Ölümü Hatırlamak Neden Bu Kadar Önemli?
Bir gün hepimiz öleceğiz.
Bu cümle o kadar basit, o kadar kesin ki… Ama çoğumuz hayatımızı sanki bu gerçek hiç yokmuş gibi yaşıyoruz. Sabah kalkıyoruz, kahvemizi içiyoruz, işimize koşuyoruz, sosyal medyada saatler geçiriyoruz, yarınları planlıyoruz ve en önemlisi: “Bir gün”leri biriktiriyoruz. Bir gün ailemle daha fazla vakit geçireceğim, bir gün o hayali gerçekleştireceğim, bir gün daha iyi bir insan olacağım…
Ama o “bir gün” hiç gelmeyebilir.
Ölümü hatırlamak, karamsarlık değil; tam tersine, hayata en derin anlamı katan şeydir. Tarih boyunca bilge insanlar bunu “memento mori” diye adlandırmış: “Öleceğini hatırla.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de “Ölümü çokça hatırlayın, zira o, lezzetleri yok eder, arzuları kırar” buyurmuş. Neden? Çünkü ölüm, insanı yalancı bir konfordan uyandıran en keskin tokattır.
Modern dünyada ise tam tersi bir illüzyon yaşıyoruz. Tıp ilerliyor, hayat süresi uzuyor, ölüm hastanelere, yaşlı bakımevlerine gizleniyor. Sosyal medya ise bize “sonsuz gençlik” ve “mükemmel hayat” masalları satıyor. Ölüm sanki sadece başkalarına oluyor. Ta ki bir yakınımızı, bir arkadaşımızı veya ansızın bir tanıdığımızı kaybettiğimiz ana kadar…
O anda uyanıyoruz.
Ama çoğu zaman çok geç.
Ölümü hatırlayan insan, zamanını daha değerli kılar.
Ölümü hatırlayan insan, küçük şeylere takılmaz, büyük kinler beslemez.
Ölümü hatırlayan insan, bugününü yarına rehin bırakmaz.
Ölümü hatırlayan insan, “keşke”lerle dolu bir son nefes yerine, “elhamdülillah” diyebilecek bir hayat kurar.
Düşün bir kere:
Eğer gerçekten yarın öleceğini bilsen, bugün neyi değiştirirdin?
Kime telefon açardın?
Kime “özür dilerim” derdin?
Ne için bu kadar öfkelenirdin?
Hangi hesabı, hangi hırsı, hangi gösterişi bırakırdın?
Çoğu insan bu soruyu sorduğunda cevapları şaşırtıcı derecede basit çıkıyor:
Daha çok sevmek, daha az yargılamak, daha anlamlı işler yapmak, Allah’la arasını düzeltmek…
Peki neden bugün bunları yapmıyoruz?
Çünkü ölüm bize uzak görünüyor.
Oysa o, en yakın gerçekliğimiz. Her nefes alışımızda biraz daha yaklaşıyor. Kalbimizin her atışında sayaç işliyor. Ve bir gün, o sayaç duracak.
Bu yazı dizisinin amacı seni korkutmak değil.
Amacı seni uyandırmak.
Hayatı “hiç ölmeyecekmiş gibi” yaşamaktan vazgeçip, “bir gün öleceğimi bilerek” yaşamaya davet etmek.
Çünkü ölüm gerçeğini kabul ettiğin anda, hayatın tadı değişir.
Daha keskin, daha derin, daha gerçek olur.
Bu bölümün sonunda sana küçük bir pratik:
Bugün, sadece 5 dakika ayır.
Gözlerini kapat ve kendine şu soruyu samimiyetle sor:
“Eğer yarın sabah uyanamayacağımı kesin bilseydim, bugün neyi farklı yapardın?”
Cevabını bir yere yaz.
Sonra o listeden en az bir tanesini bugün hayata geçir.
Ölümü hatırlamak, yaşamayı öğrenmektir.
Taner Okur
(Yazı dizisinin devamı gelecek…)
Antik çağda filozof Sokrates yazıyı belleği zayıflattığı gerekçesiyle eleştirmiş, sözün (diyaloğun ve canlı bilginin) yazının sessizliğinden daha üstün olduğunu savunmuştur. Ancak günümüzdeki genel kullanım, yazının kalıcılığını ve belgelendirmenin önemini vurgular. Aga Sokrates değilsen ‘Söz uçar yazı kalır’ hani bil istedim.