Bir kitapta seni daha çok etkileyen hangisi?
A) Güçlü bir hikâye
B) Unutulmaz karakterler
C) Yazarın dili
D) Felsefi düşünceler
E) Duygusal etki
Cevabını ve nedenini yaz.
Bir arkadaşın senden “Hayatımda mutlaka bir kez okumam gereken bir kitap söyle.” diye yardım istedi.
Sadece bir kitap söyleyebilirsin.
Hangisini seçersin?
Serhat Mustafa Kılıç Aslında Kimdi? 👇👇"Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanmıştı"
Onu belki televizyonda yüzlerce kez görmediniz.
Ama izlediğiniz bazı önemli işlerde karşınıza çıktı.
1975'te Ankara'da dünyaya geldi.
Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nü yüksek onur derecesiyle bitirdi. Ardından Hacettepe Üniversitesi'nde yönetmenlik üzerine yüksek lisans yaptı.
Sonra kendisini sahneye adadı.
Ankara Sanat Tiyatrosu...
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu...
Erzurum Devlet Tiyatrosu...
İstanbul Şehir Tiyatroları...
Yıllar boyunca sahnede oyunculuk yaptı, tiyatro eğitimi verdi ve kendi yapım şirketini kurdu.
Fakat kariyerinin en dikkat çekici duraklarından biri sinemaydı.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Kış Uykusu" filminde rol aldı.
Ve o film...
Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazandı. 🏆
Üstelik Serhat Mustafa Kılıç, bu performansıyla SİYAD Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde adaylık da aldı.
Düşünsene...
Bir tarafta Cannes'ın kırmızı halısı.
Diğer tarafta yıllarca süren tiyatro provaları, sahne arkası ve genç oyunculara verilen dersler.
Belki de onu diğerlerinden ayıran şey tam olarak buydu.
Şöhretin peşinden koşmadı.
Mesleğinin peşinden koştu.
Ve bugün birçok kişinin ilk kez fark ettiği o isim:
Serhat Mustafa Kılıç.
Bazen bir oyuncuyu tanımak için yüzünü televizyonda görmen gerekmez.
Bazen sadece yaptığı işe bakman yeterlidir. 🎭
Bazı kitapları okuduktan sonra aynı insan olarak kalamazsınız.
Çünkü kitap size yeni bir bilgi vermez.
Eski bildiklerinizi sorgulatır.
Bunu yapan bir kitap önerin.
Jack London’ın "Martin Eden" romanında, Martin hakkında gazetelerde asılsız bir haber çıkar ve bir anda tüm şehrin hedefi hâline gelip dışlanır. O güne kadar sırf ona lâyık olabilmek için açlığa ve sefalete katlandığı nişanlısı Ruth'un, bu linç ortamında ona inanmasını, yanında durmasını bekler. Fakat Ruth, itibarının zedelenmesinden korkarak ona kestirip atan soğuk bir mektup gönderir ve Martin'i o kargaşanın ortasında yalnız bırakır. Aylar sonra rüzgâr tersine dönüp de Martin herkesin peşinden koştuğu, zengin ve şöhretli bir yazar olduğunda ise Ruth gizlice onun otel odasına gelir, her şeyi geride bırakıp ona dönmek için yalvarır. Ancak Martin, karşısında gözyaşı döken bu kadına baktığında sadece koca bir hiçlik hisseder çünkü o çaresiz ve karanlık günlerinde elini bırakan kadının, şimdi şöhretine sunduğu bu tutkunun artık hiçbir anlamı kalmamıştır.
İnsan, kalbini bütünüyle açtığı birinin, hayat zorlaştığında da aynı cesaretle yanında duracağına inanır. Kurulan bağın gücüne aldanıp bütün dünya karşısına dikilse bile o kişinin kendisiyle aynı yolda kalacağını sanır. Oysa bir duygunun ne kadar gerçek olduğu rahat günlerde değil tam uçurumun kenarındayken sırf kendi konforu bozulmasın diye seni gözden çıkarıp çıkarmamasında gizlidir. En çok şefkate ve desteğe ihtiyaç duyduğun o kırılma anında yalnız bırakıldıysan, kendi başının çaresine bakıp o enkazdan tek başına çıktıktan sonra kapına gelen kimsenin artık o boşluğu doldurması mümkün değildir. Fırtına dindikten sonra sunulan hiçbir sevgi gösterisinin ya da pişmanlığın, ilk terk edilişin açtığı yarayı kapatmaya gücü yetmez. “Eğer insanlar hayatında en olmaları gerektiği yerde yoklarsa hayatının hiçbir ânında olmamaları gerekir.”