1. İnsan türünün mağara duvarlarına resim yapmaya başladığı o ilk an, bir anlamda evrenin kendi bilincini kaydetme çabasıydı. Kendini insan zihninde tefekkür etmeye niyetli evrenin milyonlarca yıldır argelenen doğal zekası artık hata veriyor.
Odyssey yalnızca Odysseus'un eve dönüşünü anlatan bir destan değil, kutsal düzenin bozulması ve yeniden kurulması üzerine bir anlatıdır. Antik Yunan dünyasında tanrılar yalnızca tapınılan varlıklar değil, aynı zamanda hukukun, yeminin ve misafirlik hakkının (xenia) koruyucularıdır.
Bu yüzden Truva'nın düşüşü yalnızca askerî bir zafer değildir; Athena'nın himayesi altında olduğu düşünülen kutsal düzenin Truva Atı hilesiyle aşılması, ilahî güvenin de yara alması anlamına gelir. Destan boyunca Poseidon'un öfkesi, Helios'un kutsal sığırlarının kesilmesi, Polyphemos'un kör edilmesi ve taliplerin misafirlik hukukunu çiğnemesi, ortak bir ilkeyi tekrar eder: İnsan, tanrısal sınırları ihlal ettiğinde bunun bedelini mutlaka öder. Yunanların hybris dediği ölçüsüz kibir, kaçınılmaz olarak nemesisi, yani ilahî karşılığı doğurur.
Bu düşünce yalnızca Yunan mitolojisine özgü değildir. Tevrat'ta Âdem ile Havva'nın yasak meyveyi yemesi, Kabil'in Habil'i öldürmesi, Nuh Tufanı, Sodom ve Gomora'nın yıkılışı ve Babil Kulesi anlatıları, insanın ilahî sınırları aşmasının toplumsal ve kozmik düzeni bozduğunu gösterir. İncil'de İsa'nın "Kılıç çeken kılıçla yok olur" sözü, "İnsan ne ekerse onu biçer" ilkesi ve mabedin tüccarlardan temizlenmesi, adaletin yalnızca dünyevî değil kutsal bir düzen meselesi olduğunu vurgular.
Kur'an'da ise Firavun'un kibri, Nemrud'un meydan okuyuşu, Âd ve Semûd kavimlerinin helâki, Karun'un servetiyle böbürlenmesi ve İsrailoğullarının ahitlerini bozması aynı ortak temayı tekrar eder: Güç, ilahî ölçünün yerine geçtiğinde medeniyet çözülmeye başlar.
Bu yüzden Odyssey'i yalnızca bir kahramanlık destanı olarak okumak eksik kalır. Destan, tanrıların insanlardan körü körüne itaat istemesinden çok, toplumu ayakta tutan kutsal ahdin bozulmasının nelere yol açacağını anlatır.
Tarihte Mısır'ın Ma'at anlayışı, Perslerin Ahura Mazda adına adalet iddiası, Roma'nın Pax Deorum inancı, Orta Çağ Avrupa'sındaki yemin kültürü ve İslam medeniyetindeki "ahde vefa" anlayışı da aynı fikrin farklı tezahürleridir. Medeniyetler yalnızca ordularla veya kanunlarla değil; insanların üzerinde uzlaştığı, ihlal edildiğinde hesap verileceğine inanılan kutsal ilkelerle ayakta kalır.
Odyssey de bu yüzden, eve dönüş hikâyesinden çok, ilahî düzen çöktüğünde insan düzeninin de uzun süre yaşayamayacağını anlatan evrensel bir destandır.
Özellikle "Odyssey filmine gideceğim ama hikâyeyi hiç bilmiyorum" diyenler için iyi bir başlangıç videosu: Odysseus'un çileli hikâyesinin baştan sona felsefi derinliğiyle birlikte anlatımı, Luc Ferry'den.
Çok eskiden yayınladığım bu videonun çevirisini bugün tekrar elden geçirdim. Yeni versiyonu daha derli toplu oldu.
İyi seyirler :)
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
Barselona’daki La Sagrada Família Bazilikası açıldı.
Tabandan tepeye ışık gösterisinin ardından, Gaudí’nin siluetini ve “Önce aşk, sonra teknik” sözünü gökyüzüne çizen dronlar geceyi aydınlattı.
Biz kimiz ve neden buradayız, seninle paylaşmak istedik. Toplum yararına bu kolektif hareketi büyüt. Takip et. Paylaş. Güçlenelim.
Hesap kâr amacı gütmemektedir. Bilgilendirme amaçlıdır. Reklam değildir. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.
Bolu’da otel yangınında oğlunu kaybeden anne Duygu Can, oğlunun gönderdiği “Anne seni seviyorum” ses kaydını dinletti:
Benim çocuğum öleceğini biliyordu. Ben şunu demek zorunda kaldım. Keşke uyanmasaydı, keşke korkmasaydı.