Milli Eğitim müfredatında değiştirilen kavramlar:
• Kurtuluş Savaşı → Milli Mücadele
• Ormanlarımız → Yeşil Vatan
• Türkiye'nin deniz yetki alanı → Mavi Vatan
• Türkiye'nin hava sahası → Gök Vatan
• Bizans → Doğu Roma
• Ermeni Meselesi → Asılsız Ermeni iddiaları
• Haçlı Seferleri → Haçlı Saldırıları
• Orta Asya → Türkistan
• Ege Denizi → Adalar Denizi
• Coğrafi Keşifler → Sömürgeciliğin Başlangıcı
• Tehcir Kanunu → Sevk ve İskan Kanunu
• Pontus Meselesi → Asılsız Pontus iddiaları
Osmanlılarda Kuşeyrî Risalesi ile ilgili tek şerh.
TERCÜME VE ŞERHİ RİSALE-İ KUŞEYRİYYE
Kuşeyrî Risalesi
Tercüme ve Şerhi
Seyyid Mehmed Tevfik Efendi
Hazırlayan:
Emine Altay Öztürk
Ayrıntılı bilgi ve temin şartları için geniş bilgi:
3 Temmuz Cuma, 15.30
@yekgovtr
İmam Gazzâlî:
"Bil ki, her kim (dînî) ilimleri, tevil edilmiş olarak başkalarından nakledilen lafızlardan ve tahsis edilmiş umum (genel) ifadelerden alarak öğrenirse, ilimleri hakikatte oldukları gibi idrak etme hususunda Allah’ın nuruyla hidayet edilmiş biri olmadığı takdirde,
Yine adam, hem şimdi, hem de gelecekte ibâdet yapmak için kendisinde bir niyet bulamamış, şimdi yiyip, içip uyumak ve böylece istirahatını temîn ve kendini takviye ettikten sonra ibâdet niyetindedir. Bu adam için bu istirahatı temin ibâdetten daha makbûldür.
Basîret sahibi ve aklı başında olanlar zafere ulaşmak için öyle hîlelere başvurur ki, zayıf görüşlüler bunu beğenmezler. Bunun için mürîdin şeyhinde, öğrencinin öğretmeninde gördüğü bâzı şeyleri inkâra kalkışıp onlara cephe alması doğru olmaz.
Bilmiş ol ki; recânın fazîleti hakkında ayrı ayrı o kadar rivâyetler var ki, insan ilk bakışta hangisinin efdal olacağını kestiremez hale gelir. Aslında su mu üstün ekmek mi üstün, sorusu gibi, adamın ümit mi daha makbul yoksa korku mu daha makbul sorusu da boş bir sorudur.
Şayet kalpte Allah'ın mekrinden emin olmak hastalığı galip ise korku ilacı daha makbul, şayet Allah'ın rahmetinden ümitsizlik hastalığı galip ise o zaman ümit tedavisi daha makbul olur.
Helâl olsun, haram olsun bütün şehvetlere sabretmeyi kalbe alıştırdılar ve dünya nimetlerinin helâlinin hesâbı, haramının azabı olduğunu, arada kalanların da itâbı yani sert hitabı müstelzim bulunduğunu bildiler ki, bu itâb da bir nevî azâbdır.
İhyâu Ulûmi'd-Dîn
Basîret erbâbı, dünyalık ile neşelenmiş olan gönüllerini tecrübe etti ve Allahu Teâlâ'yı hatırlamaktan, âhiret gününü düşünmekten uzak buldular. Bir de mahzun olduğu zaman, gönülleri tecrübe etti.
O zaman gönülleri sâf, yumuşak, ince ve zikrin tesîrini kabul eder bir halde buldular ve kurtuluşun, ferah ve neşe sebeplerinden uzak, devamlı hüzün içinde olduğunu bildiler de, kalbi dünyanın zevk ve nimetlerinden uzaklaştırdılar.