📌3. Seti çok büyük farkla kaybetmişiz moraller sıfır.
O esnada Vargas üzüntüden ağlıyor. Bacısının ağladığını gören Kaptan Eda "senin gözyaşlarına kurban olurum onların amına koyucam" bakışı atıp kafasını sallıyor.
Zehra ise boynundan sakatlanmış o da Vargas'ı teselli ediyor.
4. sete çıkıyoruz Kaptan Eda tek ayak üzerinde smaçları ile fark yaratıp İtalya'yı bitiriyor. Zehra bir TÜRK DUVARI gibi geçit vermiyor.
Vargas'ın birkaç damla gözyaşına ortalığa alev saçıyorlar adeta.
Büyük Kaptan Eda Erdem'in duruşu, tavrı, eylemi tam bir dişi BOZKURT değil de nedir? Hepsi varolsunlar.
Türk Fırtınadır, Borandır, Kasırgadır. Nasıl Durduracaksın ki; DURDURAMAZSIN...
#FileninSultanları #AtatürkünKızları #pazartesi #CEV2026
Maçın kırılma noktası: Now or Never!
Vargas’ın gözyaşları, Kaptan Eda’nın bu gözyaşların bedelini soracağım bakışı, Zehra’nın kimse seni üzemez tesellisi..
4. Set! Bambaşka bir TAKIM olma bilinci..
Tüm maçın kırılma noktası 👇🏻
#FileninSultanları#EuroVolleyW
Babam bana hep şöyle derdi: "Koşuya çıkmak istiyorsan, koş, arkadaş arama. Er ya da geç, beşinci koşunda ya da yirminci koşunda, benzer düşünen insanlar seni kendiliğinden bulacaktır." Ve ancak son zamanlarda bu prensibin her yerde geçerli olduğunu fark ettim.
📌 Bulgar yazar Sophia Proneikos,
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde en etkileyici bulduğu anları paylaştı:
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar,
çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
@Pergament_F
Acı gerçek şu ki…
Barışçıl bir insan bile gerektiğinde şiddetin ne olduğunu bilmeli. Aksi halde sahip olduğu huzur, onu tehdit eden kişinin insafına kalır.
Miyamoto Musashi
“Bedene verdiğinizi muhakkak kaybedeceksiniz ama ruha verdiğiniz daima orada kalacak.”
Epiktetos | Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir
Marcus Aurelius çok haklıydı: Dostlarını kaybedeceksin, sevgililerini kaybedeceksin, alıştığın o rahat konfor alanını kaybedeceksin.
Ama eğer tüm bu kayıpların içinde kendini bulmayı başarırsan, kralların sahip olduğundan çok daha büyük bir servet kazanmışsındır. Kendini kazandığın yerde, hiçbir şey kaybetmiş sayılmazsın.
Bir adama bedava seks, eğlence ve konfor ver; hedeflerini unutur.
Ona acı, yalnızlık ve kalp kırıklığı ver; içinde dünyayı fethetme arzusu uyanır.
Kardeşim, zor zamanlar bir lanet değil, insanı büyüten bir nimettir.
“Aristoteles için akıl, insanın formudur (özüdür). Formunu gerçekleştiremeyen, yani düşünemeyen bir insan, potansiyelini tamamlayamamış eksik bir varlıktır; bu yüzden ya bir köle gibi başkasının aklına muhtaçtır ya da içgüdüleriyle yaşayan bir hayvan gibidir.”
Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde ise, katı ve sert...
İnsanlar doğduklarında yumuşak ve esnektir; öldüklerinde ise katı ve bükülmez...
Sertlik, katılık ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır...
Yumuşaklık, esneklik ve narinlik ise, yaşamın...
Bu yüzden;
Bir ordu, sertleşince savaşı kaybeder... Bir ağaç, sertleşince kesilir... Bir insan, sertleştikçe ölür...
Büyük, sert ve güçlü görünenler, ölümün yoldaşlarıdırlar...
Narin ve esnek olanlar ise, yaşamın...
—Lao Tzu