@FenerSol1907 Böyle bir yazının sadece rakipleri mutlu ettiğini bile bile yazmak ! Sen şimdi gerçekten Fenerbahçe’li misin ? Amacın ne ? Bu takımdan dünya paraya gidenleri görmüyor hele rakibin bir oyuncu bile satamadığını konuşamıyorsan sen benim gözümde FB’li değilsin.
Tutuklanan Emekli Amiral Türker Ertürk:
‘Doğuda başı sıkışan, kendini güvende hissetmeyen bir Kürt;
Neden Kuzey Irak’a, Erbil’e göç etmez?
Eğitim Kürtçe, resmî dil Kürtçe, valisi, polisi, yöneticilerin hepsi Kürt! Vize de yok!
Neden kalkıp da Antalya, İzmir, İstanbul ve Manisa’ya göç eder, buralarda kendini Türklerin arasında güvende, özgür, eşit ve huzurlu hisseder?
Neden? Çünkü doğuda Kürt’e huzur vermeyen gene Kürt’ün kendisidir.
Kürt ağadır, Kürt PKK’dır, HÜDA PAR’dır, DEM’dir, Kürt muhtardır, Kürt belediye başkanıdır, Kürt şeyhtir, gavstır, imamdır!’
Ne demişti İlber Ortaylı; "Doğu'dan kürt bir genç batıya mutlu bir şekilde geliyorsa, batıdan Türk bir genç doğuya Allah'a emanet gidiyorsa. Faşist olan biz değiliz." Ayrıca nerden geldiği belli olmayan paralarla bir Kürt Batıda her türlü işyeri açacaksın ama bir Türk ya da Boşnak ya da Çerkez, yada Gürcü Diyarbakır'da simit bile satamayacak. Ahırına koyduğun klimada bile kullandığın kaçak elektriğinin parasını bana ödeteceksin.. sonrada eşitlik isteyeceksin.. Biz Türkler safız da (!)
Meclisi mutat mesaisi dışında zoraki çalıştırarak, malum yasayı Sevr’in yıldönümü olan 10 Ağustos’a yetiştirme ısrarınızın kaynağı nedir?
Kime mesaj veriyorsunuz?
Siz bu milleti ölüm uykusuna yattı mı zannediyorsunuz?
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek ger��ek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Ey Türk turizmcisi, bir konuşalım mı?
Yıllarca Türk misafirine şöyle baktın:
“Ne uğraşacağım bunlarla? Bodrum zaten dolu, Marmaris taşıyor, Datça desen efsane… Yabancı turist gelsin, biz avroyu alalım!”
Sonra ne oldu?
Bir Türk ailesi beş günlük tatil yapmak istediğinde önüne 250 bin liralık hesap koydun. Bir ailenin bütün yıl kurduğu tatil hayalini:
“Otelde yer kalmadı ama beş kişi için üç gece 180 bin liraya yardımcı olabiliriz.”
diyerek yıktın.
Derken Türk turist uyandı.
Yunan adalarına geçti.
Balkanları gezmeye başladı.
Mısır’da 70 bin liraya uçak, otel ve her şey dâhil tatil yaptı.
Güzelce yedi, içti, denize girdi; üzerine bir de “Yavaş yavaş, Hasan Şaş!” diye neşeyle karşılandı.
Sen ne yaptın?
Burada bir tabak kalamara 50 avro isterken, Türk turistin Halkidiki’de aynı kalamarı 10 avroya yediğini görünce suratın düştü.
Balkanlarda 50 bin liraya hem gezip hem de krallar gibi ağırlandığını görünce içinden:
“Bu Türkler de çok nankör!”
dedin.
Ama dur ve biraz düşün…
Yıllarca Türk turiste:
“Halk plajı şurada. Su 30 lira ama dışarıdan içecek getiremezsiniz.”
diyen sen değil miydin?
“Yabancı turist başımızın tacı, Türkler zaten mecburen geliyor.”
diye diye kendi insanını küstürmedin mi?
Şimdi neden Rus turist gelmiyor, Alman turist başka ülkelere gidiyor, Hollandalı rotasını değiştiriyor diye düşünüyorsun.
Çünkü turizm yalnızca oda satmak değildir.
Turizm; biraz vicdan, biraz kaliteli hizmet, biraz makul fiyat ve her şeyden önce insanlık meselesidir.
Türk turistin kıymetini şimdi mi anladın?
Biraz geç kaldın be turizmci…
Ama olsun.
Şezlonglar boş, sinekler çok, düşünmek için vaktin bol.
İyi sezonlar!
Dr. Erkan Uzunoğlu
Siz bu görüşlere katılıyor musunuz?
Kurtuluş Savaşı denince aklına işgal kuvvetleri değil de Osmanlı’dan kurtuluş gelen bir anlayışın, bugün Millî Eğitim’i yönetiyor olması ülkemiz adına düşündürücüdür.
Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayıyım.
Bunu zihinlerine kazıyacaklar.
NATO toplanıyor yarın Ankara’da.
Ne anlatacak bu ülkenin başındaki misafirlerine? “Bak, rakibimi hapse attım, 20 tane de dava açtım mı” diyecek?
📢 Ümit Özdağ:
⭕ "Ekrem İmamoğlu'nun fotoğrafını İstanbul'da asmak yasak, Abdullah Öcalan'ın fotoğrafını asmak yasak değil!
⭕ Bu ayıp oğlu ayıptır! Bu Türk milletine hakarettir!"
17-25 Aralık'ta evinden 7 tane kasa, 2 tane para sayma makinesi çıkan Muammer Güler'e soruşturma yok,
Reza Zarrab tarafından kendisine 30 milyon dolar rüşvet verildiği söylenen Zafer Çağlayan hakkında soruşturma yok,
Bizzat kendi partilisi Bülent Arınç tarafından Ankara'yı fetö'ye parsel parsel sattığı söylenen Melih Gökçek hakkında soruşturma yok,
SPK başkanı kocasıyla rüşvet ağı kuran, hakkında 213 tane suç duyurusu olan Zehra Taşkesenlioğlu hakkında soruşturma yok,
Kendi bakanlığına kocasının şirketi üzerinden piyasa değerinin 4 katına dezenfektan satan Ruhsar Pekcan hakkında soruşturma yok,
Altın kaçakçılığı yaparken enselenen 3 MHP milletvekili hakkında soruşturma yok.
Ama Özgür Özel'e var.
Çünkü hukuk yok.
Çete var.
Burası Yeni Türkiye;
Bir kararname, bir fezleke, bir iddianame…
🔘Bir gün öğrencisi olduğun üniversite yoktur.
🔘Ertesi gün oy verdiğin belediye başkanı yoktur.
🔘Sonraki gün oy verdiğin parti yoktur.
Başkanlık rejimi budur !
Dur hele sen daha dur....
Ferhat,bıdı bıdı yaparak konuyu dağıtma, sorulara açık ve net cevap ver.
Kimin ne olduğu kamuoyu tarafından bilinmektedir. Korumasız halkın içinde dahi çıkamıyorsun. Asıl mesele şudur:
Mahkeme sürecini tüm basın kuruluşları aynı koşullarda takip ediyor. Habertürk,CNN, NTV, DHA, İHA, Yeni Şafak ve diğer tüm gazeteciler belirlenen basın alanından görevini yapıyor. Hiçbir sorun da yaşanmadı bu güne kadar.
Basın mensupları için ayrılmış alan açıkça belliyken, sen hakim ve savcılara ayrılmış bölüme hangi yetkiyle giriş yaptın? Bu yetki sana kim tarafından verildi?
Ayrıca, hakim ve savcılara ait olduğu bilinen otopark alanına aracını nasıl park edebildin? Bu ayrıcalık sana hangi gerekçeyle tanındı?
Bu durumda senin sahip olduğun bu ayrıcalığın gerekçesi nedir?
Sana verilen tepkinin nedeni bu…
Ayrıca, videoda açıkça görüldüğü üzere, bir basın mensubu arkadaşımızın görevini yapmasını engellemek amacıyla korumana talimat verdiğin net şekilde görülüyor.Meslektaşlarından mı korkuyorsun?