Genç kardeşim, ümitsizliğe kapılma.
Emekli büyüğümüz, hangi çilelerle mücadele verdiğini biliyoruz.
Asgari ücretli kardeşim, geçim derdini biliyoruz.
İşçimizin, esnafımızın, çiftçimizin, memurumuzun sıkıntısını biliyoruz.
Ekonomimizdeki çözülmeyi yaşıyoruz.
Demografimizdeki bozulmayı görüyoruz.
Ama hiç kimse unutmasın ki; biz bu milletten de ona hizmet etme aşkımızdan da asla vazgeçmeyiz.
Biz, koca memleketin daha iyisi mümkün kadrolarıyız.
Dün hangi partiye oy verdiğinizin, bulunduğunuz mahallenin, etnik veya dinsel aidiyetlerinizin gözümüzde hiçbir önemi yoktur.
Anahtar Parti, vatan bilenlerin, millet bilenlerin; bayrak bilenlerin kavuşma noktasıdır.
Bir an olsun ümitsizlik yok!
Bir an olsun vazgeçmek yok!
Biz buradayız.
Siz 25. yılınızı kutluyorsunuz.
Aynı gün, çocuklarımızın hayatını karartan terör örgütü mensupları da kendi sözde kutlamalarını yapıyor.
25 yıldır iktidardaysanız buna neden itiraz etmediniz? Çocuklarımızın katillerinin bu topraklarda kurşunlarını kutlamasına nasıl sessiz kaldınız?
25 yıldır iktidardasınız.
Peki, dönüp geriye baktığınızda ne görüyorsunuz?
Kamu borç stoku artmış.
Vergi yükü artmış.
Enflasyon artmış.
Faiz yükü artmış.
Emisyon hacmi artmış.
Artmış da artmış...
Ama siz hâlâ başarı hikâyesi anlatıyorsunuz.
Biraz da milletin sırtındaki yükün muhasebesini yapın!
Yarın saat 12.00'de genel merkezimizde düzenlenecek basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunacak ve basın mensuplarının sorularını yanıtlayacağım.
Sayın Şimşek;
Faiz dışı fazla 470 milyar liraya çıktı diye milletimize bir “başarı hikâyesi” anlatıyorsunuz.
Peki faize ödediğimiz para ne oldu?
Türkiye geçmişte yılda ortalama 20 milyar dolar civarında faiz ödüyordu.
Son beş yılda uyguladığınız yanlış politikaların ardından kamunun yıllık faiz yükü yaklaşık 60 milyar dolara çıktı.
Yani faiz yükünü azaltmadınız; üç katına çıkardınız.
Sadece 2026’nın ilk 7 ayında merkezi yönetimin faiz gideri 40 milyar doları aştı.
Daha vahimi var:
Sizin hükûmetleriniz döneminde faize ödenen toplam paranın bugünkü kurla karşılığı yaklaşık 1 trilyon dolara ulaştı.
Şimdi çıkıp bütün bunların üzerine “mali disiplin” diyorsunuz.
Nerede bu disiplin?
Bir tarafta yüksek faizden kazanan finans çevreleri…
Carry trade ile Türkiye’ye gelip yüksek faizden parasına para katan sıcak para…
Diğer tarafta maaşı eriyen emekli, geçinemeyen asgari ücretli, ay sonunu getiremeyen memur, finansmana ulaşamayan esnaf, yatırım yapamayan sanayici…
Faizin kazananı belli, faturasını ödeyen belli!
Milletimiz vergisini ödüyor, siz faize ödüyorsunuz.
Milletimiz kemer sıkıyor, faiz giderleri büyüyor.
Milletimizin alım gücü düşüyor, siz buna “başarı” diyorsunuz.
Sayın Şimşek;
Faiz dışı fazla vermek tek başına marifet değildir.
Asıl marifet, milletin ödediği faizi azaltabilmektir.
Asıl başarı; borçlanma maliyetini düşürmek, üretimi artırmak, fabrikaları çalıştırmak, istihdam oluşturmak ve milletin refahını yükseltmektir.
Şimdi milletimiz adına soruyoruz:
Yıllık 20 milyar dolar civarındaki faiz yükünü nasıl 60 milyar dolara çıkardınız?
Bugünkü kurla yaklaşık 1 trilyon dolarlık bu faiz faturası nasıl oluştu?
Millet daha fazla vergi ödeyecek, daha az hizmet alacak, daha az tüketecek; siz topladığınız parayı faize verecek ve adına da “mali disiplin” diyeceksiniz.
Bu nasıl bir mali disiplin?
Bu nasıl bir başarı hikâyesi?
Sayın Bakan, rakamları başarı hikâyesine çevirmeyi bırakın; milletimizin önüne ekonominin hakikatini koyun.
Yıllıklandırılmış cari açık 38,9 milyar dolar. İkinci çeyrekte millî gelire oranı %2,3.
Siz buna “sürdürülebilir seviye” diyorsunuz.
Neyi sürdürülebilir buluyorsunuz?
Enerjide, ham maddede ve üretimde dışa bağımlılığımızı mı?
Petrol fiyatı her yükseldiğinde büyüyen cari açığı mı?
Dövize her ihtiyaç duyduğumuzda yeniden dış borcun kapısını çalmayı mı?
Bankaların dış borç çevirme oranının %161’e, reel sektörün %246’ya çıkmasını da “Türkiye’ye duyulan güven” diye anlatıyorsunuz.
Borcu yeniden borçlanarak çevirebilmek güven değildir.
Asıl başarı, borç bulabilmek değil; borca daha az ihtiyaç duyan bir ekonomi kurabilmektir.
Bir ülkenin ekonomik gücü, kendisine ne kadar borç verildiğiyle değil; ne kadar ürettiğiyle, ne kadar katma değer oluşturduğu ve vatandaşına ne kadar refah sağlayabildiğiyle ölçülür.
Milletimizin cebindeki para erirken, enflasyon hâlâ yüksekken, hayat pahalılığı milyonlarca hanenin en büyük derdi olmaya devam ederken “kazanımlarımızı kalıcı hâle getiriyoruz” diyemezsiniz.
Hangi kazanımı?
Emeklinin geçinememesini mi?
İşçinin maaşının daha cebine girmeden erimesini mi?
Esnafın borçla ayakta kalmasını mı?
Sanayicinin finansman maliyetinin altında ezilmesini mi?
Ekonomik başarı, “Ne kadar borç bulduk?” sorusunun cevabı değildir.
Asıl sorulması gereken şudur:
Türkiye, bütün imkânlarına ve potansiyeline rağmen neden hâlâ bu kadar borca ihtiyaç duyuyor?
Siz borç çevirme oranlarını başarı diye anlatabilirsiniz.
Biz milletimizin mutfağına bakmaya devam edeceğiz.
Çünkü borçla çevrilen ekonomi güçlü ekonomi değildir.
Yüksek enflasyon altında ezilen vatandaşın olduğu yerde ekonomik başarıdan söz edilemez.
Türkiye’nin ihtiyacı borcunu daha kolay çevirmek değil; üreten, kazanan, kendi imkânlarıyla büyüyen ve milletini refaha kavuşturan bir ekonomi kurmaktır.
Bu partili cumhurbaşkanlığı sistemine bağlı bir savrulma var sistemde, görünüyor. Bir denetimsizlik var, görünüyor. Bir keyfilik var.
Siyasetin baskın gücünün devletin bütün kurumlarında, yargıda bile hissedildiği bir alan var, görünüyor.
Ama ona rağmen mazeret yeri değildir muhalefet; muhalefet mazeret beyan etmez!
Yeşilyurt Gündüzbey’de hemşehrilerimizle gönül gönüle buluştuk. Yavuz Ağıralioğlu’nun güçlü Türkiye vizyonunu, milletin sesi olan Anahtar Parti’mizi anlattık. 🇹🇷
Sahada biz varız, milletle yan yanayız!
#AnahtarParti#YavuzAğıralioğlu#Malatya#Gündüzbey
Milletimize ekonominin nasıl yönetildiğini sormuşlar.
Cevap öyle açık ki üzerine söz söylemeye hacet yok:
Milletimizin %81,1’i “Ekonomi kötü yönetiliyor.” diyor.
Ama asıl dikkat edilmesi gereken şudur:
AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımızın %52,9’u, MHP’ye oy veren vatandaşlarımızın ise %53,4’ü ekonominin kötü yönetildiğini söylüyor.
Yani bu artık muhalefetin itirazı değildir.
Bu, milletimizin yaşadığı hayatın hükmüdür.
Maaşı eriyor, kirası artıyor, pazar filesi küçülüyor. Emekli geçinemiyor, işçi ay sonunu getiremiyor, esnaf dükkânını açık tutmaya çalışıyor.
Siz istediğiniz kadar gündemi değiştirin; milletin mutfağındaki yangının gündemini değiştiremezsiniz.
İktidara oy veren de vermeyen de aynı hayat pahalılığını yaşıyor, aynı faturayı ödüyor, aynı pazara çıkıyor.
Ve artık milletin gördüğü hakikat şudur:
Ekonomi kötü yönetiliyor.
Millet görüyor.
Millet yaşıyor.
HSYK’nın yapısını değiştirirken millete sormak popülizm değildi.
Cumhurbaşkanını halk seçsin mi diye millete sormak da popülizm değildi.
Ama canımıza kıyanları affedelim mi, affetmeyelim mi diye millete sormak popülizm öyle mi?
#OnlaraDeğilMilleteSorun
HSYK’nın yapısını değiştirirken millete sormak popülizm değildi.
Cumhurbaşkanını halk seçsin mi diye millete sormak da popülizm değildi.
Ama canımıza kıyanları affedelim mi, affetmeyelim mi diye millete sormak popülizm öyle mi?
#OnlaraDeğilMilleteSorun
Türk milletinin istiklali ve Türk dünyasının istikbali uğruna büyük idealler taşıyan Enver Paşa’yı vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyorum.
Türkler hikâyelerini doğarken değil; vatanı, milleti ve inandıkları ülkü uğruna can verirken yazarlar.
Enver Paşa da ömrünü milletine ve ideallerine adamıştır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Adayı Mahmut Boyraz ve yönetim kurulu üyelerini il başkanlığımızda ağırlayarak verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Malatya’nın ekonomik gelişimi, üretimi ve iş dünyasının beklentileri üzerine istişarelerde bulunduk. Nazik ziyaretleri ve samimi sohbetleri dolayısıyla kendilerine teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz. Anahtar Parti olarak ortak akla, istişare kültürüne ve Malatya’nın kalkınmasına katkı sunacak her yapıcı adıma destek vermeye devam edeceğiz. #HedefMalatya #AnahtarParti #Malatya