"Kıbrıs konusunda Türklerin tarafındayım."
"Bir avuç Rum asıllıya şirin görünmeye çalışan Amerikalı politikacılar hata ediyor."
"Avucumun içinde, beni dinleyecek 40 milyon siyahi Amerikalı var."
- Muhammed Ali, 1976 🇹🇷
Ekonomide büyük bir başarısızlık hikayesi ile karşı karşıyayız. Enflasyon düşmüyor, faiz hâlâ yüksek ve dövizi tutmak zorlaşıyor. Sebepler değişse de sonuçlar hep aynı. Sesi gür çıkana palyatif çözümler ile susturma stratejisinden başka bir şey üretemeyen ekonomi yönetiminin ciddi bir hatası da sorunları küçümsemesi.
Son olarak, İran Savaşı'nın akıbetini ve petrol fiyatlarındaki riski öngöremediler. Geçici ateşkes döneminde sahte bir iyimserlik yaratıldı. Açıkçası bu sahte iyimserliğe birçok ekonomist de katıldı.
2023 öncesinde hem iktidarda hem muhalefette şahit olduğum bakış açısı maalesef devam ediyor. Türkiye'nin her geçen gün derinleşen çok ciddi ekonomik sorunları var. Hepsinin çözümü mevcut ancak sorunları küçümseyerek buradan çıkamayız. Faizi yükselt, sıcak para gelsin, biraz siyasi reform yap ile buradan çıkamayız. O aşamayı geçtik.
Toplumsal huzuru riske atacak kadar sınıra dayanan bir yoksullaşma ve gelir adaletsizliği var. Makro dengeler şaşmış, fiyatlar gerçek değil, verimlilik çok düşük. Böyle bir dönemde döviz artışı ne kadar olsun, faiz iki puan insin mi, enflasyon bir puan yukarıda mı olacak gibi tartışmalar vakit kaybıdır.
Lütfen gerçeği görelim. Ekonomi de tıpkı ülkemiz gibi elimizden kayıp gidiyor. İvedilikle kanamayı durdurmak, doğru tedaviye başlamak gerekiyor.
@ConflictTR İran savaşı ne Afganistan, ne Kore, nede Vietnam savaşı. İran savaşı enerji yolları nedeniyle Dünyanın tamamını etkiliyor.
ABD bu savaştan galip çıkmazsa enerji hatları kontrolünüde kaybeder. Kaybetmemek için nükleer silah bile kullanabilir.
Göklerde beliren şıkşıksız T-10 paraşütleri, tek motorlu UH-1 “Patpat”lar, denizin ufkundan sıyrılan mütevazı çıkarma gemileri…
Hepsi, yokluğun içinden süzülen kahramanları, umudu ve sarsılmaz bir iradeyi taşıyordu.
Onlar; acıyla, kanla, yoklukla ve fedakârlıkla yalnızca Beşparmaklar’a değil, haklılığın bağrına da şanlı bir bayrak dikti.
Ve o bayrak, orada ayyıldızlı Türk’ün Kıbrıs’taki hürriyet nişanına, ardından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin şanlı bayrağına dönüştü.
20 Temmuz 1974; yalnızca Kıbrıs Türkleri için değil, hakka, adalete, umuda ve geleceğe inananların da zaferidir.
20 Temmuz’un dersleri, bilinçli insanların ve tavizin neye mal olacağını bilenlerin hafızasında hâlâ dimdik ayaktadır.
Kanla kazanılan hak; yalana, tehdide ve sinsi vaatlere teslim edilmesin.
20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı kutlu olsun.
Dersi de, bedeli de, tehdidi de, kısıtları da, hakikati de unutulmasın.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyorum. 🇹🇷
Dün FIFA şampiyonu İspanya
futbolcularından Oyarzabal ve Fabian Ruiz çocuklarına
ay yıldızlı şanlı Türk Bayrağımızı giydirerek sahaya çıkardı
Her güzel şey karşılığını buluyor diyelim
@sanchezcastejon 'e bir zamanlar Türkler de jest yapmıştık
#Vivaİspanya
Tebrikler varolun
20 Temmuz 1974...
Tarih, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü ve güvenliği için yazılan destansı bir mücadeleye tanıklık etti.
Bugün, Mutlu Barış Harekâtı'nın 52'nci yıl dönümünde; aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Geçmişten aldığımız güçle, birlik ve beraberlik içinde, Kıbrıs Türk halkının barış, özgürlük ve güvenliğinin daima yanında olmaya devam edeceğiz.
#20Temmuz1974
#KıbrısBarışHarekâtı
#MillîSavunmaBakanlığı
@iriscibre Ülkemiz yatırım için değil, kuru tutmak ve dış borçlarını ödemek için d��şarıdan borçlanıyor.
Dış borç yapılandırılacak, otoyol ve köprü ödemeleri de dahil,
İkili kur sistemine geçiş yapılacak,
Savaş varmış gibi Kamu ve halk sıkı tasarruf yapacak ve işler ehline verilecek.
Historian Michael Wood takes us to a coffeehouse in Kars, Turkey, where a traditional bard (aşıks) performs the “Epic of Köroğlu.” As seen in 1979’s “In Search of the Trojan War.”
@YeniUlak İmam-ı Azam (Hanafi mezhebi kurucusu) hazretleri “Allah” her dili bilir ve anlar, ibadetinizi kendi dilinizde de yapabilirsiniz demiştir. Aksini iddia edenlerin bilgisi imam-ı Azam’ın fıkıh ve hadis bilgisinden daha mı üstündür.
Türkçe ibadete karşı olanları Allah ıslah etsin .
@m_cemilkilic İmam-ı Azam (Hanafi mezhebi kurucusu) hazretleri “Allah” her dili bilir ve anlar, ibadetinizi kendi dilinizde de yapabilirsiniz demiştir. Aksini iddia edenlerin bilgisi imam-ı Azam’ın f��kıh ve hadis bilgisinden daha mı üstündür.
Türkçe ibadete karşı olanları Allah ıslah etsin .
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1933 tarihli resmi belge...
Seyit Rıza, rakip aşiretlere karşı silahlı mücadele başlamış. Kendisine muhalefet eden her aşireti düşman olarak nitelemiş.
Eşkıyalar, memleketi dingonun ahırına çevirmiş.
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?
Altın. Tarih yine tekerrür edecek mi?
1979:
İran krizi sona erdi.
Petrol çöktü.
Fed agresifleşti.
Altın %60'tan fazla çakıldı.
Şimdi tam olarak aynı makro yapı tekrar oluşuyor.
Çin'in Çinghay bölgesinde yaklaşık 80-100.000 kişi tarafından konuşulan Salarca bu şarkı, Türkiye Türkçesine olan inanılmaz benzerliğiyle dinleyenlere, "farkında olmadan bir dil daha biliyor muşum" dedirtiyor.