Soner Yalçın'ın Sözcü'deki bu 3 Ocak 2017 tarihli yazısı, benim için çözüm bildirgesidir:
Ahlak Manifestosu https://t.co/SXG6WFPFvy #gazetesozcu@gazetesozcu@hsoneryalcin aracılığıyla
Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet için yazdı...
💬 Saat 05.30’du. 19 Mart sabahı, zifiri karanlıkta, sahur sofrasından kalkarak evimden alınıp Vatan Emniyet’e götürüldüm. Aradan aylar geçti.
Geçen perşembe Silivri’de saat 10.30’da başlayan duruşma bittiğinde saat gece 2’ye varıyordu. Mahkeme salonundan çıkarken yine şafağa yaklaşıyorduk.
https://t.co/7ob2l1GtZ7
“Demek okul değil de medrese istiyorsunuz? Oysa bu millet okul istiyor. Şu zavallı milletin yakasını artık bırakın da vatan evladı yetişsin, yükselsin! Medreseler asla açılmayacaktır..."
(Mustafa Kemal Atatürk, 18 Eylül 1924)
3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile medreseler önce Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Sonra Bakanlık medreseleri kapattı.
Bugün Anayasanın 174.maddesine göre anayasal güvence altındaki devrim kanunlarından biri de 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu'dur. Medreselerin kapatılma süreci bu kanunla başlamıştır.
1924 yılında Türkiye’de toplam 479 medrese vardı. Bu medreselere 18 bin öğrenci kayıtlıydı. Buna karşın aynı dönemde ortaokullarda 7 bin, yükseköğretimde 3 bin öğrenci kayıtlıydı. Eğitim Bakanı Vasıf Bey’in verdiği bilgiye göre medreselere kayıtlı bu 18 bin öğrencinin 6 bin kadarı okula devam ederken, 12 bin kadarı okula devam etmemekteydi
Atatürk, medreselerin kapatılmasından yaklaşık 7 ay sonra, 17 Eylül 1924'te, Rize'yi ziyaret etmişti. Valilikten çıkıp adliyeye indiği sırada Rize Müftüsü Mehmet Hulusi (Alemdar) Efendi ve Pazar müftüleri,
Atatürk'ün önüne çıkıp ona bir dilekçe verdiler. Dilekçeyi alıp okuyan Atatürk, yüksek bir ses tonuyla hocalara şöyle seslendi:
“Demek okul değil de medrese istiyorsunuz? Oysa bu millet okul istiyor. Şu zavallı milletin yakasını artık bırakın da vatan evladı yetişsin, yükselsin! Medreseler asla açılmayacaktır. Millete okul lazımdır. Bunu böyle bilesiniz! Para istiyorsanız, size millet yetecek kadar verecektir. Açsanız, karnınızı doyuracaktır. Siz ibadetle meşgul olunuz. Böyle şeyler düşünmekte mana yoktur. Bu bir kanundur. Bu şunun veya bunun demesiyle değişmez ve değişmeyecektir. Bu kanunu yapanlar da sizden daha alimdirler. Medreseler bir daha açılmayacaktır. Anladınız mı? Alın dilekçenizi!” (Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE), C. 17, s. 23,24)
Orada bulunan halk ve öğrenciler
“bravo” diyerek Atatürk'ü uzun uzun alkışladılar. Müftüleri ise kınadılar.
Atatürk, sonra valiye döndü: “Bunlar İranlılardan da ibret almadılar mı? Burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?” dedi. (ATABE, C.17, s. 24)
Cumhurbaşkanı Atatürk, bu olaydan sonra, Rize'de rejim karşıtı bir takım gizli çalışmaların olduğunu düşündü. 18 Eylül 1924'te Rize'den ayrılıp Giresun'a giderken yolda Başbakan İsmet Paşa'ya şifreli bir telgraf çekip hükümeti uyardı. Yapılması gerekenleri anlattı.
Atatürk'ün söz konusu telgrafı şöyleydi:
“Bugün Rize'den ayrıldığım sırada Rize ve Pazar müftülerinin temsil ettiği bir hoca heyeti, bütün memleket ve civar halk önünde, kapatılan medreselerin açılmasını dilekçeyle talep ettiler.
Dilekçeyi okuduktan sonra çok kızdım. Yüksek ve şiddetli bir sesle kendilerini azarladım ve memleketin, milletin şimdiye kadar felaket sebeplerinin kendileri olduğunu işaret ettim. (…)
Bütün halk ve mektep talebesi ‘Bravo' sesleri ve heyecanlı alkışlarla karşıladılar.
Buna karşılık Rize'deki liseyi canlandırmak elzemdir. Mektep binası ve eğitim aletleri yoktur.
Hocaları çok olan bu muhitte ilim ve irfan teşkilatımızın süratle faaliyete başlaması pek lüzumludur. Burada Osman Ağa'nın oğlu İsmail Bey, 20 bin liralık bir okul binası yapmak üzereymiş. Buna iltifat ederek işin hızlandırılması ve hemen eğitim aletleri göndermek ve fazla alaka göstermek suretiyle, halkın taassuba (bağnazlığa) karşı gösterdiği fiili tezahüre karşılık vermek icap eder.” (ATABE, C.17, s. 25)
Görüldüğü gibi Atatürk, bugün kimi politikacıların ve sözde aydınların yaptığı gibi, halka hoş görünmek için ilkelerinden taviz vermiyor ve devrim karşıtlarına asla yüz vermiyor. “Medreseler açılsın!” diyen hocaları, halkın içinde yüksek sesle azarlıyor. Devrimlerine tereddütsüz sahip çıkıyor.
102 yıl sonra ise dinci siyasetçi ve yandaş gazeteci "Medreseler açılsın ne olacak!" diyebiliyor? 21.yüzyılda medrese kafası Türkiye'yi nereye götürecek? Medrese kafasının Türkiye'yi daha çağdaş, daha gelişmiş, daha özgür, daha demokratik bir ülke yapmayacağı çok açıkken bu medrese aşkının nedeni nedir?
Bugün Silivri’de değişen yalnızca duruşma salonuydu. Ailelerin sevdiklerini görebilmek için dürbün kullandığı, avukatların müvekkilleriyle iletişim kurmakta zorlandığı bir salonda, adil yargılanmaya, adaletin sağlanacağına dair kaygılarımız daha da arttı.
Koca bir adliye salonu yapıldı ama adaletin en temel şartı yine sağlanamadı; milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun en temel hakkı olan savunmasını ne zaman ve ne kadar süreyle yapacağı belirsiz.
Görüyoruz ki 1,5 yıldır bizlere ve sevdiklerimize yaşatılan psikolojik baskı, biçim değiştirerek kaldığı yerden devam ediyor. Ama biz bir an olsun hak, hukuk ve adalet demekten vazgeçmeyeceğiz.
İnsanları birbirinden uzaklaştıran salonlara, temel hakları sınırlayan uygulamalara ve hukukun yok sayılmasına rağmen; adaletin herkes için eşit ve eksiksiz işlediği bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.
106 yıl önce…
10 Ağustos 1920…
Sevr imzalandı…
SEVR imzalanmadı diyenler var.
Cehalet bilinçli bir tercih.
Sevr Antlaşması’nın görüşülmesi için Padişah Vahdettin, Saltanat Şûrasını toplar.
-22 Temmuz 1920’de toplanan Saltanat Şûrası’nda, emekli General Rıza Paşa dışında, Şûra’daki tüm üyeler Osmanlı’nın idam fermanı Sevr’in imzalanması yönünde kabul oyu verirler.
-Eğitim Bakanı Hadi Paşa, Danıştay Başkanı Rıza Tevfik ve Bern Elçisi Reşat Halis tarafından oluşan Osmanlı Heyeti, 10 Ağustos 1920’de Paris’te Sevr Banliyösünde Sevr Antlaşması’nı imzalar.
-Sevr’e göre Anadolu parçalanıyor, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti, Güneydoğu’da özerk bir Kürdistan kuruluyordu. Osmanlı ordusu lağvediliyordu. Sevr ile Osmanlı Devleti tarih sahnesinden siliniyor, Türk Milleti’nin son yurdu da elden gidiyordu.
-Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu TBMM, 19 Ağustos 1920’de Sevr’i tanımadığını ilan eder. Antlaşmayı onaylayan Şûra üyeleriyle, imzalayan üyeleri vatan haini sayarak vatandaşlıktan çıkarır.
-Padişah Vahdettin, Sultan Alparslan’ın ve Fatih Sultan Mehmet’in emanetini hiç direnmeden işgalcilere teslim ederken, Mustafa Kemal Paşa vatanı işgalcilerden kurtarmak için mücadele ediyordu.
#Atatürk
Bir, çerçeve yasanın çıkış gerekçesi ülkenin iç dinamiklerinden çok dış dinamikleriyle ilgili. İki yıl içinde Suriye’de rejim değişti, İran vuruldu, Filistin’de Hamas tasfiye edildi, Lübnan ve Irak büyük oranda dönüştürüldü. ABD’hin yeni bölgesel planlamaları ile iktidarın yeni Osmanlı heveslerinin kesiştiği yerde süreç tasarlandı. PKK da Suriye, İran ve Türkiye’de ABD garantörlüğünde bir al-ver muhasebesi yaptı. Sonuç olarak sürecin “yerli ve milli”liği tartışmalı. Nitekim ABD elçisinden süreç boyunca duyduğumuz Osmanlı övgüsü, ulus devlet eleştirisi, monarşi önerisi yasanın az konuşulan büyük fotoğrafı.
https://t.co/WeJWnOjDon
YENİ Parti’yi millet kurdu, büyütecek olan da millettir.
Sizlerin katkısıyla büyüyor, sizlerin gücüyle iktidara yürüyoruz!
Sen de bu büyük yürüyüşün bir parçası ol!
Link: https://t.co/SybxkNT0zI
#YeniDayanışma
Hesap Sahibi: YENİ Parti Genel Merkezi
Türkiye İş Bankası
TR51 0006 4000 0014 2011 5395 48
Halkbank
TR31 0001 2001 4790 0086 0000 09
Ziraat Bankası
TR38 0001 0009 0398 4234 2950 01
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
Deniz Göktaş'a özel gösterim
Dünyanın en büyük sahne sanatları festivali olarak kabul edilen Edinburgh Fringe, bu yıl Türkiye'den TuzBiber'i ağırlayacak
https://t.co/9o0Bt7Kt4f
Henüz Şehir Hatları Gen. Müdürüydü. Tanışmıyorduk. Emirgan İskelesi’nin bakımsız olduğunu tadilat beklediğimizi yazdım. Bir ay içinde yenilendi. Teşekkür için götürdüğüm kazağı kabul etmedi. “O zaman İskeleye bir saat alayım” dedim “O olur ve onu birlikte asalım” dedi. Geldi, birlikte astık. Hayatımda bürokratlardan gördüğüm en zarif davranıştı. Sanırım suçu da budur . #SinemDedetaş