@ProfDemirtas@CihanTastan_PhD Adam seni itin yörüngesine sokmuş çıkarmış, sokmuş çıkarmış, sokmuş çıkarmış, sokmuş çıkarmış...sonra da üstüne bir daha sokmuş çıkarmış....daha da sokmaz derken bir daha sokmuş çıkarmış.
Güne Merhaba.
Kamuoyunda yeterince dikkat çekmeyen, ancak ülkemizin varlığına, değerlerimize, milletimizin ahlakına, kişiliğine ve asaletine yönelik olduğunu düşündüğümüz önemli bir gelişmeyi milletimizle paylaşmak istiyoruz.
Takdir ve değerlendirme milletimizindir.
Söz konusu şirketin adı Atlantis Events.
Merkezi: California Abd
Faaliyet alanı: Eşcinsellik odaklı kruvaziyer turizmi.
Bu şirket, bu yıl düzenlediği kruvaziyer turunun rotasına Kuşadası ve İstanbul’u da dâhil etmiştir.
07 Temmuz: Kuşadası
08-09 Temmuz: İstanbul
Şimdi ise bu şirketin Instagram hesabında yaptığı paylaşımları, Türkçeye çevrilmiş hâliyle sizlerle paylaşacağız.
Kararı ve değerlendirmeyi aziz milletimize bırakıyoruz.
https://t.co/QYQYdpy1hZ
🔴 SON DAKİKA
▪️İstinaf Mahkemesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının olağanüstü kurultay başvurusunu reddederek, “Karar kesinleşene kadar olağan ya da olağanüstü kurultay yapılamaz.” kararını verdi.
Diktatörlük isteyen totoşiler. Diktatörlük varmış gibi izlenim. Bırakmaya çalışmıyorlarmı.
İnsanın ayarlarını bozuyorlar.
Aynı diploması olmayıp. Diplomasız iftirası atanlar gibi.
Hırsız diyip gırdızlıktan hüküm yiyenler gibi.
Tacizci tecavüzcü diyip. Tacizci tecavüzcü olanlar gibi.
Şile Belediye’sine Yönelik
3. Dalga Operasyonunda
17 şüpheli…
İşte operasyon anları..
1.Altuğ Erim - Ramada Otel Sahibi
2.Arif Sevik - Koşan Adam Firması Çalışanı
3.Berk Ulu – İş insanı
4.Berkant Acil - Koşan Adam Firması Sahibi (Haluk Levent’in Kardeşi)
5.Berna Avcı - Şile Belediye Başkan Yardımcısı
6.Engin Şenyurt - Belediye İştiraki Mercan Köşk A.Ş.’den Doğrudan Teminle İş Alan Firma Sahibi
7.Ferhat Domurcuk - Eski Şile Belediye Çalışanı
8.İlkay Çiftçi - Belediye İştiraki Mercan Köşk A.Ş. Çalışanı
9.Mehmet Sait Köse - Sur Müzik Organizasyon Sahibi
10.Mert Ulu – İş insanı
11.Murat Delen – Şile’de Müteahhit
12.Murat Özdemir – Şile’de Müteahhit
13.Nazif Gönen – Gönen Otel’in Sahibi
14.Sercan Taşkaya – Şile Belediyesi Özel Kalem Şoförü
15.Yavuz Urkun – Mimar (Urkun Mimarlık Sahibi)
16.Yeliz Kaya – Koşan Adam Firması Muhasebecisi
17.Yılmaz Urkun – Mimar (Urkun Mimarlık Sahibi)
Hakan Şükür'ün Fatih Terim anlatısı yeniymiş gibi şaşkınlık gösterenleri hayretle izliyorum!!!
Mevzu üç senelik arkadaşlar, adınızın başında imparator var ise düzen böyle işliyor mu diyelim, ne diyelim bilemedim!!!???
Mahkeme sonuçlandı. Karar verildi:
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek'e 150 bin lira manevi tazminat ödeyecek. Para da Türk Kızılayına gidecek.
Bu tazminat bedelini. cebinden vermesi gerekiyor. CHP kasası ya da kaynaklarına müracaat etmesi suçtur.
Bir deli yürek daha göçüp gitti…
EROL ÇEPNİ KARDEŞİMİZ HAKKA YÜRÜDÜ
Vefa mektebinin kapısına kilit vurulduğu, menfaatin sadakatin önüne geçtiği zamanlarda; durduğu yerde dimdik duran, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, hak ve hakikat mücadelesinden bir adım geri atmayan yiğitlerden biriydi Erol Çepni kardeşimiz.
İstanbul Avcılar’da bıraktığı izler, verdiği emekler onun en büyük şahididir.
Sözünü esirgemeyen, haksızlık karşısında susmayan, kimseye eyvallah etmeyen bir dava ve vefa insanıydı.
Yaşadığı sağlık imtihanlarının ardından bugün Hakk’a yürüdü. Bu fani dünyadan göçüp gitti ama geride duruşuyla, mücadelesiyle ve vefasıyla hatırlanacak bir isim bıraktı.
Vefa mektebinin kapısına kilit vuranlar da şunu unutmasın: Erol Çepni’yi bulan Azrail, bir gün mutlaka onları da bulacaktır.
Çünkü bu dünyada baki olan ne makamdır ne servettir ne de güç… Baki olan; Hakk’ın huzuruna hangi yüzle çıkacağımız ve geride nasıl bir iz bırakacağımızdır.
Rabbim Erol Çepni kardeşimize rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Ailesine, sevenlerine ve dava arkadaşlarına sabr-ı cemil ihsan eylesin.
Allah rahmet eylesin
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Adalet ve namus kavramlarını sadece ağızlarında taşıyan, filiyatda ve kalplerinde bu kavramdan zerrece haberi olmayan meczupların bolca,
SİYASETÇİ
İDARECİ
YÖNETİCİ
PATRON
SANATÇI
SPORCU
HAKİM
POLİS
KOMUTAN
HABERCİ
GAZETECİ
PROF
DEKAN
REKTÖR
olduğu bir ülke haline gelmişiz. Hepinizi tebrik ediyorum 👏👏
ALLAH BELANIZI VERSİN...
Yok artık ya daha neler!!!
İyimisin Miray?
Fetöcüler 15 20 gündür bütün yayınlarında bunu diyor, dünde Özgür Özel aynı şeyleri söyleyince bu videoyu çektim, naptın sen ya şeytan yaptın bizi iki dakika da!
Yurt dışındaki firari duayen FETÖ'cüler: Erdoğan'ın sağlık durumu iyi değil arkasında taht kavgası var!!!
Özgür Özel: Erdoğan'ın sağlık durumu iyi değil arkasında taht kavgası var!!!
EPSTEIN SİYONİZMİ ODAKLI BATI UYGARLIĞI VE KÜRESEL DAYATMALARI KARŞISINDA TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞU
Epstein Siyonizminin insanlığa dayattığı; LGBT merkezli politikalar, ailenin çökertilmesi, kadın ve erkek cinsiyetinin tasfiye edilmesi, Lut Kavmi’nin ötesine geçen sapkınlıkların küresel ölçekte normalleştirilerek devletlere ve toplumlara yaşam tarzı olarak dayatılması karşısında, Türkiye’deki siyasal muhafazakârlığa şu soruyu sormak zorundayız:
Gerçekten biz, Hazreti Âdem ve eşinden başlayıp kıyamete kadar devam edecek insan neslinin hukukunu koruma noktasında kararlı mıyız?
Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmış ve insanlığın büyük hangi anlayış hangi inanç olursa olsun büyük kısmı tarafından ahlaksızlık olarak bilinen ve de kabul edilmeyen sapkınlıkların; insanımızı, değerlerimizi, ailemizi, nesillerimizi ve milletimizi çürütmek amacıyla yürütülen saldırılar karşısında, medeniyet değerlerimiz ve insanlığın ortak ahlak temelinde insan ve toplum inşa etme iradesine sahip miyiz?
Epstein Siyonizmi ve onun temsil ettiği küresel güç odaklarının; eşcinsellik, ensest, pedofili ve zoofili gibi sapkınlıkları ve de insan soyuna açılmış savaşı normalleştirmek amacıyla yürüttüğü çalışmalar ve sahip oldukları finansal ve siyasi güç aracılığıyla milletleri sosyolojik olarak çökertme ve devletleri çökertme girişimleri karşısında, bizler Anadolu’nun değerleri be insanlığın ahlak odaklı değerli temelinde parlamentomuzda güçlü bir irade ortaya koymak zorundayız?
ÇÜNKÜ SIYASAL MUHAFAZAKÂRLIĞIN İKTİDARA YÜRÜYÜŞ SÜRECİNDE BESLENDİĞİ ANA KAYNAK; ANADOLU DİNDARLIĞININ ŞEKİLLENDİRDİĞİ AHLAK MERKEZLİ, AİLE MERKEZLİ VE İNSAN MERKEZLİ DEĞERLER DÜNYASIDIR
BUGÜN YAŞADIĞIMIZ BİRÇOK SOSYAL, KÜLTÜREL VE AHLAKİ TARTIŞMANIN MERKEZİNDE DE BU DEĞERLERDEN UZAKLAŞMA SORUNU BULUNMAKTADIR.
GÜÇLÜ BİR TOPLUM, GÜÇLÜ BİR EKONOMİ VE GÜÇLÜ BİR DEVLET ANCAK SAĞLAM BİR AHLAKİ ZEMİN ÜZERİNDE YÜKSELEBİLİR.
ANADOLU’NUN MAYASINDA BULUNAN VİCDANI, MERHAMETİ, ADALETİ VE DAYANIŞMAYI YENİDEN HATIRLAMAK; GELECEĞİ İNŞA ETMENİN EN ÖNEMLİ ŞARTLARINDAN BİRİDİR.
Yıllarca bu ülkede “Camiler açık” denilerek milletin değerleri aşındırıldı, itibarsızlaştırıldı ve toplumun manevi temelleri zayıflatıldı.
Bugün ise siyasal muhafazakârlığın en güçlü olduğu dönemde, gençlerin cinsiyet değiştirme süreçlerine mevcut hukuk düzeni içerisinde kolay erişebilmesi ve eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bazı sivil toplum kuruluşlarının yurt dışından aldıkları desteklerle ülkemizde yürüttükleri faaliyetler karşısında yeterli farkındalığa ve irade koyma gücüne sahibiz.
Hiç kimse kusura bakmasın.
Malazgirt demek, Çanakkale demek, Çaldıran demek, Kuvâ-yi Milliye demek; önce insanın hukukunu, aileyi ve milletin değerlerini korumak demektir.
Bir taraftan bu büyük tarihî mirası ve medeniyet iddiasını dile getirirken, diğer taraftan aileyi korumaya yönelik düzenlemelerin ve LGBT ile ilgili yasa tekliflerinin sürekli ertelenmesini izlemek ciddi bir çelişkidir.
Olmuyor beyler, olmuyor.
Bir yanlışın içerisindeyiz.
Hayvanların itlafı için yasal düzenlemeler yapılırken gösterilen hassasiyet ve kararlılık, insanın yaratılış cinsiyetinin yok edilmesine yönelik cinsiyet değiştirme adı altındaki yürütülen süreç insanı yaşarken yok etmek değil mi?
İnsanın yaratılış hukukunun ve ailenin korunmasına yönelik düzenlemeler söz konusu olduğunda neden aynı ölçüde irade kararlılığı ortaya konulamıyor?
Biz insanı yaşat ki devlet yaşasın ruhu ile insan ve toplum ve devlet anlayışımız inşa etmiş bir tarihin çocuklarıyız
Oysa bugün adı geçen bu sapkınlıklar ve dayatmalar üzerinden insanımız yaşar kem çürütmek ve de yaşarken tüketilmek isteniyor
Ve bugün devletin gücü üzerinden demokrasi adı altında hukukun üstünlüğü adı altında ülkemiz sosyolojik olarak çöküşe götürülmek isteniyor fark etmeyecek miyiz.
Psikolog Hüseyin Kaçın, “Devletin yapması gereken ilk iş trans ameliyatlarını engellemektir. Her trans ameliyatı devlet eliyle işlenen cinayettir” diyor.
Bu Rum MV çok yapay zekâlı gözüküyor. 🤣
Galiba Avrupa’da konuşmuş.
Hadi gel de seni Beşparmak Dağları’nda görelim, yapay zekâ ne kadar işe yarıyor bakalım!
Geadis Geadi
@Christodulides
Türkçülük Diye Diye Çocuklarını İngiliz Okuluna Gönderenler: İkiyüzlülüğün Zirvesi
Türkçülükten dem vuran, kürsülerde “Dilimiz Türkçe, kültürümüz Türk, vatanımız bölünmez” diye nara atan bazı ünlülerin, siyasetçilerin, yazarların ve kanaat önderlerinin kendi çocuklarını Robert Kolej, yabancı özel okullar ya da doğrudan yurtdışı İngilizce eğitim veren kurumlara yollaması, Türk milliyetçiliğinin en büyük utançlarından biri haline geldi. Bu, ideolojik bir duruş değil; düpedüz ikiyüzlülük. Halka “milli eğitim” diye nutuk çekenler, kendi kanlarını Batı’nın kucağına teslim ediyor.
Türkçülük, tarih boyunca yabancı okullara karşı en sert tavrı alan akımlardan biriydi. Osmanlı’nın son döneminde misyoner okulları, Amerikan kolejleri ve İngiliz okulları “kültür emperyalizmi”, “Türk gençliğini dejenere etme aracı” olarak görülürdü. Müfide Ferit Tek gibi Türkçü yazarlar, bu okulların Türk kızlarını nasıl kimliksizleştirdiğini romanlarında anlatırdı. “Bizans Koleji”ne giden Türk çocuklarının Protestanlaştığını, Amerikalılaştığını, Türklüklerinden utandığını yazarlardı. O dönemki eleştiri netti: Bu okullar Türk’ü Türk’ten koparmak için kurulmuştu.
Bu ne demek?
Çocuğun en kritik yıllarında Türk tarihi, Türk edebiyatı, Türk k��ltürü ikinci planda kalıyor. İngilizceyi ana dili gibi öğrenen çocuk, Türkçeyi “resmi dil” olarak görüp ikinci sınıf muamelesi yapıyor. Üniversite tercihi yurtdışı oluyor, evlilikler uluslararası ağlarda şekilleniyor, kariyer planı “Türkiye’de kalmak” değil “daha iyi fırsatlar” oluyor. Bunlar istisna değil; sistemin doğal sonucu.
Halka ne diyor bu insanlar? “Milli eğitim sistemini güçlendirelim, yabancı okulları kısıtlayalım, çocuklarımızı kendi kültürümüzde yetiştirelim.” Kendi çocukları içinse bambaşka bir standart: En kaliteli, en rekabetçi, en “Batılı” eğitim. Çünkü onlar biliyor ki, bu sistemde “milli eğitim”le yetişen sıradan Türk genci, onların çocuklarıyla aynı fırsatlara sahip olamıyor. Elitizm bu kadar çıplak.
Bu ikiyüzlülük Türkçülüğü içten içe çürütüyor. İnsanlar “milliyetçi” diye alkışladığı adamın evladının Robert Kolej’de okuduğunu, İngilizceyle iş görüşmesi yaptığını, belki de Amerika’da yaşamayı planladığını gördüğünde ne düşünüyor? “Bu adam gerçekten inanıyor mu yoksa Türkçülük sadece kitleleri mobilize etmek için kullanılan bir araç mı?” sorusu kaçınılmaz hale geliyor.
Tutarlı olmak bu kadar zor mu? Eğer gerçekten Türkçüyseniz, Türk dilini, Türk kültürünü, Türk eğitimini her şeyin üstünde tutuyorsanız, önce kendi çocuğunuzu o standartlara göre yetiştirin. Yoksa susun. Halka “vatan, millet, Sakarya” diye hitap ederken kendi kanınızı yabancı okullara emanet etmek, en hafif tabirle sahtekârlıktır. En ağır tabirle ise, Türkçülüğü bir kariyer ve statü aracı olarak kullanmaktır.
Bu yazıyı okuyanlar “ama en iyisini istiyorlar” diye savunma yapmasın. En iyisini istemek insanidir. Ama o “en iyi”yi sürekli yabancı, İngilizce, Batılı kurumlarla özdeşleştirmek ve bunu milliyetçi söyleminle bağdaştırmamak, tam da eleştirdiğiniz “kültürel teslimiyet”in ta kendisidir.
Türkçülük, lafla olmaz. Çocuklarınızla başlar. Yoksa lafınız boş çıkar.
YERİM SİZİN TÜRKÇÜLÜĞÜNÜZÜ DALKAVUKLAR!!!
Akşama ve Tarihe not.
Bekliyoruz gökyüzünde
HÜRKUŞ UMUZU ve HÜRJETİMİZİ
UNUTULMAMALIDIR Kİ;
1940’LI YILLARDA TÜRKİYE’NİN KENDİ UÇAĞINI ÜRETME İRADESİNİ SEKTEYE UĞRATANLAR, MİLLÎ HAVACILIK HAMLELERİNİ DURDURANLAR VE YERLİ ÜRETİMİN ÖNÜNÜ KESENLER, HEDEFLERİNDEN HİÇBİR ZAMAN TAMAMEN VAZGEÇMEDİLER.
DÜN AÇIKÇA KARŞIMIZA ÇIKANLAR, BUGÜN FARKLI YÖNTEMLERLE AYNI AMACA HİZMET ETMEYE ÇALIŞABİLİRLER.
BU NEDENLE REHAVETE KAPILMADAN, GEÇMİŞTEN DERS ALARAK, MİLLÎ PROJELERİMİZE DAHA FAZLA SAHİP ÇIKMAK MECBURİYETİNDEYİZ.
#Hürku��
#Hürjet
Bu milletin yüz yıllık rüyasıdır gökyüzünde kendi kanatlarını görmek…
Kendi uçağını, kendi helikopterini, kendi mühendisinin emeğini semalarda süzülürken izlemek; bağımsızlığın ve milli iradenin en somut tezahürlerinden biridir.
Bugün KAAN’ın, HÜRJET’in ve HÜRKUŞ’un adı geçtiğinde Anadolu’nun dört bir yanında büyük bir heyecan dalgası yükseliyorsa, bunun sebebi yalnızca bir savunma sanayi projesi değildir. Bu heyecan; yarım kalan hayallerin tamamlanma umududur, gecikmiş bir millet yürüyüşünün yeniden hız kazanmasıdır.
Kamuoyu soruyor:
“HÜRKUŞ’u ne zaman daha güçlü şekilde gökyüzünde göreceğiz?”
“Ne zaman seri üretim kapasitesiyle milletimizin hizmetinde olacak?”
“Ne zaman dosta güven, hasma caydırıcılık verecek bir başarı hikâyesine dönüşecek?”
Çünkü bu millet geçmişte nice milli projelerin çeşitli engellerle karşılaştığını gördü. Nice girişimlerin bürokratik duvarlara, siyasi hesaplara, dış baskılara veya görünmeyen müdahalelere takıldığını yaşadı.
Bugün de kamuoyunda bir soru dolaşıyor:
“HÜRKUŞ’un önüne yeni engeller çıkarılacak mı?”
“Türk mühendisinin emeği yeniden geciktirilmeye çalışılacak mı?”
“Yoksa Türkiye bu kez kendi evlatlarının ürettiği teknolojiye sonuna kadar sahip çıkacak mı?”
86 milyonun ortak beklentisi nettir:
HÜRKUŞ’un önüne hiçbir engel konulmamalıdır.
Çünkü HÜRKUŞ yalnızca bir uçak değildir; milli iradenin, bağımsız teknoloji üretme kararlılığının ve Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durma azminin sembollerinden biridir.
Bu nedenle milletimiz, HÜRKUŞ’un engelsiz bir yolculukla gökyüzündeki yerini almasını beklemektedir.
O gün geldiğinde gökyüzünde süzülen sadece bir uçak olmayacaktır.
Türk mühendisinin aklı,
Türk işçisinin alın teri,
Türk milletinin yüz yıllık özlemi,
Ve bağımsız Türkiye idealinin kanatlanmış hali olacaktır.
Umut ediyoruz ki HÜRKUŞ’un yolu açık olsun.
Umut ediyoruz ki hiçbir görünür veya görünmez engel bu yürüyüşü durduramasın.
Ve umut ediyoruz ki çok yakında, ay yıldızlı bayrağımızı gururla taşıyan HÜRKUŞ’u semalarda daha güçlü, daha yaygın ve daha özgüvenli şekilde izleyelim.
Çünkü HÜRKUŞ’un yükselişi, sadece bir uçağın değil; Türkiye’nin yükselişidir.
@tcbestepe @rte @dbdevletbahceli @Yildiraycicek9 @tsk_genelkurmay @ikalin1 @HuseyinLikoglu @HasmetBABA @Abdulhamit3461
İnsanlarda bir korku ortamı,
bir korku iklimi istiyorlar. Beyaz Saray da bu doğrultuda bazı açıklamalarda bulundu. Bazı dosyaları kamuoyuna açıklayacaklarını ilan ettiler. Bunların arasında uzaylılarla ve sözde uzaylı istilasıyla ilgili dosyalar da yer alıyor. @xueqinjiang
Dolayısıyla sürekli olarak bir kriz üretmek ve bir tehdit algısı oluşturmak durumundalar. Bunun için iki unsura ihtiyaç var. Birincisi finansal kriz; yani insanları aciz, çaresiz ve muhtaç hissettirecek ekonomik koşullar. İkincisi ise dışarıdan gelen bir tehdit algısı. Çünkü bu iki unsur bir araya geldiğinde hükümetlerin ve merkezi otoritelerin güçlenmesi daha kolay hâle geliyor.
Peki bu süreç nasıl işliyor? Muhtemelen tek bir plana bağlı kalmayacaklar. Birden fazla planı eş zamanlı olarak devreye sokacak ve paralel biçimde işletecekler. Ancak bütün bu “uzaylı istilası” ya da “yabancı varlıkların istilası” senaryoları, aynı zamanda bu varlıkların şeytani unsurlar gibi resmedilmesiyle desteklenecek. Bu sayede korku ve tehdit algısı daha da derinleştirilecek.
Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek beyefendiyi tebrik ve taktir ediyoruz. @adalet_bakanlik
Ülke evlatları olarak, kendisinin ve adalet yolunu onunla birlikte korkusuzca yürüyen tüm adalet erkinin canımız pahasına arkasındayız.
DAHA ADİL BİR TÜRKİYE İÇİN🇹🇷🇹🇷
İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşanan gelişmeler dikkatle takip edilmelidir.
Türk Devleti içerisinde Almanya’nın, özellikle Doğu coğrafyasına yönelik uzun vadeli insan kaynağı oluşturma stratejisinde önemli adreslerden birinin İstanbul Erkek Lisesi olabileceği ihtimali üzerinde durulmalı mıdır?
Elbette öğrencilerimizi bu değerlendirmelerin dışında tutuyoruz. Ancak Almanya’nın böyle bir planı veya stratejik yaklaşımı olmadığından emin miyiz?
Benzer şekilde, İstanbul’da kurulan Türk-Alman Üniversitesi’nin karşılığı Almanya’da bir Alman-Türk Üniversitesi olarak hayata geçirilmesi için atılmış adımlar varmıdır?
Türk-Alman Üniversitesi, iki ülke arasındaki akademik iş birliğinin ötesinde, Almanya��nın kendi ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirme ve yönlendirme stratejisinin bir parçası olarak mı değerlendirilmelidir?
15 Temmuz hain işgal girişiminin ardından Türk-Alman Üniversitesi’nde FETÖ yapılanmasına yönelik herhangi bir soruşturma gerçekleştirilmiş midir?
FETÖ ile iltisaklı olduğu tespit edilen kişi veya yapılar konusunda herhangi bir idari ya da hukuki işlem yapılmış mıdır?
Ayrıca Almanya’nın; eğitim, kültür ve sivil toplum alanlarında faaliyet gösteren kuruluşları üzerinden Türkiye’de hangi çalışmalar yürüttüğünü, hangi insan kaynağı ve etki alanlarını hedeflediğini yeterince biliyor muyuz?
Özellikle Alman vakıfları, eğitim kurumları ve çeşitli iş birliği ağları üzerinden Türkiye’de uzun vadeli olarak hangi stratejik hedeflerin takip edildiği konusu daha derinlikli şekilde araştırılmalı ve kamuoyu tarafından yakından izlenmelidir.
BU ÜLKE BAŞKA GÜÇLERİN KENDİ ÇIKARLARI İÇİN İNSAN KAYNAĞI MERKEZİ DEGİLDİR.