Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanına en büyük delil, Ermenistan’ın Birinci Dünya Savaşı sonundaki ilk Başbakanı Hovhannes Kacaznuni’nin 1923 yılında yazdığı “Taşnaksutyun’un Artık Yapacağı Bir Şey Yok” başlıklı raporudur. Raporda en çarpıcı cümleler şunlardı: “Sevr antlaşması gözümüzü kör etmişti…Türkler’in düşmanı olan itilaf kampındaydık,denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik…Aralıksız olarak Türkler’le savaştık, öldük ve öldürdük.” Devam ediyor: “Biz, kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında, çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik…1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır…Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık...Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. ..İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik…
Sanki uzak görüşlü olmamamız bir kahramanlıktı çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti, oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık… Artık, Türkler’e ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?”
ABD NATO’dan uzaklaştıkça, NATO Türkiye’ye yaklaşıyor ve, Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’nın yaptığını tekrar ediyor.
Yakında NATO Genel Sekreteri Rutte Müslüman oldu derlerse şaşırmayın.
🛩️Dünyada uçak şeklinde yapılmış tek hava hastanesi. 1948 yılından beri ayakta duran, binlerce anı barındıran, çam ağaçları içindeki tarihi bina korunamaz mı? İstenirse korunur.
🛩️Eskişehir’de uzun yıllar “Hava Hastanesi” olarak hizmet veren ve bugün Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası olarak kullanılan 65 bin 810 metrekarelik alanın tamamı özelleştirme kapsamına alındı. Karar, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
https://t.co/yQqzQkMC1v
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan elim hadiseler yalnızca birer asayiş sorunu değil uzun süredir göz ardı edilen derin bir toplumsal çözülmenin yansımasıdır.
Aile bağlarının zayıfladığı, gençlerin ekranlara hapsedildiği, üretimden ve anlam arayışından uzaklaştırıldığı bir ortamda; mesleksiz, amaçsız ve kimlik bunalımı yaşayan bir neslin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu tablo sistemsel bir ihmalin sonucudur.
Milli ve manevi değerleriyle bağı zayıflatılan, aidiyet duygusu törpülenen ve sistemin getirdiği şartlar altında yönsüzlüğe itilen gençlerimiz, sağlıklı bir gelecek inşa etmekte zorlanmaktadır. Bu bir ilerleme değil; aksine toplumsal hafızanın ve insan kaynağımızın aşınmasıdır.
Unutulmamalıdır ki hiçbir çocuk umutsuz, hiçbir genç değersiz doğmaz. Ancak onları hayata hazırlaması gereken eğitim, aile ve sosyal yapı zayıflatıldığında ortaya çıkan boşluk, telafisi güç sonuçlara yol açmaktadır.
Bu nedenle yapılması gereken meseleyi ideolojik tartışmalara hapsetmek değil, aksine aileyi güçlendiren, eğitimi nitelikli ve anlamlı kılan, gençlere hedef ve sorumluluk kazandıran bütüncül politikaları hayata geçirmektir.
Toplum olarak bu sessiz aşınmayı görmezden gelemeyiz. Her geçen gün bir gencimizi daha kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Artık bu gidişata dur demek zorundayız. Daha güçlü bir gelecek için kökleriyle barışık, değerleriyle donanmış ve üretken bireyler yetiştiren bir anlayışı yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.