Deniz Göktaş yalnız değildir. Mizahı susturmaya, düşünceyi baskı altına almaya yönelik her girişim, ifade özgürlüğüne ve sanata vurulmuş bir darbedir. Farklı düşüneni susturarak adalet sağlanmaz. Dayanışmayla, özgürlükten yana durmaya devam edeceğiz. Deniz Göktaş yalnız değildir.
Casusuluk suçlamasıyla yargılanan Gazeteci Merdan Yanardağ’ındavası tamamen susturma ve gözdağı vermek için açılmış siyasi davadır Sizler hukuksuz bir şekilde mahkum edebilirsiniz Ancak Merdan Yanardağ halkın vicdanında ve tarih sayfalarında onurlu yerini almıştır.
Esra'mız tam 1 aydır Şakran Cezaevinde haksız hukuksuz bir şekilde tutuluyor.
"Neden cezaevinde olduğumu merak eden herkes bilsin: MEMLEKET SEVDASINDAN!"
#EsraIşıkSerbestBırakılsın
“Bilmiyordum” Mazereti Nefretin Bahanesi Olamaz
Mine Kırıkkanat’ın, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için sarf ettiği “kripto kılıç artığı” ifadesi, bir dil sürçmesi değildir. Bu, tarih bilinci olan bir coğrafyada, kelimelerin ağırlığını bilen bir kalemden çıkmışsa, masum görülemez.
Yılların gazetecisi olmak, kelimenin kemiğini tanımaktır. Üstelik okurunun büyük bölümünü Alevilerin oluşturduğu bir gazetede yazarken “kılıç artığı” tabirini kullanmak, ya tarihsel cahilliktir ya da bilinçli bir provokasyon. İkisi de vahimdir.
“Kılıç artığı” deyimi, bu topraklarda soykırımın, sürgünün, katliamın üstünü örten bir örtmece olarak yüzyıllardır dolaşır. Dersim’in, Koçgiri’nin, Maraş’ın, Sivas’ın hafızasında hâlâ kanayan bir yaradır. Bir topluma “siz yok edilmesi gerekip de şans eseri kurtulanlarsınız” demenin edebi süslenmiş halidir. Dolayısıyla bu ifade, bir kişiye değil, bir kimliğe, bir inanca, bir geçmişe yöneltilmiş sembolik bir şiddettir.
Sonra çıkıp “bu anlama geldiğini bilmiyordum” demek, özür değil, hakareti ikiye katlamaktır. Çünkü bu ülkede “bilmiyordum” diyenin bilmediğine inanmak için, son 100 yılın tarihini hiç okumamış olmak gerekir. Kamuoyu önünde söz söyleyen, köşe tutan herkes, kullandığı her kelimenin tarihini sırtlanmak zorundadır. Hele ki nefretin en çok azınlıklara, inanç gruplarına yöneldiği bir iklimde.
Bu dil, ayrımcılığı besler. İnsanı kökeni ve inancı üzerinden hedef gösterir. Toplumsal fay hatlarını kaşır. Ve evet, bu yüzden nefret suçudur. Nefret suçu, sadece yumrukla işlenmez. Bazen bir deyimle, bir köşe yazısıyla, bir “bilmiyordum”un arkasına saklanarak da işlenir.
Gazetecilik, gücü elinde tutana karşı hakikati savunmaktır. Mazlumu, ötekini, linç edileni dilsiz bırakmamaktır. Kelimeleri kılıç gibi savurup sonra “kınından çıktı, haberim yoktu” demek, ne gazeteciliktir ne de vicdandır.
Sözün de bir sorumluluğu var. Ve bu sorumluluk, özürden önce yüzleşmeyi gerektirir.
Ferhat Tunç
Kurtuluş Parkında abluka altındayız. Kimseyle konuşmuyor, kimseyle görüşmüyor, bedenimizi betona yatırıyoruz.
Tüm Türkiye’yi bulunduğu yerlerde ses çıkarmaya çağırıyoruz. Bizimle beraber ablukanın içerisine gelerek açlık grevine gireceğini beyan eden milletvekillerini madenciyle dayanışmaya çağırıyoruz.
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
DUY BU SESİ!
Bu ses;
Emeğin sesi
Alın terinin sesi
Vicdanın sesi
Mücadelenin sesi
Direnişin sesi
Onuruyla çalışmanın sesi
Boyun eğmeyenlerin sesi
Madencilerin sesine kulak ver!
Haydi dayanışmaya!
✊🏻✊🏻✊🏻✊🏻✊🏻
Dünya medya tarihine geçecek bir olaydır bu. Demokrasi ve hukuk açısından da ders kitaplarında yer alabilir.
İletişimin en önemli kuramıdır, her kitle iletişim aracının kendisi bizzat mesajdır. TELE 1 de haksızlık, hukuksuzluğunun mesajıdır, kimse seyretmeyeceği için alıcısı da çıkmayacaktır…
Bu arada @drmyanardag serbest bırakın…
Merdan Yanardağ’dan çağrı: Tele1’in yağmalanmaması için bize destek olun
Gazeteci Merdan Yanardağ TMSF’nin kayyum atadığı, satışa çıktığı duyurulan Tele 1’le ilgili cezaevinden açıklamada bulundu:
Tele1’e kayyum atayan iktidar, şimdi de TMSF eliyle satışa çıkararak kanalımızı yağmalamaya ve yandaşlara peşkeş çekmeye çalışıyor.
Halkın desteği ve dostlarımızın katkılarıyla mali ambargoları boşa çıkaran, dahası en büyük dört haber kanalı arasına girerek büyük bir başarı kazanan Tele1, 28 milyon TL’ye ihaleye çıkarılıyor.
Bu fiyat, Tele1’in üç aylık işletme giderinden daha azdır. Çalışanlarımızın beş aylık maaş tutarı (geçen yıl) daha fazlaydı. Biz ücretleri hiç aksatmadan ödedik. Şimdi hepimizin alın terini, emeğini, akıl ve iradesiyle yarattığımız değeri yok pahasına yandaşa transfer etmek istiyorlar.
Yalan ve iftiraya dayalı “casusluk” kumpası amacı böylece bir kez daha tartışmasız şekilde gözler önüne serildi. Amaç Tele1’e çökmek, susturmaya çalışmaktı.
Biz susmadık, ama onlar Tele1’i yağmalama ısrarını sürdürüyor. Kanımızı yok pahasına satıp borçları da bize yıkmak istiyorlar.
Çok net: 28 milyon lira bir yağma fiyatıdır. Burada ilk kez bir bilgiyi açıklıyorum: Geçen yıl Tele1’e bu paranın 15 katı teklif edildi, satmadık. Fiyatın istersek daha yukarıya çıkarabileceği bilgisi de geldi.
Daha önce kanalın %50’sine bile kayyum ve TMSF’nin ihale başlangıç fiyatının yaklaşık on katı önerildi. Tele1’in topluma, izleyicilerine ve çalışanlarına ait olduğuna inandığımız için kabul etmedik.
Eğer satsaydık ben tutuklanmayabilirdim. Zaten teklif sahipleri çok dolaylı şekilde “Artık biraz rahat yaşamayı hak ettiğimi” söyleyerek uyarı da yapmışlardı.
Alacağımız parayla istersek daha sonra başka bir medya organı kurabilirdik vb. Sözüm ona “dostça” tekliflerdi bunlar.
Biz HAYIR dedik, uygun bulmadık.
Tele1 bir ticari kuruluş değil, halktan yana yayıncılık yapmayı ilke edinen bağımsız bir sosyal sorumluluk girişimiydi.
Gazetecilik etiği ve ilkeleri bizim için temel ölçüydü. Ne para ne de baskıyla bizi teslim alabilirlerdi.
Bütün namuslu insanlara, medyadaki dostlarımıza, iş dünyasına, Cumhuriyetçilere ve topluma çağrı yapıyorum:
Tele1’in yağmalanmasına engel olalım, bize sahip çıkın!
Gülistan Doku’nun ailesinin 7 yıldır sürdürdüğü adalet arayışı, bu ülkede hakikat ve hukuk mücadelesinin en onurlu örneklerinden biridir. Tüm engellemelere rağmen vazgeçmeyen bu kararlı duruşu saygıyla selamlıyor, adalet sağlanana kadar yanlarında olduğumuzu haykırıyoruz!
Vicdanı yaralayan bir tablo: Figen Yüksekdağ yıllardır tutsak. Bu süreçte babasını, iki ağabeyini ve bir ablasını kaybetti. Bu adaletsizlik artık son bulmalı.
Acısını paylaşıyor, ailesine sabır diliyorum.
Gazeteci İsmail Arı yalnız değildir!
Basın susturulamaz, gerçekler karartılamaz!
Gazetecilik suç değildir!
Tutuklamalarla değil, gerçeklerle yüzleşin!
İsmail Arı serbest bırakılsın!
Murat Taylan: "Bu ülkenin ABD'yle kurduğu ilişkinin adını ne koyacağız? Halkbank davasında uzlaştılar, neyin karşılığında? Açıklama var, açıklama ne?
ABD kaynaklarının doğrudan alıntı yaptığı kaynaklar var.
'Adalet Bakanlığı, Halkbank aleyhindeki suçlamaların anlaşmadaki şartlar ve koşullar çerçevesinde, çözülmesinin ABD çıkarlarına en uygun olduğuna inanmaktadır.'
Yalanlayacaksanız, ABD Adalet Bakanlığı verilerinden yapılan alıntılar bunlar.