Füsun ne kadar masum?
İlişkide kadının kendine ihaneti, kendi yaşam sorumluluğunu (yani büyük oranda kaderini), muktedir bellediği erkeğe delege etmektir. Bu, hem erkeği araçsallaştırmak hem de kendini bir ba��kasının izan ve insafına bırakmak demek (İzan: Anlayış, kavrayış / İnsaf: Vicdan ve mantığa dayalı adalet duygusu). İzan ve insaf, oldukça karmaşık ve yetişkin bireye özgü yetiler. Erkek immatür (olgunlaşmamış/çocuk kalmış) yapıdaysa (ki ülkemizde çoğunlukla böyledir), maalesef izansız ve insafsız olur ki bu, kadın için çok büyük bir risk ve hayal kırıklığı. Erkek izanlı ve insaflıysa da bu kez kadın zamanla erkeğe bağımlı olur ve muhtemelen her bağımlı gibi “kendi olamayışının” sorumlusu olarak bağımlı olduğu kişiyi görüp, ona karşı öfkeye, isyana / küskünlüğe, kine kapılır. Her iki durumda da seçimlerinin sorumluluğunu almamak kendine ihanettir. Füsun bu bağlamda herkesten önce kendine karşı masum değil.
Ama kişi kendini sürekli kıyaslamak zorunda hissettiği bir deneyimle büyüdüğünde,başkasındaki iyilik bazen kendi değersizliğiyle temas ettirebilir.
Kişi kendini olduğu haliyle kabul edebildiğinde,başkasındaki iyilik bir tehdit olmaktan çıkıp mümkün olan bir şey haline gelebilir.
Bazen başkalarının hayatlarına baktığımızda içimizden şu cümleler geçebilir:
“Onun hayatı ne kadar güzel.”
“Ben her şeyi zor elde ederken onun önüne serilmiş.”
“Benim neden böyle değil?”
Başkalarının sahip olduklarına bakarken içimizde haset duygusu oluşabilir.
Bu duygu yalnızca bugüne ait değildir.
Erken ilişkilerde, özellikle ebeveynlerle kurulan ilişkilerde de şekillenir.
Çocuk, olduğu haliyle kabul gördüğünde, sevildiğini ve yeterli olduğunu deneyimlediğinde;
başkasındaki iyilik daha az tehdit edici olur.
Şükran ise kişinin iyi olanı fark edebilmesi, onu içselleştirebilmesi ve yok etmeden taşıyabilmesidir.
Bu yüzden hasetin karşısında sadece “bakmamak” değil,kendi iç dünyasında iyi olanla yeniden temas kurabilmek vardır.
Yoğunluk tek başına patolojik değildir. Belirleyici olan; ambivalans kapasitesi, ayrılık toleransı ve sevilen nesnenin özerkliğini tanıyabilme becerisidir. Kemal’in trajedisi belki de çok sevmesi değil, sevdiği nesnenin gerçekliğiyle temasını sürdürememesidir.
İdealizasyon, romantik ilişkinin erken evresinde normatif bir savunmadır. Sevilen nesne büyütülür, parlatılır, benlik onun ışığında genişler. Ancak sağlıklı örgütlenmede zamanla ambivalans kapasitesi devreye girer:
Bununla birlikte, hikâyeyi sadece patoloji diliyle okumak eksik bence geçtiği dönemin kültürel bağlamı, aşkı fedakârlık ve süreklilik üzerinden anlamlandıran bir çerçeve de var.
Bu noktada ilkel idealizasyon kavramı devreye girer. İlkel düzeyde nesne ya tamamen iyidir ya da tamamen kaybedilmiştir; ambivalans tolere edilemez. Gerçek kişi ile zihinsel temsil arasındaki mesafe kapanır.
Kişi sevdiği nesnenin kusurlarını görebilir, hayal kırıklığını tolere edebilir ve yine de bağını sürdürebilir. Masumiyet Müzesi’nde Kemal’in anlatısında idealizasyon katılaşır; Füsun gerçek bir özne olmaktan çok, kaybedilmiş bir bütünlüğün temsilcisine dönüşür.
Bu örüntü fark edilip ele alındığında, kişi hem heyecanı regüle etmeyi hem de güvenli yakınlığı tolere etmeyi öğrenebilir. Amaç, dopamin temelli arayışı bastırmak değil; oksitosin temelli bağlanmayı tehdit olarak algılamayan bir ilişki deneyimini mümkün kılmaktır.
Bu nedenle burada sorun, “yanlış kişiyle karşılaşmak” ya da “sevememek” değildir. Daha çok, ödül sistemi yüksek uyarılmaya koşullanmış bir zihnin, güvenli bağlanmanın getirdiği sakinliği henüz ilişkiyi sürdüren bir sinyal olarak tanıyamaması söz konusudur.
Güvenli bağlanmanın getirdiği sakinlik, heyecanla eşleştirildiğinde “sıkılma” ya da “soğuma” olarak adlandırılabilir. Kişi, bilinçdışı düzeyde yüksek uyarılma yaratan ilişkilere yönelirken; tutarlı, güvenli ve kalıcı ilişkilerde duygusal yatırım yapmakta zorlanabilir.
Bu bağlanma biçimi uzun vadede koruyucu ve regülatiftir; fakat dopamin temelli ilişkilere alışkın bireylerde duygusal yoğunluğun azalması şeklinde algılanabilir.
Bu noktada sıkça gözlenen şey sevgisizlik değil, yanlış yorumlanan bir sinir sistemi tepkisidir.