Şu selalar, göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan edişinin sembolüdür.
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun... 🇹🇷
Devletimiz, tecrübeli ve liyakatli kadroların yönetiminde dünyada ve çevremizde yaşanan zorlu süreçleri çok başarılı bir şekilde yönetmektedir.
Oynanan oyunların da kurulan tuzakların da tuzak kuranlarla birlikte kuzu postu giydirilmiş sırtlan sürülerinin de gayet farkındayız.
Millet dizi izlemeyi bıraktı, her akşam çayı çekirdeği alıp CHP’nin skandallarını seyretmeye başladı.
Entrika, kumpas, iftira, tuzak, komedi, trajedi; ne ararsan var.
Lafa gelince Türkiye’yi yönetmeye talipler ama ne kendilerini ne CHP’yi yönetebiliyorlar.
Allah akıl versin…
Meclis tutanaklarını açıp bakın; muhalefetin bölünmüş yol projesi için neler söylediğini, hangi saçma sapan argümanlarla bu projeyi kötülediklerini sizler de göreceksiniz.
Eğer biz bunlara kulak assaydık bugün 30 bin kilometre bölünmüş yola ulaşamazdık.
Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına; başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur.
16 Ocak’ta açıklanan deklarasyon, Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin Suriye Devleti’ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihî nitelikte bir irade beyanıdır.
Bütün olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü; Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir; masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak gibi çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir.
İnşallah dünkü anlaşmanın uygulanmasıyla en kısa süre zarfında örgütün kontrolü altındaki diğer topraklar ve orada yaşayan siviller de özgürlüğüne kavuşur; bütüncül bir Suriye, herkesin kendini güvende hissettiği bir Suriye böylece inşa edilmiş olur.
Suriye’nin verimli tarım arazileri var, suyu var, petrolü var; çalışkan, azimli, dürüst, Türkiye’yi ve Türk milletini candan seven kardeş bir halkı var.
Eski rejim döneminde Suriye kaynakları bir avuç elit içinde pay edilmiş, Suriye halkına ulaşmamıştı.
Terör örgütünün işgaliyle bu zenginlikler yine Suriye halkından esirgendi.
Şimdi Suriye’nin kendi zenginlikleri kendi halkı için kullanılacak, Suriye inşallah en kısa sürede toparlanacak, refah çok hızlı şekilde yükselecektir.
Bu yeni dönemde Araplar, Kürtler, Türkmenler, Nusayriler, Dürziler, Hristiyanlar ve diğer tüm Suriye vatandaşları da refahtan payını eşit şekilde alacak; Suriye, bölgede bir refah ve istikrar ülkesine dönüşecektir.
Kazanan inşallah tüm Suriye halkı olacaktır.
Terörün olmadığı, huzurun ve barışın egemen olduğu bir Suriye, Allah’ın izniyle hızla vücut bulacaktır.
Türkiye’nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik.
Son haftalardaki başarılı operasyonlarından dolayı Suriye hükûmetini, Suriye ordusunu ve kardeş Suriye halkını gönülden tebrik ediyoruz.
Çatışmalar sırasında şehit olanlara Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, tüm yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Aynı şekilde dün varılan ateşkes anlaşmasından büyük memnuniyet duyuyoruz.
Temennimiz; daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye’nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir.
Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir.
Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın intihar anlamına geleceği çok çok açıktır.
Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla, dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkânı kalmamıştır.
Dün varılan anlaşmaya riayet ederek silahları bırakmak ve meseleyi suhuletle çözmek yegâne çıkış yoludur.
Şunun da bilinmesinde fayda görüyorum:
Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız.
Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili de gereken yapılacaktır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan dış kaynaklı hadsiz açıklamalar, bu milletin iradesine doğrudan yönelmiş bir saldırıdır.
Bu topraklarda kimin sözünün geçeceğine; karanlık odaklar, masa başı senaryolar ya da Türkiye düşmanları değil, aziz milletimiz karar verir.
Bugün farklı siyasi görüşlere sahip milyonlarca insanın, Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik bu alçak hedef göstermeler karşısında tek yürek olması; Türkiye’nin nerede durduğunu, kimin yanında saf tuttuğunu açıkça göstermektedir.
Bilinsin ki;
Bu millet tehditten korkmaz,
Bu devlet diz çöktürülmez,
Bu irade asla teslim alınamaz.
Türkiye dimdik ayaktadır.
Cumhurbaşkanımızın arkasında millet, milletin arkasında devlet vardır. 🇹🇷
Milletimizin ve İslam âleminin mübarek üç aylarını ve Leyle-i Regaib’ini tebrik ediyorum.
Rahmet ve mağfiret ikliminin kalplerimizi kuşattığı bu önemli gecenin, 86 milyon vatandaşımızla birlikte gönül coğrafyamız ve tüm İslam âlemi için hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Siyasi rakibimiz dahi olsa biz CHP’nin yabancılar karşısında zafiyet içinde, acziyet içinde olmasını istemeyiz.
Türkiye’nin ana muhalefet partisi genel başkanının “yalnızca 5 dakika” için uluslararası bir toplantıda muhataplarına yalvarmasını istemeyiz.
Bırakın siyasetçisini, bu ülkenin ekmeğini yiyen, suyunu içen hiç kimsenin Türkiye’yi bu duruma düşürmeye hakkı olamaz.
Sayın Özel, ülkesini yabancılara kötülemeyi belki kendisine yakıştırabilir…
Sayın Özel, muhatabından “5 dakika” dilenmekten belki gocunmayabilir…
Ama biz bunu Türkiye’nin ana muhalefet partisine ve genel başkanına asla yakıştırmıyoruz.
Milletimizin desteğiyle 23 yıldır Türkiye’yi uluslararası arenada iftiharla temsil eden bir siyasetçi olarak Batı karşısındaki bu kompleksli tavrı ben içime sindiremiyorum.
Hatta Sayın Özel’in tüm Türkiye’nin başını öne eğdiren içler acısı hallerini gördükçe inanın onun adına ben hicap duyuyorum.
Cumhuriyet Halk Partili vatandaşlarımın da böyle bir ezikliği, böyle bir lakaytlığı kendi gönül dünyalarında kabul etmediğine inanıyorum.
Ne diyelim, Allah CHP’li vatandaşlarımıza sabır, bunlara akıl fikir versin.
Gazze’de ateşkes tesis edilmiş olsa da İsrail’in enkaza çevirdiği yerleşim yerlerinde sıkıntılar devam ediyor.
Geçen hafta 1.300 ton insani yardım malzemesi taşıyan 19’uncu İyilik Gemimiz Mısır’ın El Ariş Limanı’na ulaştı.
Son iki yılda Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı 105 bin tona yaklaştı.
Mutabakata göre günlük 600 tırın Gazze’ye giriş yapması gerekiyordu.
Ancak İsrail böyle insani bir meselede bile sözünü tutmuyor, insani yardım girişlerine uyduruk bahanelerle sürekli zorluk ve engel çıkarıyor.
Biz bunlara rağmen Gazzeli mazlumların yanında olmaya çalışıyoruz.
Türkiye olarak sinmeyeceğiz, susmayacağız, unutmayacağız; Gazze’yi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız.
Ne şehit yakınlarımızı ne de gazilerimizi rahatsız edecek hiçbir girişime, söze, tavır ve eyleme fırsat vermedik, vermeyeceğiz.
Türkiye; sonunda huzurun, güvenliğin, kalkınmanın ve refahın olduğu bir yola girmiştir; inşallah bu yolu sonuna kadar sabırla yürüyecektir.
Ana muhalefet partisi CHP; vesayete teslim olmuş, baskılara direnememiş, Terörsüz Türkiye sürecinin önünü açacak hiçbir somut teklif getirememiştir.
Her fırsatta “şu kadar raporumuz var” diye övünen CHP; iş çözüm üretmeye, risk almaya gelince yine su koyuvermiştir.
Ülkenin neredeyse yarım asırdır ayağına bağ olan bir meselenin çözümü için Meclis gerçekten önemli bir sorumluluk üstleniyor.
Cumhur İttifakı, sorun çözülsün diye eliyle birlikte tüm gövdesini taşın altına koyuyor.
Fakat ana muhalefet cephesinde ne bir ciddiyet var ne bir irade var ne de rapor diye Komisyona sundukları “evrak yığınında” somut bir öneri var.
Ezberleri tekrarlama dışında çözüme dair hiçbir reçeteleri yok.
Rüzgâr nereye eserse oraya savrulan yaprak misali ne yaptıklarını bilmez halde sürekli yön ve fikir değiştiriyorlar.
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor:
Türkiye’nin çok güçlü bir AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na ihtiyacı var.
Bizim de saflarımızı genişletmeye, muhabbetimizi güçlendirmeye, birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirmeye ihtiyacımız var.
Çok açık ve net söylüyorum…
İster Doğu Akdeniz’de ister Ege’de isterse başka bir yerde olsun; biz ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz.
Elinde 70 binden fazla Filistinli kardeşimizin kanı olanların hadsizliklerinin bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yoktur.
Kıbrıs Türkü’nün hak ve çıkarlarının gasbedilmesine de müsaade etmeyiz.
Anlaşmalar yapılabilir, imzalar atılabilir, sipariş sorularla çeşitli mesajlar da verilebilir.
Bunların hiçbiri bizi bağlamaz, bizim politikamızı değiştirmez.
Oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz.
Tahriklere kapılmadık, kapılmayacağız.
Türkiye olarak uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalarımız çerçevesinde, tarihî tecrübemize ve köklü devlet geleneğimize yakışır şekilde; vakarla, basiretle, sağduyuyla, sükûnetle hareket etmeye devam edeceğiz.
Bütün bunları önümüze çıkartılan engellere, Sinop’taki füze denemelerimize “balıklar tedirgin oluyor” diyerek karşı çıkan muhalefetin sığlığına rağmen başarıyoruz.
Çünkü biz, muhalefet hâlen bir türlü anlayamasa da milletimizin bilgisine, birikimine, çalışkanlığına, zekâsına ve keşif kabiliyetine inanıyoruz.
Füzelerden tüfeklere, insansız araçlardan roketlere, deniz toplarından elektronik harp sistemlerine savunma sektörümüzün tamamında büyük bir dinamizm var, üretkenlik var, maşallah heyecan ve gayret var.
Türkiye olarak savunma sanayisi alanında yürüttüğümüz her projede ürün geliştirmekle kalmıyor; ekosistemi, insan kaynağını ve teknoloji üretim kapasitesini de büyütmeyi hedefliyoruz.
Şu anda savunma ihracatında dünyanın en büyük 11’inci ülkesiyiz.
Son 11 aylık dönemde savunma ve havacılık ihracatımız, geçen yılın aynı dönemine göre %30 artarak 7 milyar 445 milyon dolara ulaştı.
Sadece Kasım ayı ihracatımız, önceki Kasım ayına kıyasla %22 artışla 742 milyon dolar oldu.
Kendimize inandık, Türk savunma sanayisine güvendik, kısa sürede işte bu seviyeleri yakaladık.
Elbette burada durmayacağız…
2028 senesi için belirlediğimiz hedef, 11 milyar dolarlık ihracat miktarıyla savunma ve havacılık ihracatında dünyada ilk 10’a girmektir.
Bu hedefe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Suriye’nin parçalanmasından, bölünmesinden, millî birlik ve bütünlüğüne halel gelmesinden kimin çıkar sağlayacağı izahtan varestedir.
Dimyat’taki pirincin peşine düşmenin evdeki bulgurdan edebileceği asla unutulmamalıdır.
DEAŞ belasıyla göğüs göğüse çarpışmış tek NATO müttefiki olarak Suriye hükûmetine gereken her türlü desteği veriyoruz.
Ayak direnmesi halinde krize dönüşme riski barındıran 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması için de gerekli telkinlerde bulunuyoruz.
Suriye’yi oluşturan tüm kesimlerin yarınlarına güvenle bakabilmesi, ancak ortak tarih ve ortak gelecek tasavvuruyla mümkündür.
Her zaman söylüyorum:
Biz bin yıldır buradayız, beraberiz, komşuyuz; inşallah kıyamete kadar da burada olacağız, birlikte yaşayacağız.
Sağduyunun hırsa ve ihtirasa galip geleceğine inanıyor, Türkiye olarak bunun için çalışmaya devam edeceğimizin bilinmesini istiyorum.