Lütfen milletim de bir gün beni şaşırtsın… İnsan ne kadar çıkarcı olursa olsun, ‘bu kadar da haksızlık olmaz’ der. Der yani; ne de olsa Japonya gibi değiliz, nüfusumuzun %90’ı ateist değil, inançlı insanlarız.
Rakiplerini ortadan kaldırıyor. Yetmiyor, ana muhalefet partisini yargı yoluyla şekillendiriyor,
Yetmiyor, bir daha aday olmak için anayasayı değiştiriyor.
Tüm suçlamalar devam ederken, bu kararların ekonomik yükünü taşımaya zorluyor.
Karşı tarafı hep kaka, kendi tarafını inanılmaz bir şekilde hep ak görüyor.
Ve tüm bu seçiciliğin normal olduğuna, tüm bunların siyasi olmadığına inanmamızı bekliyor.
İnanmayanı cezalandırıyor, inanır gibi yapanları ödüllendiriyor.
Vlademir Putin yeter artık.
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Biri çıkar, saltanatını sürdürmek için (?) akıl hocası “fesli deli” olan oğlunu parlatır,
Biri çıkar, terörist başını bize "önder" diye kabul ettirmeye çalışır.
Bir diğeri ise 20 senedir kaybettirdiği muhalefet partisini, bir kez daha kaybettirmek için kendini parçalar..
Bunun bizle hiçbir alakası yok tabi..
Yok mu bi festival falan ölüm yılımızı kutlayalım..
Bugün Anneler Günü. Başta tabi ki Zübeyde Anamızı anıyorum..
Anneliğin sadece doğurganlık oranı olarak görülmediği ve kadın şiddetine karşı gerçekten önlem alınan bir ülke diliyorum (bak ben bugünü boş geçmedim tweeti).
Tabi tüm bunların “en az üç çocuk” denilen nesillere sağlıklı, güvenli ve insanca bir ortamın sağlanabilmesi ile hiç alakası yok. Bu da, eğitimle, adaletle, toplumsal huzurla, ekonomiyle hiç ilişkili değil...