Üniversitelerde sosyal bilimler küçülüyor ve bunun nedeni olarak iş piyasasındaki karşılığının zayıf olması ileri sürülüyor. Buna karşılık mühendislik başta olmak üzere uygulamalı bilimlerden, teknik beceri kazandıran bölümlerden mezun olmak iş hayatında avantajlı görülüyor.
Bugün okuduğum bir çalışma bu ayrımın çarpıklığını deşiyor: "Major Trade-Offs: The Surprising Truths about College Majors and Entry-Level Jobs"
Sosyolog Corey Moss-Pech mühendislik, işletme, iletişim ve İngilizce bölümlerinden yeni mezunlarla 179 mülakat yapmış, üniversiteden staja ve ilk işlerine geçiş süreçlerini incelemiş.
Bulgusu şu: Uygulamalı bölümlerden mezunların çoğu teknik bilgilerini iş yerinde aslında kullanmıyor, evrak işleri yapıyor, işverenler bu mezunları aslında teknik becerileri için değil, sahip oldukları diploma prestiji için tercih ediyor. Ama büyük kurumsal firmalar, üniversitelerin kariyer merkezleriyle bağlantılı biçimde mühendislik mezunlarını stajdan tam zamanlı işe taşıyan kanallar kurmuş durumda.
Sosyal bilim mezunları ise aslında son derece temel ve hayati becerilere sahip olsa da bu kurumsal avantajlardan dışlanıyor, iş bulmak için şahsi ağlarını veya genele açık ilanları kullanmak, belirsizlikle ve düşük maaşlarla boğuşmak zorunda kalıyor.
Türkiye'de de benzer bir dışlama veya ayrışmadan bahsedebiliriz. Bizde sosyal hareketlilik beklentisi mühendislik, tıp vs. bölümlere rağbeti daha da rakipsiz kılıyor. Ama ABD ile benzeyen tarafımız, işverenlerin ve firmaların yerleşik diploma ayrımcılığı; hem üniversiteler arasında hem bölümler arasında adı konmamış hiyerarşiler var. Bu, içinde olduğumuz yükseköğretimin tabana yayılması bağlamında derinleşen bir olgu. Her meslek dünyasında görüyoruz.
Yazarın teklifi şu: İşverenler staj programlarını tüm bölümlere açmalı, sosyal bilimlerin kazandırdığı yetkinliklerinin değerli olduğunu kabul etmeli ve genç çalışanlarına anlamlı görevler vermeli. (Bizde genç işgücünün genelde ne kadar boşa kullanıldığını düşünelim)
Ama üniversiteler de sosyal bilim bölümleri için, uygulamalı bölümlerdeki gibi güçlü işveren bağlantıları kurmalı ve dezavantajlı öğrencilerin anlamlı ve kazançlı işlere erişimini kolaylaştırmalı. (Bizde üniversite yönetimlerinin hem genel vizyonsuzluğu hem de sosyal bilimleri değersiz zannetmesi sıklıkla bunun önünde engel)
#biamag | Judith Butler ile söyleşi: İran, yas, direniş ve korkunun ötesinde bir gelecek için verilen mücadele üzerine
✍️ Shiva Akhavan Rad yazdı
https://t.co/nVL0aqwBZ9
Katja Hoyer (@hoyer_kat), son dönemde en çok beğendiğim modern dönem Avrupa tarihçilerinden biri. Özellikle Beyond the Wall, Demokratik Almanya (Doğu Almanya) üzerine yazılmış en etkileyici çalışmalardan biri. Umarım en kısa zamanda Türkçeye çevrilir.
Son kitabı Weimar: Life on the Edge of Catastrophe ise yalnızca Weimar Cumhuriyeti’nin tarihini değil; demokrasilerin krize girdiği, siyasal kutuplaşmanın ve kurumsal çürümenin yoğunluk kazandığı dönemlerde sıradan insanların hikayelerini anlatıyor. Bugünün Türkiye’sini anlamak açısından da son derece anlamlı bir kitap.
📃Vakıf yükseköğretim kurumlarımızda 2026-2027 eğitim-öğretim yılı için hazırlık ve 1. sınıf dışındaki kademelerde öğrenim ücreti artış oranını %25 ile sınırlandırmıştık.
Ancak bu oranın üzerinde artış yapıldığına ve öğrenim ücretlerinin resmî internet sayfalarında ilan edilmediğine ilişkin Başkanlığımıza çok sayıda şikâyet ulaştı.
Bu nedenle tüm vakıf yükseköğretim kurumlarına yeniden yazı göndererek belirlediğimiz usul ve esaslara eksiksiz uyulmasını, ücret artışlarının %25'i aşmamasını ve öğrencilerimizin herhangi bir mağduriyet yaşamaması için gerekli işlemlerin ivedilikle yerine getirilmesini istedik.
Süreci yakından takip etmeyi sürdüreceğiz.
İÜ Sosyoloji Dergisi Yapay Zeka temalı yeni sayısı yayımlandı.
Özel sayı editörü Dr. Ömer Özdinç (@omerozdinc) başta olmak üzere, katkı sunan tüm yazarlara ve hakemlere teşekkür ederiz.
@iuefsosyoloji@z_sadikoglu
Tam metin:
https://t.co/K65hlUKkH3
Son 3 yılda Türkiye'de üniversite ücretleri yüzde 683 arttı.
Vakıf üniversiteleri hem akademik kadrolarına insanca yaşayacak ücret vermeyip hem de eğitimi iyice ticarete döktü.
Dur diyen olmayınca atış serbest...
"Daniel Bessner is one of the sharpest analysts of U.S. foreign policy writing today."
Bhaskar Sunkara @sunraysunray | President of The Nation and founding editor of Jacobin
Available to order now!
https://t.co/LGN0gW8x8V
46 yıl önce bugün (31 Temmuz 1980), Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip Özmen ve 14 yaşındaki kızı Neslihan, ASALA (Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) tarafından hunharca katledildi. Masum insanlara yönelik her türlü terörü kınıyorum. Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Turizm gelirlerimiz birikimli yıllık 3.7% artışa yavaşlarken, çeyreklik 2.6% ve geçen yılın aynı ayına göre 4% düştü.
Ziyaretçi sayılarında da aynı şekilde gerileme var.
Net turizm gelirlerinin Haziranda birikimli 4% artışla Covid'den beri en düşük seviyede gerçekleştiğini tahmin ediyorum.
Kişi başı harcama da, yılın ilk yarısında, geçen yıla göre 13.8% düşüş kaydetti.
Birikimli dış ticaret açığı ise 7.2% arttığına göre, turizm gelirlerinin cari dengeye katkısı bu yıl daha sınırlı olacak. Haziranda cari açık geçtiğimiz yıla göre daha hızlı artış kaydedecek anlamı da taşıyor...
"Chicago Okulu’ndan postkemalizme uzanan akademik silsile, sahadaki feodal himaye ilişkilerini 'otantik yerel modernleşme' olarak överek feodal ilişkilerin üstünü örttü. Bu duruma, postkemalizme yakın isimlerden gelen itirazlar bile bu Soğuk Savaş propagandasının yanında cılız kaldı."
Onur Gerey (@onur_gerey) yazdı: Post-kemalizm ve Özcülük
⏬
https://t.co/cGD0jF7uW4
Samir Amin: Kapitalizmin evrenselcilik adı altında başvurduğu içi boşaltılmış değerler (bireycilik, demokrasi, özgürlük, eşitlik, sekülarizm, hukukun üstünlüğü vs.), sistemin mağdurları nezdinde birer yalan gibi, veya sadece “Batı kültürü”ne uygun değerlermiş gibi görünmeye başladı. Bu çelişkinin kalıcı olduğu aşikâr, ama derinleşen küreselleşmenin her aşaması (şu an yaşamakta olduğumuz da dahil), çelişkinin şiddetini olanca çıplaklığıyla gösterdi. O zaman sistem, başat özelliği olan pragmatizm sayesinde, çelişkiyi idare etmenin yolunu keşfetti: “Uygun” değerleri (ki genellikle bunun tersidirler) yerine koymak için, herkesin “farklılığı” kabul etmesi, ezilenlerin de demokrasi, bireysel özgürlük ve eşitlik talebinden vazgeçmesi yetecekti. Bu kullanışlı model çerçevesinde kurbanlar madun statüsünü içselleştirdi, böylece kapitalizm de, ister istemez doğurduğu katı kutuplaşmanın ciddi engeliyle karşılaşmadan ilerleme yolu buldu. https://t.co/g9zMF022vU
“Cem Küçük hakkında iddialar:
-Yüksek mevkilerdeki kişilerin isimlerini kullanarak iş adamlarına şantaj yaptığı iddiası var.
-Aleyhinde çok sayıda tanık beyanı var.
-MASAK raporuyla aleyhindeki iddialar doğrulanmış.”