor. Fon bulabilen ya da kurumsal desteğe sahip araştırmacılar avantajlı bir konuma geçiyor. Bu süreçte etki faktörü ve dergi prestiji, akademik bir ölçüt olmanın ötesine geçerek fiyatlandırmanın belirleyici unsurlarından biri haline geliyor.
Sonuç olarak, akademik yayıncılık ya piyasa mantığıyla işleyecek ya da kamusal bir değer olarak korunacaktır. Bilimin niteliği ve erişilebilirli��i açısından tercih edilmesi gereken yön bellidir.
https://t.co/ELL1w3vgVO
Neydi o meşhur "Demircinin iti " hikâyesi?
"Kasabanın birine bir gün bir kurt dadanmış; kasabın etini, fırıncının ekmeğini, tavukçunun tavuklarını, çobanın koyunlarını yemeğe başlamış. Gel zaman git zaman, hepsi toplanmış demişler bu böyle olmuyor, buna bir çare lazım. Karar alınmış; bir dahaki sefere, bütün bu eşrafın yağız itleri topyekûn kurda saldıracaklar… Dedikleri gibi de olmuş. Uzunca bir kovalamaca sonrası kasabın iti, ardından fırıncının iti, ondan sonra tavukçunun, derken çobanın iti, birer birer yorulmuş dönmüşler. Kurt bir kayanın üstünde mola vermiş, soluklanacak. Ama oda ne? Demircinin iti hızla yaklaşmakta, Kurt hayıflanmış ve kendi kendine söylenmiş; "Kasabın etini, fırıncının ekmeğini, çitçinin tavukların yedim de arkadaş ben bu demirciye ne yaptım?"
A Partililer kusura bakmasın ama Ağıralioğlu AKP iktidarının güttüğü, sürüye yeni katılan koyunlardan biri. Mansur Yavaş'a dil uzatması da bu yüzden. Şöhret basamaklarını tırmanma hızı ile dün övdüğüne bugün sövme hızı birilerini hatırlatıyor: Sinan Oğan, S.Soylu, N.Kurtulmuş..
Bugün Ankara'da su sorununu dilinden düşürmeyen İ.Melih ve oğlu Osman 2007'de yaşanan su krizi nedeniyle DSİ'ni sorumlu tutmuştu.
Gökçek ve ekibi sorunu çözemeyince devreye dönemin Başbakanı Erdoğan girmişti.
⚠️ Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Çamlıdere Barajı’na yaptığı 3. su alma platformunun devreye alınmasıyla Ankara’da su kesintileri bugün itibariyle sona erdi.
Chp Ankara Milletvekili Murat Emir:
Millete yıllarca "Gerede Tüneli ile Ankara’nın 2050’ye kadar su sorunu olmayacak" masalını anlattınız.
Sonuç? 21 Mayıs-11 Ekim arası Gerede’den gelen su miktarı SIFIR metreküp!
Büyükşehirlere su getirmek DSİ’nin görevidir.
AKP'nin yönettiği Elazığ'da, 36 saati aşkın süredir kentte sular akmıyor. Kent sakinleri, belediyeden konuyla ilgili herhangi bir aksiyon alınmadığını belirterek,
"Kombiyi bile çalıştıramıyor ve donuyoruz. Elazığ Belediyesi’ne bu hizmetlerinden, liyakatli çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz. Allah bu mahrumiyeti onlara da yaşatsın inşallah" dedi.
@gundem7x24 Bu ne biçim haber veriş
Dsi’nin görevi su bulmak belediyenin dağıtmak.
Belediye elinde kalanı dağıtıyor zaten
Dsi ne iş yapıyor. Algı yapma ne biçim sayfasın sen!