@tinucmag Meclisteki, 2. Grup adı verilen muhaliflerin sözcüsü pozisyonunda olan adam, öldürülüyor. Ve bu cinayetten sonra meclis kapatılıyor, yeni seçimlerde muhalif isimlerin %90’ı meclise giremiyor. Buna siyasi suikast demeyeceksin de neye diyeceksin mesela çok bilmiş :d
Cumhuriyet tarihinin ilk siyasi suikasti sayabiliriz Ali Şükrü bey suikastini. I. Meclisteki muhalefetin sindirilmesi böyle sağlandı. Oğlu daha sonra alkol müptelası olmasını yadırgayanlara hep bu fotoğrafı göstermiş:
“Sen, yıllar boyu her gün bu resme baksan ne yapardın?”
@EthanHu67247011 Dikkat et. İnsan ne konuştuğunu bilmeli. Aynı topal osman, cinayetten yargılanma kararı çıkınca da Çankayayı basıp, Mustafa Kemal’i öldürmeye çalışıyor. Mustafa Kemal’e suikaste yeltenmiş bir adama eline sağlık dersen 5816’dan dava açılabilir hakkında :)
İkinci kitabım için yaptığım bir çalışma var. Eski röportaj bulduk. 89’da yakınlarıyla yapılmış. İçler acısı manzara. Sadece ali şükrü’nün değil, neslinin de istikbalini boğmuşlar bir güzel. Ne acı, istibdadın esas sevdalılarından bir ömür hürriyet masalı dinledi bu memleket.
Trabzon’un köklü ailelerinden biri olmasına rağmen Ali Şükrü beyin ailesinden de ciddi bir intikam alınmış. Oğlu harp okulunda birinciyken okuldan uzaklaştırılıyor. Yeğenleri ayakkabı tamirciliği yapabiliyor. Hiçbir şekilde kimse yardım edemiyor. Rejim, böyle alıyor intikamını
Şunları ibreti alem için çok sağlam bir cezaya bağlamak, cezaevinden uzunca bir süre çıkarmamak gerekiyor. Cezadan kasıt, suçlunun ıslahıdır. Bu arsız ergenlere gözaltı yapıp, kısa sürede serbest bırakınca, bu işleri yapmayı marifet görüyorlar.
O yüzden de ak parti için seçim kazanmak oldukça çok kolay. Ne bir kampanya, ne bir söyleme ihtiyaçları var. Bırak, karşı kitle konuşsun. Sessizliğini, korku sansın. Korktuğunu sandıkça kibirle, nefretle üstüne saldırsın. Zaten gören gözler ibret alıp, bunların karşısında yanında duruyor.
Ekşi sözlüktekiler alternatif bir evrende yaşıyor.
Mesela halktan gelecek nefret deyip deyip duruyorsunuz da hangi halk arkadaş bu, her 10 seçmenden 7’sinin en az bir defa oy verdiği, her iki kişiden birinin hala destek olduğu bir iktidar bu. Onlar halk olmuyor mu?
Her seçim öncesi aynı çılgınlık haline bürünüp, sonuçlar geldiğinde “kim veriyor bu oyları” diye içine düşülen garip bir çıkmaz var. 86 milyonluk Türkiye’yi, 400-500 bin politize olmuş insanın bulunduğu sosyal mecralardan okuyup, insanların sessizliğinden bir şey anlamıyorlar.
1-) Üst üste koyunca 67 yapıyor. Yazınızı okuyan biri dengenin Erdoğan aleyhine 65-35 gibi korkunç ve geri dönülemez şekilde bozulduğunu düşünür.
2-) İstanbul, 2017 referandumundan beri muhalefet bloğunda ama Türkiye genelini yansıtmıyor ki belediye ve genel seçimler birbirinden farklı.
3-) Muhalefet yaparken de ak partili zaten bu diyerek eleştiriyordunuz. Deva olmayınca değil, muhalefetin iktidarı eleştirdiği her konuda iktidardan çok daha geride olduğu gerçeğiyle yüzleştiğim için bugün bunu konuşuyorum.
4-) Ben size direkt ithamda bulunmadım, yazınıza gayet düzeyli bir cevap verdim. Muhalefetin genel hastalığına kapılıp, söze değil, muhatabın kimliğine göre yorum yapmayı bırakın. Daha sağlıklı ilerleriz böyle.
Öyle yazmış ki beyfendi bu saydığı isimlerin hepsi, birbirinden ayrı tabanlardan bu oyu alabilecek sanki. Hepsini üst üste koyunca %67 oluyor. Muhaliflerin hoşuna gider. Ancak böyle bir gerçeklik yok. Basitçe anlatayım;
Bu isimlerin hepsi muhalif tabandan oy alan isimler. 2023 seçiminde ikinci turda muhalefetin blok oyu olan 48lik bloğun içinde bu potansiyel oylar. Birbirinden ayrı dünyalara ait olsalar da kökensel olarak “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden beslenen oy oranları bunlar.
Tüm bu isimleri içeri atarsam, ben de seçim kazanırım. Afedersin ama biraz zor kazanırsın. Şöyle ki Demirtaş’ın veya Özdağ’ın potansiyel oyu dediğin 10 ve 7 puanları zaten muhalif tabanda. İmamoğlu o oylar olmadan tek başına 50+ potansiyele mi ulaşıyor ki sen üzerine 10 + 7’yi konuşuyorsun? İmamoğlu’nun tek başına potansiyel oyu taş çatlasın 30-35 bandında. Ki bu arttıkça, İmamoğlu ve Demirtaş oylarından yiyor. Onlar düşüyor.
Ayrıca siyasette 2+2 =4 diye bir matematik yok. Özdağ’ın desteğini alan bir aday bu destek karşılığında bir şey sunmak zorunda, peki bunu yapan bir kişi Demirtaş’ın potansiyel oyunu firesiz nasıl hanesine yazdırabilecek? Ki Özdağ desteğinden sonra 2. turda Kürt seçmenin katılımının gözle görülür şekilde düştüğü 28 Mayıs sonuçları ortada dururken. Ki o gün cumhur ittifakı Kürt meselesinde bugünkü çizgisinde dahi değilken.
Muhalefet bloğu birbirinden çok ayrı yapılardan oluşuyor. Erdoğan’ın cumhur ittifakını bir arada tuttuğu gibi bir konsensüs adayı da elinde yok. 23 seçimlerine göre iyice parçalandı ki, Tayyip Erdoğan, Kürt meselesi hamlesiyle o blokta gayet doğru bir çatlak açtı. Kürt oylarında Erdoğan���a geçiş, eskisi kadar zor olmayacak ki, o blokta geçmişte Erdoğan’a oy vermiş bir sürü seçmen var.
Daha bir çok detay var, meseleyi çok çok uzun, gerekçe ve gerçeklikleriyle de anlatabilirim ama çok uzun olunca kimse okumuyor burayı.
Kısacası Erdoğan, doğru hamleleri yaptığı için kazanıyor. Yeri geldiğinde manevra yapıp, ittifaklar kurabiliyor, ittifakları bozabiliyor. Her hamlesiyle de siyaseti dizayn edebiliyor. Sizin sandığınız gibi bir matematik olsa, karşısında bidonu koysanız Erdoğan kaybeder. Ama öyle değil işte.
Türkiye’de bugün itibariyle, bu muhalefetle, Erdoğan’dan seçim alacak bir tane dahi isim yok. Sağlıklı bir Tayyip Erdoğan karşısında her adayı yenebilecek durumda. Hem de 14 Mayıs’tan çok daha kolay yapabilecek güçte şu an. Toplumsal ve siyasal muhalefet bu gerçeği kabullenmeden çıktığı her yolda, yenilmeye mahkum
%10 oy potansiyeli olan Selahattin Demirtaş hapiste,
%7 oy potansiyeli olan Ümit Özdağ hapiste,
%50+ oy potansiyeli olan Ekrem İmamoğlu hapiste.
Böyle seçimi ben de kazanırım. Ondan sonra da çıkarım derim ki ���Sandıktan çıkan iradeye kuzu kuzu teslim olacaksınız.”
İmamoğlu'na destek için sokağa inen bir şahıs, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı tehdit etti:
"Açık konuşuyorum Menderes burada asıldı. Bu coğrafya çok deliler gördü. Artık görevi bırakın."
Kerem Aktürkoğlu’nun her gazze veya cuma paylaşımında linç yemesinin, küfür yemesinin tek bir sebebi var. Dindar ve başarılı bir profil olması. Çünkü bunların bir dindardan daha fazla tahammül edemedikleri tek şey başarılı bir dindar profildir. Bu hastalıklı nefretin sebebi bu.
Dünyanın dört bir yanında hristiyanından, ateistine kadar vicdanı olan tüm sanatçılar Filistin’e destek çağrısı yaptı, eylemlere katıldı, sahnelerinde saldırıları protesto etti. Yine en rezil, en haksız, en cani tarafta kalmayı Türkiye’dekiler başardı. Allah bizlere sabır versin.
Kerem Aktürkoğlu’na yapılan lincin kısa özeti; “Filistinlilerin savunulmasından rahatsızım, soykırım yapılması umrumda değil,” diyemeyen “kendi ülken için konuştun mu” diyor.
Kendi yaşadıklarınızı gazzelilerin yaşadığıyla bir tutup, boşuna ajite etmeyin. Sizin boktan kibrinizle, kendinize ve yürüttüğünüz nefret dolu siyasi mücadeleye yüklediğiniz hiçbir anlam gerçek değil. Hiç kimse soykırıma dair konuşurken, sizden izin almayacak. Haddinizi bilin.
Memur maaşıyla milyon dolarlık evde oturan Murat Ongun’un kestirdiği faturalar yüzünden yargılanması kimseyi alakadar etmiyor. 50 bin insanın öldüğü bir soykırıma dair konuşan adamı “kendi ülkene için konuşmadın” diye zorbalayan herkes dümdüz alçak, su katılmamış haysiyetsizdir.
Kimse siz siyasi umutlarınızı bağladınız diye, hakkında yolsuzluk davası yürütülen insanları savunmak zorunda değil. Böyle bir olayla, soykırımı eşitleyip, “ikisine de konuşsaydın” diye ahlakçılık yapmak ya dümdüz beyinsizlik, ya alçaklıktır. Ki bunu yapanlarda ikisi de mevcut.