İmkansızca ağlar iken durmadan,
Bir bakmışsın, güneş doğmuş bir akşam.
Karanlıktır yazgım sandın,
Değildi,
Nasipti.
Kanatların olsa da uçamazsın bazen,
O mavilik sana yazılmamış rüya,
Dara düşürmedi Rabbin seni,
Şu geçmez zamanda, geçen düşler,
Şer sanırdın,
Nasipti.
Geçmiş geri gelmez. Yaşanmamış hayatlar yaşanmamış kalır. Ama o hesabın bizi mi, yoksa bizim onu mu yöneteceğimiz hâlâ bugünün elindedir. Geçmişi hınçla taşımayı bırakırsak, orada yalnızca borçların değil, bir ömrün biriktirdiği derslerin de yazılı olduğunu görürüz.
Hepimiz aynı sessiz anlaşmayı imzalamış gibiyiz, değil mi?
Gülümsüyoruz, çünkü içimizdeki harabeleri dünyaya açıklamak için kelimelerimiz çoktan tükendi.
Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik.
Şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde...
Yürek elbet acıyor esvap değiştirirken,
bizden artık akması beklenilen kan da katı
Başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri,
Bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer.
Her şey öyle saydam öyle madensel,
Sonsuza varmadan bir önceyiz sanki...