İşte siz uyurken para basan 10 web sitesi:
1. https://t.co/sP1V47xRUi
20 dakikada tek sayfalık bir web sitesi oluşturun. Flippa'da 500-2000 dolara satın. İnsanlar bunu kendileri yapamadıkları için bu kadar para ödüyorlar.
2. https://t.co/6fUbp9iMTw
Tek bir PDF yükleyin. Tek bir Notion şablonu. Tek bir içerik paketi. Siz rüya görürken saat 3'te satılıyor. Sıfır stok. Sıfır kargo.
3. https://t.co/CJJTXVgcC4
Ücretsiz satış hunisi oluşturucu. Bir kere oluşturun. Reklam verin. Stripe bildirimleriyle uyanın. Satış hunisi uyumaz.
4. https://t.co/n4bemrIZpX
190 ülkede dijital ürünler satıyor. KDV'yi otomatik olarak hallediyor. Siz yüklüyorsunuz. Vergi kabusunu onlar hallediyor. Parayı siz alıyorsunuz.
5. https://t.co/wNSToX0LuQ
Bahşişler ve üyeliklerde %0 platform ücreti. Yaratıcılar burada ayda 3-8 bin dolar kazanırken, diğer herkes Patreon'da kırıntılar için mücadele ediyor.
6. https://t.co/52KNszRMQY
İsteğe bağlı baskı + dijital ürünler aynı kontrol panelinde. Gece yarısı bir tişört tasarlayın. Sonraki 5 yıl boyunca kendi kendine gönderilir.
7. https://t.co/eqZw7FEpF7
Bir kurs kaydedin. 10.000 kez satın. Takip ettiğim bir içerik üreticisi, iki yıl önce bir hafta sonu kaydettiği bir kurstan 47.000 dolar kazandı.
8. https://t.co/wEcBsZrjMd
Yerleşik reklam ağına sahip bülten platformu. Sponsorları otomatik olarak bülteninize yerleştiriyorlar. Siz yazıyorsunuz. Onlar satıyor. Siz de paranızı alıyorsunuz.
9. https://t.co/xc27YhqwT5
Stripe + Paddle'ın birleşimi. Küresel vergi uyumluluğunu hallediyor, böylece avukata dokunmadan dünyanın her yerindeki herkese SaaS satabilirsiniz.
10. https://t.co/zbvQ3Eo2tp
Discord, Telegram, kurs, topluluk erişimi satın. Tekrarlayan gelir. Alarmınız çalmadan önce hesabınıza giren türden.
İnternetten para kazananlarla kazanamayanlar arasındaki fark yetenek değil.
Fark, bunlardan birini seçip bu hafta kargoya vermektir.
Bunu kaydedin. İhtiyacı olan biriyle paylaşın.
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1934 tarihli resmi belge...
Mısırlı El Mukattam gazetesi muhabiri Kerim Sabit, Türkiye ziyaretinden sonra Atatürk hakkındaki izlenimlerini yazmış:
- Fransızcayı iyi bilir ve Almanca konuşur. Türkçe'ye karşı olan kıskançlığından ötürü Türkçe'den başka lisanla konuşmaz.
- Çok şık giyinir. Söylenene göre şık giyinmeyi pederinden almıştır. Şıklığı Ateşe Militeri iken Sofya'da dillere düşmüş.
- Orta boylu, sarı saçlı ve mavi gözlü... Şimdiye kadar gördüğüm bakışların en kuvvetlisidir.
- Hararetlenirken tabanca kullanır gibi ellerini birkaç defa önüne doğru uzatır.
- Gazi Hazretleri 54 yaşındadır. Bünyeleri hala kuvvetlidir. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalır. Güneş çıkınca da sanki bütün geceyi uykuda geçirmiş gibi atına binerek gezmeye çıkar.
- İcabı halinde her mahrumiyete katlanabilir. Çünkü azimkarlığının bir had ve hududu yoktur.
- İstanbul'da bulunduğu zamanlar geceleri Park Otele giderler. Dostlarıyla bir fer gibi oturur veya dansa iştirak eder. Kendisine bir fert gibi muamele edilmesini çok sever. Bir gece danstan sonra Mısırlılardan biri Gazi Hazretlerine yol açmak istedi. Gazi kabul etmedi. Herkesin sırasıyla geçmesi lüzumunda bulundu.
- Gazi'nin sadeliğini Ankara'yı ziyaret ederken gördüm. Bir tepe üzerinde yapılıp şehire nazır olan sarayı o kadar o kadar sade tarzda yapılmıştır ki, dış görünüşü Cumhurbaşkanı ikametgahı olduğunu göstermez. Bilakis bu binayı gören yabancılar henüz bitirilmemiş olduğunu zannederler.
- Gazi, Ankara'da bulundukları zaman her gün öğleden sonra gezmeğe çıkarlar.
- Gazi Hazretlerinin maiyetleri motosikletli iki asker ve otomobili takip eden ve içinde üç kişi bulunan otomobilden ibarettir.
- Bir kulübe girdikleri zaman yalnız girer, orada istedikleriyle görüşür, herkesin elini sıkar.
- Gazi genellikle köyleri ziyaret eder. Köylülerle konuşur. Köylülerin vaziyetini sorar, istediklerini dinler.
- Bugün Türkiye'de Gazi'ye kurtarıcı gözüyle bakmayan hiçbir kimse bulunmadığını söylemeye hacet görmüyorum.
Keskin Color’un, Türkiye’nin en az 50 yılına mekân belleği ve hikâyelerle ışık tutan, milyonlarca eve giren, bir dönemin WhatsApp’ı gibi görsel ve yazılı en kısa haberleşme aracı olan kartpostalları artık dijital arşivde. Bu müthiş izleğin meraklısına:
https://t.co/9reJNVrtm5
Bu gönderiyi olabildiğince geniş alana duyurmakta bana destek verebilirseniz, Türkiye'de tabiatı koruma yönündeki hukuk mücadelesine önemli destek vermiş olursunuz. Minnettar olurum.
Hem X hem Instagram hesaplarımdan, Milas Akbük mevkiindeki tabiatı katleden madenlerle hukuk mücadelesi başlattığımı ve kendi adıma dava açtığımı 11 Ağustos 2025 tarihinde duyurmuştum.
Gururla ve mutlulukla bildirmek isterim ki, ÇED raporu olmadan madenlere izin veren Aydın Valiliği’nin işlemi, kendi adıma bizzat açtığım dava sonucunda iptal edilmiştir.
Orman alanlarında çevre etki değerlendirmesi yapılmadan madencilik işlemleri yürütülemez. Devlet buna himaye veremez. Hukuk, kamu menfaatini dengeleyen ve gözeten tedbirlerin alınmasını emreder. Gerekirse, bir avukat kendi kendisini ağaçlarla ve toprakla beraber müvekkil yapar; mahkemeye emanet eder.
Aydın Valiliği’nin "ÇED Gerekli Değildir" kararını iptal eden Aydın 2. İdare Mahkemesi'ne selam olsun.
Ben konuyu hukuk yoluna götürdüğümde "memlekette hukuk mu var hocam?" diyerek yılgınlık gösterenlere selam olsun. Yollar yürümekle aşınmaz. Hukukçunun elinde bir tek hukuk vardır. Ona asla sırt dönmez.
Aydın 2. İdare Mahkemesinin verdiği bu kararın, Türkiye’nin farklı illerindeki farklı valiliklerin verdiği veya verecekleri “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı iptal davalarında emsal niteliğinde kullanılabileceğini de memnuniyetle belirtmek isterim.
Bu türden durumlar karşısında dava açmak isteyen ve dayanak noktası arayanların ilgisine, detaylar aşağıdadır:
1- Akbük’te yer alan saha için yapılması planlanan “kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi” kapsamında Aydın Valiliği 23.07.2025 tarihinde ÇED Gerekli Değildir kararı vermişti. Proje sahasının ormanın, tarım alanlarının ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunduğu, proje kapsamında hukuki gereklerin usulüne uygun şekilde yerine getirilmediği, jeolojik, sismik ve halk üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilmediği ve özetle Valiliğin işleminde kamu yararı olmadığından bahisle bu kararı yargı yoluna taşımıştım.
2- Valilik ve projenin verildiği şirket savunmalarında projenin ÇED Yönetmeliğine uygun olduğunu, gerekli kurumlardan görüş alındığını ve projenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yapılacağını öne sürmüşlerdi. Akabinde Mahkeme dosyanın esaslı incelenmesi amacıyla bir bilirkişi heyeti atamaya karar verdi. Bilirkişi heyetindeki uzmanlar ÇED gerekli değildir kararını çevre mühendisliği, biyoloji bilimi ve orman mühendisliği yönlerinden hukuka uygun bulurken maden ve jeoloji mühendisliği bakımından hukuka aykırı bulmuştu. Ayrıca bir bilirkişi “sahanın olduğu gibi korunmasında parayla ifade edilemeyen üstün kamu yararı” olduğunu vurgulamıştı.
3- Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkeme; (i) proje tanıtım dosyasındaki jeolojik ve sismik analizlerin yetersizliğini ve bölgedeki su sorununu, (ii) orman, zeytinlik, yerleşim yeri ve turizm bölgelerine olan yakınlığı dolayısıyla flora/fauna üzerindeki riskleri ve (iii) bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarımı değerlendirmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda, proje kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerinin mevsimsel dereleri ve yeraltı sularını kirletme riski, dere yataklarının yönünü değiştirme ihtimali ve kalker tozlarının deniz turizmine vereceği zararları dikkate alarak, ÇED raporu hazırlanması gerektiğine karar vermiştir.
4- Ayrıca Mahkeme, projenin sadece kazı alanı değil, pasa stok, cevher stok ve tesis alanlarının toplamı üzerinden hesaplanması gerektiğini ve bu durumda 25 hektar sınırının geçildiğini ve kırma eleme tesisi için planlanan yıllık 1.200.000 tonluk üretimin, yönetmelikteki 400.000 tonluk eşik değerin çok üzerinde olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda özetlediğim gerekçelerle, oybirliğiyle, “ÇED Gerekli Değildir” kararının eksik incelemeye dayandığını belirterek Aydın Valiliği’nin davaya konu işlemini iptal etmiştir.
Yurdumuza, Aydın'a, Bozbük'e hayırlı olmasını dilerim.
Mahkemenin gerekçeli kararının tamamı şurada:
https://t.co/Lihe5N3zM1
@Vestel@VestelDestek artık Vestel mağazalarında AEG ürünleridemi satılmaya başlandı. AEG grup yoksa vesteli satın mı alıyor!!!! Mağaza Antalya Agora AVM Vestel mağazası
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
Bring Her Back (2025): Ortamlarda insanlar elevated horror ve yavaş tempo gibi laflar edince eyvah dedim yine Nuri Bilge Ceylan soslu biraz dram biraz gizemli bir şey izleyeceğiz sandım. Ancak denge güzel sağlanmış. +
🚨 #Finternet kelimesini hiç duydunuz mu? 🚨
“Bir gün, çocuklarımıza bankaların neden bu kadar yavaş çalıştığını anlatmak zorunda kalacağız. Tıpkı bugün faks makinesini neden kullandığımızı açıklarken zorlandığımız gibi.”
Bugün sizlere geleceğin hatta o beklediğimiz Crypto-tokenizasyon devriminin sadece bir hayal olmadığını, aslında inşa edilmekte olan bir gerçek olduğunu anlatacağım: Finternet.
Biz kripto ile uğraşanların daha aşina olduğu ama biraz daha merkezi sisteme dayanan internetin finansal versiyonu diyebilirsiniz ama bu basit bir benzetme değil.
Bu, mevcut sistemin yerini alacak, sınırları ortadan kaldıracak, daha adil, daha hızlı ve daha kapsayıcı bir finansal ekosistemin adı.
Hatta bizim topluluğumuz için; Kripto vizyonunun daha merkezi şekilde planlanmış, hatta finans dünyasının en önemli figürlerinden birinin hazırlamış halidir diyebiliriz.
📌 Peki, Finternet nedir? (Sadece kripto kitlesinin değil, herkesin anlayacağı bir dil kullanacağım. Ben bunu biliyordum zaten demeyin <3 )
Finternet; Bank for International Settlements’ın (BIS) başkanı Agustín Carstens ve Infosys kurucularından Nandan Nilekani’nin ortak vizyonuyla doğmuş bir kavramdır.
Agustín Carstens, Meksikalı bir ekonomisttir ve uluslararası finans dünyasında çok önemli bir figürdür. En çok, Bank for International Settlements (#BIS) yani Uluslararası Ödemeler Bankası’nın genel müdürü olarak tanınır. Ayrıca merkez bankası dijital paralarının (#CBDC) fikir ve isim babası olarak bilinir. Bu abimiz yüzü az gözüken patronlardan biridir.
🔸 Finternet'in amacı şu:
Finansal sistemin dağınık parçalarını, tıpkı internetin farklı bilgisayarları birleştirdiği gibi, ortak bir dijital altyapı altında entegre etmek.
Bu sistemde, düşünün:
- Bir çiftçi Kenya’da sabah telefonundan karbon kredisi satabiliyor,
- Aynı anda bir Japon girişimci bu krediyi satın alıp yeşil yatırımına entegre edebiliyor,
- Ve tüm bu işlem 3 saniyede, 0.001 cent maliyetle gerçekleşiyor.
Yani dijital paranın ötesinde, her türlü varlığın tokenize edildiği bir dünya bu.
💡 Şimdi gözlerinizi kapatın ve hayal edin…
Herhangi bir cihazdan, herhangi bir varlığı, dünyanın herhangi bir köşesindeki bir bireye, anında ve güvenle transfer ettiğinizi…
Tüm bankaların, aracıların, takas sistemlerinin ortadan kalktığını değil ama birleştiğini düşünün.
Bu sistemde; dolar, euro, bitcoin, şirket hissesi, karbon kredisi, hatta NFT bile aynı altyapıda işlem görebiliyor.
🧱 Bu sistemin altyapısı ne olacak?
1. Birleşik Defterler (Unified Ledgers):
Geleneksel bankacılık sistemindeki “hesap defterleri” artık birleşiyor.
Yani A bankasındaki hesabınızla B fintech uygulamanız aynı dijital platformda konuşabiliyor.
2. Tokenizasyon:
- Gayrimenkul, altın, tahvil, hatta bir resim. Her şey dijital olarak temsil ediliyor.
- Bu, parçalı alım-satımı ve küresel erişimi mümkün kılıyor.
- Mesela İstanbul’da bir ofis binasının %2’sini, Paris’teki bir öğrenci 30 dolarla satın alabiliyor.
3. Programlanabilir Para ve Akıllı Sözleşmeler:
- Transferlerin yanında, işlemlerin “şartlı” gerçekleşmesi mümkün.
- Düşünün, kirayı ödediniz; otomatik olarak faturanıza indirim geliyor.
- Veya maaş ödeme sistemi vergiyle entegre.
Bu sistem:
- Yatırımcının, girişimcinin, bireyin doğrudan erişim hakkını güçlendiriyor.
- KOBİ’lere ve gelişmekte olan ekonomilere büyük fırsatlar sunuyor.
- Finansal dışlanmışlıkla mücadelede devrim niteliğinde bir araç olabilir.
📌 Bugün 1.4 milyar insan hala bankasız. Finternet, bu kişilere doğrudan finansal sistemde yer alma şansı tanıyor.
Bir başka deyişle: para, herkesin eline geçiyor.
💼 Peki yatırımcılar için ne ifade ediyor?
Dostlarım, yatırımcı gözüyle konuşacak olursak:
- Finternet’in etrafında gelişecek her çözüm, çok büyük pazarlara hitap edecek.
- Altyapı sağlayıcıları, dijital cüzdan teknolojileri, birleşik defter yazılımları ve regülasyon dostu çözümler…
- Bunlar şimdilik “niş” gibi görünse de, 3–5 yıl içinde ana akım olacak.
İnternet’in 1990’larda girişimcileri nasıl milyarder ettiğini hatırlayın.
Aynı şey finansal alanda yaşanacak.
Ama bu kez, çok daha hızlı ve daha fazla coğrafyada eşzamanlı olarak.
⚖️ Riskler yok mu?
Elbette var. (Ki biliyorsunuz ben bu risklerin her zaman an amaç olduğunu düşünenlerden biriyim.)
- Regülasyonların tutarsızlığı
- Dijital eşitsizlik
- Kimlik ve güvenlik tehditleri
- Yeni “siber sömürgecilik” riskleri
Ancak doğru çerçevede yürütülürse, Finternet sadece bir finansal dönüşüm değil, aynı zamanda küresel adalet aracı olabilir.
Çok uzun oldu. Toparlarsak;
Finternet; sadece teknolojik bir inovasyon değil, bir medeniyet tasarımıdır. Nasıl ki internet bilgiye erişim hakkını demokratikleştirdiyse, Finternet de değere erişim hakkını küreselleştirecek.
Öyle yada böyle, iyi yada kötü, daha özgür veya daha baskıcı. Olacak olan olacak ve bize ancak yolu okumak düşüyor.
📌 Ve bu dönüşümde ön safta yer almak, sadece kazanç değil, vizyon meselesidir. Bu trende mutlaka biletimizin olması gerekiyor.
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim.
📌 Bu içerik zaten makale yayınlama planlarımda olup; değerli Tunç Şatıroğlu'nun yakın dönemdeki bir videosunda bahsetmesinden dolayı hatırladığım ve paylaşma kararı aldığım bir makaledir. Yaşam akışındaki bu hatırlatma için teşekkür ederim.
📌 Ayrıca yararlandığım kaynak: https://t.co/w9uMhFrK6X
📌 Bu içerik hiçbir şekilde bir yatırım tavsiyesi ve stratejisi ve işbirliği içermez.
“Tarihini bilmeyen bir millet yok olmaya mahkûmdur.”
Con Sinov’un, yüzlerce tarihi kaynaktan yararlanarak belgeleriyle birlikte kaleme aldığı Yarının Adamı serisi imzalı olarak %40 indirimde.
Sipariş için: https://t.co/u9H3Xf1no3
@lordsinov
"Ben 1968 olayları başladığında üniversitedeydim. 4 yıllık öğrenim dönemimiz sürekli boykotlarla geçti. Boykotlar o dönemde bitmedi 1970’ler boyunca sürdü. Oysa Avrupa’da çeşitli ülkelerdeki benzer öğrenci eylemleri birkaç yıl içinde sonlandı. Çünkü Avrupalı yöneticiler, başlangıçta olmasa bile bir iki yıl içinde olayları analiz ettiler ve haklı eleştirilere göre düzeltmeleri yaparak uzlaşma yolunu buldular. Bizimkiler ise hep kendilerinin haklı olduğunu, öğrencilerin anarşi çıkarmaktan öte bir iş yapmadığını düşünerek eleştirileri dikkate alıp sistemi düzeltmeye yönelmediler. O nedenle de bizde öğrenci eylemleri yıllarca sürdü. Bu deneyim bize gösterdi ki protestolar bir kez üniversitelere girdi mi kolay kolay bitmiyor. Bu çerçeveden bakınca geçtiğimiz hafta yaşadıklarımızı geçici olgular zannedip ona göre tavır almak doğru olmaz, bu durum kanımca uzunca bir süre artık Türkiye’nin olağan görünümü olacaktır."
https://t.co/iaV4iAxUD6
10.000 TL altı yatırım yapmak isteyen herkese bu listeleri gönderiyorum. Elbette en önemli kriter yönetim gideri değil; ancak bir kişinin daha ilk günden ileride nelerle karşılaşacağını bilmesi en doğal hakkı 🙋♀️