🔴 “Gazze kan ağlarken herkesin gözü Dünya Kupası’nda. Kimse bizi görmüyor”
İsrail’in devam eden saldırılarında bir adam İslam dünyasına bu sözlerle sitem ediyor:
@haskologlu Alhlaktan bahsediyorsak ilk önce seni içeri atmaları lazım. İnsanları birbirine kırdırdın kutuplaşma yaptın bütün ülkede nefret edilen birisi oldun sen hala konuşuyor musun ya
@Sadempsor@aykiri Hiçte bile en fazla haksızlığa biz uğradık. Fenerbahçe o kadar desteklenmeye çalışıldı yine eşeklik yaptı. Hak verin artık söke söke şampiyon olduk 4 sene. Bu gidişle daha da oluruz heralde
Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir.
Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil; Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Beyrut’tan başlar.
Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
Sonunda dersine çalışmış bir Yunanlı arkadaş. Kararlar gerçek, yöntem gerçek, hakaret yok, düzeyli yazmış; bu da gerçek bir cevabı, sloganı değil, hak ediyor. O hâlde yazıldığı seviyede ele alalım — ve metin tam üç yerde çöküyor. Şimdi kendisine cevap verelim:
Birincisi, kendi dayandığı kararları yanlış okuyor. "Doğayı yeniden şekillendirmek" ilkesi sana karşı çalışıyor, Türkiye'ye değil. North Sea (1969, par. 91) hakkaniyetin eşitlik demek olmadığını ve doğanın asla tamamen yeniden şekillendirilemeyeceğini söyler — doğru, ve senin tezin için ölümcül. Yarı kapalı bir denizde tam ada etkisi vermek, işte tam da bu yeniden şekillendirmedir. Türk tezi Yunan adalarını silmiyor; onlara coğrafyanın gerektirdiği azaltılmış etkiyi veriyor ki bu, silmenin tam tersidir. Üstelik kararlarının lafzına değil, fiilî hükümlerine bak. Tunus/Libya, Kerkennah Adaları'na yarım etki tanıdı. Libya/Malta, ortay hattı kuzeye kaydırdı ve bağımsız bir ada devleti olan Malta'ya azaltılmış etki verdi. Grönland/Jan Mayen, daha uzun karşı kıyıya karşı Jan Mayen'e azaltılmış etki tanıdı. Senin listendeki her dava, fiilî hükmünde, bir adanın tam etkiden az aldığı bir davadır. Sen bir azaltılmış-ada-etkisi kararları kataloğu derlemişsin ve onları sonuçları dışında her şey için kaynak göstermişsin.
İkinci sorun şu: "iki anakara devleti" demek silmek değil, ilgili koşullar yöntemidir — ve bunu bizzat senin kaynağın ispatlıyor. Cameroon/Nigeria (par. 295), coğrafyanın verili bir unsur olduğunu ve coğrafi özelliklerin bir hattı ayarlamak için ilgili koşullar olarak tartıldığını söyler. Türk çerçevesi tam da budur: sınırlandırmayı iki karşılıklı anakara kıyısı arasındaki ilişki içinde çizersin ve adaları, o hattı dikte eden değil, ayarlayan ilgili koşullar olarak ele alırsın. Gürdeniz adaların karasuyu yok demiyor. Adaların, anakara ilişkisini geçersiz kılan bir deniz zarfı üreten bağımsız kaynaklar değil, ayarlama için birer koşul olduğunu söylüyor. Senin kendi otoriten onun yöntemini tarif ediyor.
Üçüncü sorun rakamlar ve bunlar tam da senin istediğinin tersini kanıtlıyor — üstelik görmek için onları tartışmana bile gerek yok. Kendi alıntınla başla: orantılılık, hakkaniyetin bir testidir, bir hak kaynağı değil (Libya/Malta). Yani kıyı uzunluğu bir sınır üretmez; sonda, aşırı orantısızlığa karşı bir sınırı denetler. Sen son aşamadaki bir denetimi alıp işleyen kural gibi kullanıyorsun. Sonra, öne çıkardığın anakara rakamına bak: Yunanistan 2.850 km, Türkiye 2.420 km — oran 1,18. Bu neredeyse eşitlik. İki kabaca eşit karşılıklı anakara kıyısı, anakara ortay hattının ders kitabı örneğidir — ki bu Türk tezidir. 1,18 oranı, sınırı Anadolu'ya doğru derinlemesine itmenin değil, anakara eşit uzaklık çizgisine yakın bir hattın gerekçesidir. En güçlü rakamın, sessizce Türk çerçevesini kabul ediyor.
Asıl ele veren kısım ise şu: 8.185 km'lik ada kıyısı ve "4,56 ila 8,8 kat" oranı. Bu, Türkiye'yi suçladığın yeniden şekillendirmenin ta kendisi, ama tersinden yapılmış hâli. Doğrudan Anadolu anakarasının önünde yatan adaların tüm kıyı cephesini alıp topluyor ve bunu 8,8'e 1'lik bir orana çevirerek çok daha geniş bir Yunan alanını meşrulaştırmaya çalışıyorsun. Bu, coğrafyaya sadakat değil; etkisi zaten uyuşmazlığın bütününü oluşturan oluşumların kıyılarını sayarak bir oran imal etmektir. Bir adanın kıyı uzunluğu ile sınırlandırmada aldığı ağırlık iki ayrı şeydir — Manş Adaları'nın hatırı sayılır bir kıyısı vardı ve yine de 12 mile hapsedildiler. Sen kıyıyı ölçüp etkiyi varsayıyorsun. Bu, sonucu peşinen kabul etmektir.
Haklı olduğun yerlerde bunu açıkça söyleyeyim, çünkü kabul etmek Türk argümanına hiçbir şey kaybettirmiyor. Nüfus bağımsız bir ölçüt değildir — Jan Mayen, doğru; Türk tezi nüfusa dayanmıyor. Karadeniz, Marmara ve Akdeniz dâhil toplam Türk kıyı uzunluğu Ege için ilgisizdir — doğru; ilgili kıyı, Ege'ye bakan Anadolu kıyısıdır ve argüman tek başına onun üzerinde durur. Kara kütlesi ve iç bölge bağlantı unsuru değildir; kıyıdır — Libya/Malta par. 49, doğru. Türk tezi bir kara kütlesi değil, bir kıyı projeksiyonu argümanıdır. Bu kabullerin hiçbiri çekirdeğe dokunmuyor.
Ve bütün bu inşanın etrafından dolaşmak için kurulduğu çekirdek: karşı kıyıyı kapatmama. Bir sınırlandırma, her devlete kıyısının doğal cephe projeksiyonunu oluşturan deniz alanını, mümkün olduğunca diğerini kesmeden bırakmalıdır. Neredeyse eşit bir anakara oranı, Anadolu kıyısının önünde yatan bir ada zincirinin o kıyının denize doğru projeksiyonunu kesip sonucu havzanın ortasına uzanan bir Yunan zarfına çevirmesine izin veremez. Kıyı uzunluğu, ne kadar titiz ölçülürse ölçülsün, bunu yanıtlamıyor. Zaten soru hiçbir zaman bu değildi.
Yani — arkadaş gerçekten ciddi bir çalışma yapmış. Ama toplam kıyı ve nüfus korkuluklarını deviriyor, bir dizi azaltılmış-etki kararını hükümleri dışındaki önermeler için kaynak gösteriyor, orantılılığı bir testten bir üretece çeviriyor ve 8,8'e 1'lik bir ada oranına, mahkûm ettiği yeniden şekillendirmeyi yaptırıyor. Bunu Amiral Gürdeniz'in sınavına getir; kararların doğru, sonuçların baş aşağı olduğunu görürsün. Bir öncekinden çok daha güçlü bir kâğıt. Yine de geçmiyor — ama bu sefer sınıfı baştan okuman değil, düzeltip yeniden sunman yeterli olur.