Hearts of Iron mevzusu bana bir şeyi tekrar gözlemleme şansı sundu. Beyaz Avrupalılar internet ortamında Türklerle tartışırken onları kızdırmak için ''barbarsınız, bozkırdan geldiniz, soykırımcısının'' gibi şeyler söylüyor ve başlı başına bu bile, Türkler hakkında çok bir fikirlerinin olmadığını gösteriyor. Bizim bunlardan rahatsız olduğumuzu düşünmeleri çok tatlı :)
Oradaki sıfatlardan biri zaten direkt yanlış ama özellikle bir Avrupalı, bir Türk olarak bana soykırımcı dediği zaman yüzümde alaycı bir gülümseme beliriyor. Siz konuşacak en son topluluksunuz ya, siz hiçbir millete ahlak dersi veremezsiniz.
Barbarlık ve bozkır meselesi... Arkadaşlar, barbarlığımızla da, Orta Asya köklerimizle de iftihar ediyoruz. Medeniyet kıstası sizseniz zaten biz asla medeni olmayacağız. Barbarız biz. Sizden en uzak yer neresiyse biz oradayız. Hele ki mevzu Mustafa Kemal Atatürk'e yapılan bir saygısızlıksa uzak ara en barbar kavim biziz. İnsanlık tarihi böyle barbarlık görmemiştir yani, emin olabilirsiniz. Bununla da fazlasıyla gurur duyuyoruz. Biz kendi ulusal kahramanlarımızı, sizin yaptığınız gibi sikindirik trendlere kurban etmiyoruz, tartışmaya açmıyoruz.
Tartışmalı figürmüş... Aç ananın amını tartış sikik orospu çocuğu.
İsmail Kartal neden futbolun mucidi biliyor musunuz? Bu maçta şu zeminde artık teknik taktiğin işe yaramadığını anlayıp Serdar Dursunla, İrfancanla, Mert hakanla, çağlarla havadan vura vura maçı almıştı
@CenkBirge Anasını avradını şurda geçirdiğim her dk için okuduğum her kelime için it gibi pişman oluyorum yine giriyorum yine giriyorum. En iyisi internet kullanmamak amk. Ya.
bu perşembe metroya binmek için merdivenlerden inerken şarkı dinliyordum adamlar - derine indik çalıyordu, kafamı bi kaldırdım önümdeki adamın tshirtünün arkasında “d’erine” yazıyor amk metroda kendimi sorguladım yarım saat
Z kuşağının nihilizm gibi görünen tavrı, dünyadan kopukluğundan ziyade dünyaya tarihte görülmemiş ölçüde maruz kalıp ona maddi olarak iştirak edememesiyle alakalı.
Eskiler hayat mücadelelerini sınırlı bilginin, hatta biraz da bilgisizliğin sağladığı o korunaklı alan içinde kurardı. İnsan bilmediği ihtimallerin yasını tutmazdı, köyünün dışını görmeyen adam Paris’te yaşayamadığı için kendini başarısız saymıyordu. Ufkun darlığı bizatihi arzunun sınırlarını belirliyordu.
Bugünse imkanların bilgisi sınırsız, imkanların kendisi kıt. Z kuşağı dünyayı deneyimlemeden önce onun hakkında fazlasıyla şey öğrendi, zatü’s-süver’deki bütün suretleri seyrediyor, başka hayatların hazlarını ve ihtimallerini biliyor fakat onların maddi dünyasına nüfuz edemiyor.
Böylece arzu sürekli üretiliyor ama onu gerçekleştirecek kudret üretilmiyor. Arzu bu kadar genişleyip eyleme imkanı bu kadar daralınca insan -kendisine vaat edilip durmadan elinden çekilen dünyaya karşı- ya sürekli eksiklik hissedecek ya da arzuladığı şeylerin değerini düşürecektir. Böyle bir imbalansın uzun vadede kayıtsızlık, ironi ve değersizleştirme üretmesi şaşırtıcı değil.
Üzerine makale yazılacak saatlerce muhabbeti edilecek bir sekans bu.
Biri Sırp Ortodoks diğeri Boşnak Müslüman.
Her ikisi de kendi milletlerinin gururu.
Dzeko, savaşı ve katliamı görmüş bir çocuktu. Sırp bombardımanında arkadaşlarını kaybetti. Hiç kimse Dzeko'ya savaş dersi veremez.
Buna rağmen onun da yüreğinde nefret değil eski Yugoslavya'nın birleştirici duygusu var.
Aynı (çok yakın) dili konuştuğu, aynı coğrafyadan çıktığı Sırp meslektaşına destek olmak için kalkmış maça gitmiş.
O da biliyor ki etnik milliyetçilik iğrenç bir şey ve dünyanın en güzel ülkeleri her daim "ulus" olmayı başarabilen ülkelerdir.
Sırp faşizmi, etnik milliyetçilik ve emperyalist tetiklemeler yüzünden güzelim Yugoslavya 10 parçaya bölündü.
Bugün birleşik bir Yugoslavya olsa sporda, sanatta, ticarette, turizmde, kültürde; aklınıza gelebilecek her alanda çok üst düzey bir ekol olacaklardı.
Sırplar bu hataya düşmeselerdi; Boşnakları, Hırvatları ve Arnavutları kendi yanlarında tutsalardı bugün kendileri kazançlı çıkarlardı.
Yazık oldu.
Aklı olan etnik milliyetçilik yapmaz. Bölünmenin peşinden gitmez.
Bölünmeler insan hayatında hep acıklı izler bırakır.
hiçbir zaman açık iletişim kurmayacağıma; her şeyi ima, dolaylama ve sezdirme yöntemleriyle ifade edeceğime; şaka, ironi, laf oyunları gibi çeşitli tekniklerden yararlanacağıma; örtük ve belirsiz bir anlatıma başvuracağıma namusum ve şerefim üzerine ant içerim!