İnsan kalbi, kırıldığı an soğumaya başlayan bir odaya benzer. Sonradan içeriye ne kadar güneş doldurursanız doldurun, o duvarların içine işleyen ayazı kolay kolay söküp atamazsınız. Çünkü bazı kırgınlıklar vardır ki, özrü kabahatinden büyük, telafisi ömründen uzundur.
Sizi çıkarsızca, sadece var olduğunuz için seven ve değer veren insanların ahını almak, hayattaki en büyük kayıplardan biridir. Sevgi bir kez küstü mü, ardına bakmadan gider ve geride bıraktığı boşluğu dünyaları verseniz dolduramazsınız.
Bu derin hakikati, ruhumuza dokunan şairler ve düşünürler de dizelerinde ve sözlerinde ne güzel ilmek ilmek işlemişlerdir:
Cemal Süreya o telafisi olmayan anı şöyle özetler:"Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun korkusu kadar... Ne bir tek sözün telafisi olur artık, ne de bir dokunuşun sıcaklığı."
Özdemir Asaf, sevginin ve güvenin bir kez sarsıldığında nasıl geri dönülemez bir yola girdiğini şu sözleriyle fısıldar:"Bir ilişkide güvensizlik başladıysa, oradaki sevgi artık can çekişiyordur. Üşümek sadece havalarla ilgili değildir; bir insanın kalbinden düşmek de insanı üşütür. Ve o üşümenin mevsimi yoktur."
Murathan Mungan ise o soğukluğun adını çok net koyar:"Bazı kırgınlıklar geçmez. Geçer gibi olur, unutulur gibi olur ama asla geçmez. İnsan sevdiğine kırılır çünkü, düşmanına değil. Ve o kırıklık her fırtınada yeniden sızlar."
Şems-i Tebrizi’nin şu uyarısı ise adeta bir hayat dersidir:"Kalp bir kez kırıldı mı, hiç kimseye ait olamaz. Ne kadar tamir etmeye çalışırsan çalış, her parçasında bir başkasının acısı kalır."
Kendimden Bir Parça: Kalbin Mevsimi
Sevgi, doğası gereği nazlı ve kırılgandır. Bir insanı kazanmak yıllar sürerken, onu kaybetmek tek bir kötü söze, tek bir hoyrat davranışa ya da en acısı, derin bir sessizliğe ve ilgisizliğe bakar. Size değer veren insanlar, kusurlarınızı görmezden gelen, hatalarınızı şefkatle örten insanlardır. Onları incittiğinizde sadece bir insanı kaybetmezsiniz; size duyulan o saf, temiz inancı da kaybedersiniz.
Sonradan getirdiğiniz o büyük "güneşler", yaktığınız o koca "ateşler" beyhudedir. Çünkü o insan çoktan kendi kışına çekilmiş, kendi kabuğuna çekilerek donmuştur. Unutmamak gerekir ki: Güneş, sadece ölmemiş bitkileri yeşertebilir; kökünden kuruyan bir çiçeğe ne kadar ışık verirseniz verin, artık çok geçtir.
Sizi sevenleri, size sığınanları sakın küstürmeyin. Dünyanın en büyük zenginliği, bir insanın kalbinde "güvenle" konaklayabilmektir. O evi yıkmayın, o ateşi söndürmeyin.
"Bir ilişkide 'ben çok sakin biriyim, kavga sevmem' diyenlerin önemli bir kısmı aslında pasif-agresif narsistlerdir. Tartışmazlar, çözüm üretmezler, sadece duvar örüp seni kendi içinde delirtirler. Sonra da sen patlayınca 'bak ne kadar sorunlusun' derler. En tehlikeli insan tipi budur."
İnsanın etrafı kalabalık olunca her daim sırtı pek sanır. Oysa hakikatte yalnızdır insan, bunu bazen çok zorlu hadiselerde anlar bazen yolların değişmesiyle bazen de ölüm gerçeğiyle idrak eder. İnsanın yaşı kemale erdikçe Allah’tan başka kuvvetli bir dayanak ve daimi bir dost olmadığını anlar.
Bakın şimdi size manipülasyonun tillâhını anlatıyorum. Ne kadar sabrettiğini görmezler, ne kadar alttan aldığını görmezler, seni ne kadar yorduklarını da görmezler ama bir gün patladığında sorunlu olan sen oluyorsun. Seni kıran şeyi konuşmazlar, verdiğin tepkiyi konuşurlar, ben delirttim demezler, sorunlu olan sensin ya hani... İşte manipülasyonun en kirli hali... öyle seni tüketirler sonra tükenmiş halini sana karşı kullanırlar. Önce yarayı açar, sonra kanayan yeri suçlarlar.
Artık iyileşmek istiyorum;
Her şeye doldurmak
istemiyorum şu gözlerimi
Baktım, geçiyor ipek gibi zamanlarım
Sessizce vedalaşmam lazım kafandakilerle
Açmak yok artık
eski defterleri
Sana çiçek verene bahçe
bağışlamayı bırak
Çiçeğin karşılığı çiçektir
unutma
Anormal durumlara normal tepkiler veremezsiniz. Anormal olan sizden normal tepkilerin beklenmesidir.
İnsanları kırılma noktasına kadar zorlayıp sabrını, sınırlarını ve duygularını defalarca ihlal ettikten sonra verdikleri tepkiyi problem gibi göstermek sorumluluğu çarpıtmaktır. Çünkü o tepki bazen duyulmayan, görülmeyen ve tekrar tekrar ihlal edilen sınırların bir sonucudur.
sevilmemenin yükünü iyi bilirim. ait olmadığın kalplerde sığıntı gibi yaşamanın ağırlığı da. varlığın, yokluk muamelesi gördüğü zaman bile buna kanaat getirecek kadar değer verişin ezasını da. senden mahrum edilen her şeyin başkalarına altın tepsilerde sunulurken buna şahit olmanın acısını da. dün varlığıyla ruhunu aydınlatan bi kalbin, seni karanlıklar içerisinde bırakıp başkalarına yuva oluşunu görmenin kahrını da.
İlahi adalete inanın. Çünkü bazı insanların özrünü duyamazsınız, pişmanlığını göremezsiniz ama hayatın onlara verdiği cevabı mutlaka izlersiniz. Bugün sizi görmezden gelenin yarın görülmek için çırpındığını, kıymetinizi bilmeyenin bir gün yokluğunuzla sınandığını görürsünüz.
Bana dürüstçe açıklama yapıldığında her şeyi tolere edebiliyorum. Ne kadar ağır ya da kırıcı olursa olsun, gerçeği duymaya her zaman hazırım. Ama yalan söylendiğinde ve bunu bildiğimde sinirden deliye dönüyorum. Çünkü o an mesele sadece söylenen yalan değil, karşımdakinin beni aptal yerine koymasıdır. Dürüst bir itiraf, bir hata yaptım ama sana ve aramdaki ilişkiye saygı duyuyorum demektir. Gerçeği bildiğim halde o yalanı dinlemek ise zekama ve iyi niyetime yapılan büyük bir hakarettir. İnsanlar hata yapabilir, yanlış yollara sapabilir ya da benden uzaklaşabilir; bunları anlayışla karşılayabilirim. Benim toleransım kusursuzluğa değil, içtenliğe ve cesarete.
Göz göre göre söylenen tek bir yalan, aradaki bütün geçmişi ve güveni saniyeler içinde yok etmeye yeter. Gerçek ne kadar acı olursa olsun kabulümdür, ama korkakça arkasına saklanılan hiçbir sahte hikaye benim dünyamda yer bulamaz.
@Afralice Keşke Ayşe için değil de kendi için çabalasa. Kadın olsun erkek olsun onun bunun için değil kendimiz kendimizden rahatsız olduğumuz şeyler icin çabalamalıyız.