Bakın ben artık bu siyasal dilden yoruldum. İster kızın ister ayılın bayılın. Bir kürt kadını olarak böyle hissediyorum.
Burhan Sönmez’in açıklamalarını okurken kendime de önemli bir hatırlatma hissettim :)
Çünkü müzakere sürecinden bugüne kadar kurulan siyasi dile baktığımda, giderek toplumsal taleplerden uzaklaşıp liderler etrafında dönen bir dile sıkıştığımızı düşünüyorum.
Bu süreçte Kürtlerin talepleri nerede?
Kürt toplumunda çok şey değişiyor. İnsanlar daha fazla sorguluyor, daha fazla söz kuruyor. Sadece kimliğini değil; anadil hakkını, siyasi tutsakları, temsil sorununu, eşit yurttaşlığı, statü meselesini ve geleceğini konuşuyor.
Ama siyasal dil aynı ölçüde değişmiyor.
Açık söyleyeyim; sabah akşam her şeyi dönüp dolaşıp Öcalan’a bağlayan anlatı artık bana eskisi kadar karşılık bulmuyor. Devlette bu yüzden Öcalan’da ısrarcı bence.
Bu, Öcalan’ın tarihsel etkisini reddetmek değil.
Ama elli yıllık bir mücadeleyi, milyonlarca insanın deneyimini, kadınların emeğini, gençlerin itirazlarını ve toplumun geçirdiği dönüşümü hâlâ tek bir kişi üzerinden anlatmaya çalışmak bana eksik geliyor.
Bugün insanlar sadece Öcalan’ın ne dediğini merak etmiyor. Siyasi tutsakları konuşmak istiyor. Anadil hakkını konuşmak istiyor. Kürtlerin statüsünü konuşmak istiyor. Geleceğini konuşmak istiyor.
Toplum bu kadar değişirken, siyasal dil neden aynı yerde duruyor?
Sanırım benim asıl sorum bu.
Parti kurma süreci uzadıkça, zaman daralacak gibi gözüküyor ve anlaşılan Ö.Özel " haklı olarak mücadele etmeden gitti" durumuna düşmek de istemiyor.
Kılıçdaroğlu'nun "kurultay yapacağım" sözü, "kurultay olacak" umudunu partide tutma ve yeni parti hikayesini oyalamaya dönük bir strateji olması da büyük ihtimal elbette.
Baskın veya erken seçim durumunda, bu halin büyük handikaplar yaratacağı ise ortada.
CHP'nin Kılıçdaroğlu tarafı "Türkiye'nin ikinci yüzyılı" dönüşümüne entegre bir pozisyon alıyor. Ö.Özel'in terk ettiği "normalleşme" sürecini (ki ironik ama normalleşmeye karşı çıkanlar Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu'ydu) devlet zeminine çekerek, Ö.Özel ve ekibinin tasfiyesini , "jest" olarak sisteme sunuyor.
Kılıçdaroğlu "devlet" pozisyonu aldığı için, kendisiyle olan mücadeleyi "devletle" kavga zeminine çekiyor vb. Bu yanıyla, Kılıçdaroğlu stratejisini devlet çizgisine kurmuş. Ö.Özel'in aşamayacağı sınıra yani.
Acı ama gerçek bu.
@akinolguntr DEM'in devletin çizdiği sınırlar içinde bir sürece hapsolduğunu, sürecin toplumsallaşmasını önemsemediğini, chp'ye desteği bırakın demokrasi gundemini talileştirdiğini o kadar geniş bir kesim düşünyor ki! İstediğiniz kadar retorik kurun, gazetecilik bu değil.
Bu kez operasyonun ne kadar sert olduğunu anlamak için önemli:
-Açık hükme rağmen Grup Başkanvekilliğine AKP'li meclis başkanı aracılığıyla çökmeye hazırlanıyorlar
-Özgür Özel'in İzmir mitingini Valilik engellemeye çalışıyor
- Özgür Özel'i ve muhalif belediye başkanlarını tasfiye edeceklerini açıklıyorlar
AKP butlan adımını attıktan sonra mutlak ezmeye hazırlanıyor. Kılıçdar'a kızılıyor ama o, bu sürecin basit bir maşası.
Bir ülkenin siyasi tarihinde bu kadar tekrar eden, her tekrarda kısmen de olsa değişen olay ve olgulara bakarken; açık ve net bir fikriniz, devlet ideolojisinden beslenmeyen kadro ve yaklaşımlarınız varsa özgürleşme imkânları tartışılabilir. Bilinen ve beklenen tekrarlara veremediğiniz cevaplardan biz madunlar olarak sorumlu değiliz. Örneğin barış sürecinin de mutlak butlanın da zihinsel arka planı uzun süredir biliniyor ama muhaliflerin genel refleksi ancak sonuçlarla karşılaşınca ortaya çıkıyor.
@ilketvcomtr Toplumun bilgilendirilmemesi bir eksikliğin ötesinde bilinçli bir politikaya dönüşmüş olabilir mi? Teknik bir mesele olamayacağına göre toplumsal katılımın dışlanması, uzak tutulması sonucuna matuf bir politika gibi duruyor...
@akinolguntr Yaw bu devlet politikası. Sanki nispeten demokratik bir ülkedeymişiz gibi ve süreç sadece mhp'ye endeksliymiş gibi neden analiz yapılıyor? Hiçbir adım atılmaması hala akp-mhp çelişkisiyle açıklanabilir mi? Bu çelişkiler neden şişirilip şişirlip önumüze konuyor?
Alandan çıkan, gazın etkisinden kurtulmaya çalışan bir kadının yüzüne, çok yakın mesafeden gayet keyfiyen biber gazı sıkan bu polis hakkında işlem yapacak mısınız?
@EmniyetGM@EmniyetIstanbul@adalet_bakanlik
Polis emir kulu değildir.
Hiç kimse ‘git, bir insanın boğazını sık’ diye emir veremez; verilse bile bu kanunsuz emir uygulanamaz. Bu, apaçık işkencedir ve suçtur. Hiç kimse ‘Polis emir kuludur’ diyerek işkenceyi meşrulaştıramaz #1Mayıs
📷 Bülent Kılıç
Ertem Göreç ve Vedat Türkali'nin Karanlıkta Uyananlar'ı (1964) Türk sinemasının ilk işçi ve grev filmidir. Filmde bir boya fabrikasında emek sermaye çelişkisinin bireyler üzerindeki etkisi resmedilir. Fonda Eyüp sırtlarındaki Taşlıtarla, Beyoğlu, Topkapı ve Boğaz hattını görürüz.
akşam baskısı
Süreç ve Kürt siyaseti
Süreç komisyonu çalışmasını tamamlayalı iki ay, “hele bir geçsin” denilen bayram geride kalalı bir ay oldu, ancak süreç yasası taslağından haber yok. Haber olmadığı gibi, ne zaman olur sorularının cevabı, bir açıklama, bir izahat da yok. https://t.co/ZkuiwqB9Mj
@mesutyegen@PerspektifOn Bu soruları beraber düşünelim diye soruyorum. Böyleyse sadece DEM partiyi eleştirmek değil çerçeveyi genişletmek daha doğru olur düşüncesindeyim. Beraber düşünmeye çalışalım. Hoşçalalın, iyi çalışmalar.
@mesutyegen@PerspektifOn + Burada da ikinci soru gundeme geliyor: Kürt sorunu neden pkk'lı kadroların entegrasyonuna indirgeniyor? Ya da DEM parti Kürt sorununun asıl taşıyıcısı olarak görülmüyor olmasın? Sadece pkk kadrolarının "doğru siyaseti" yapacağı düşünüyor olmasın? +