Celaleddin Tabrizi (4)
Once, he went to China. He worked for the people there to let them reach comfort and peace. He resided in a mountain village. Those villagers and residents over there all were disbelievers.
Bir gün gelir değişir tarih,
Bir gün gelir kırılır zincirler,
Ayasofya Secde ile Rükû ile Kıyam ile yeniden şereflenir.
Bir millet şükür secdesinde buluşur…
Bugün Ayasofya’mızın yeniden cami olarak kabul edildiği Cumhurbaşkanlığı genelgemizin 6. Yıl dönümü… Şükür Rabbimize....
#Ayasofya 🇹🇷
#İstanbul 🇹🇷
📌Netenyahu ile aynı düzlemde buluşmayı nasıl başardınız?
▪️Katil Netenyahu'nun ABD ve NATO ülkelerine -adeta yalvararak- yaptığı "Türkiye'ye F-35 ve savaş uçakları için motor vermeyin" çağrısı da olmasa Ankara'daki NATO Zirvesinin dünya ve bizim için ne anlama geldiğinin farkında bile olmayacağız.
▪️Türkiye'nin 22 yıl sonra ikinci kez ev sahipliği yaptığı zirve, zamanlama ve konjonktür itibariyle rutin bir NATO zirvesinden daha fazlası..
▪️Bu zirvede...
📌Giderek bir yol ayrımına sürüklenen ABD-Avrupa ilişkilerinin geleceği...
📌Ukrayna savaşının akıbeti..
📌Orta Doğu’daki gelişmeler..
📌NATO’nun yeni stratejik yönelimi şekillenecek...
▪️Netenyahu bu zirvede Türkiye'nin ittifak içindeki ağırlığı ve vazgeçilmez konumuyla öne çıkacağının farkında. Ankara'nın güçlü savunma sanayii ile müttefiklerini etkileme ve yeni işbirliklerini geliştirme ihtimalinden fena halde rahatsız. En büyük kabusu ise Trump'ın Türkiye ve Erdoğan'a gösterdiği yakın ilginin bu zirveden sonra ortaya çıkması muhtemel somut sonuçları.
▪️Gel gör ki... Netenyahu'nun gördüğünü bizim muhalefet ve anlı şanlı medyası bir türlü göremiyor.
▪️Zirve öncesinde NATO liderlerine kendi hükümetini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı şikayet eden bir muhalefetimiz var!
▪️An itibariyle NATO liderlerine Erdoğan'dan rahatsız olduğunu ileten Netenyahu ile aynı düzlemde buluşmuş durumdalar! Ne kadar hazin ve acınası bir durum!
▪️Çok yazık... Allah kimseyi tarih önünde Netenyahu ile aynı konumda buluşturmasın.
https://t.co/TkAEnpH8Pf
Câfer-i Sâdık bin Ali Ayderûsî;
He is one of the exalted walis who grew up in Yemen. His name is Câfer-i Sâdık bin Ali Zeynelâbidîn bin Abdullah bin Sheyh bin Abdullah Ayderûsî. Belonging to a sayyid family, his descent reaches our master Prophet Alaihissalâm.
Büyükler buyurdular ki;
Mübarek Hocamız buyurdular ki; Allahü teala, altmış-yetmiş senelik ömrü, burada yiyip içmek için yaratmadı. O altmış-yetmiş senelik ömrü, Allahü tealanın yarattığı günden beri hiç sevmediği dünya menfaati için, dünya hayatı için, dünya saltanatı için, dünya neşesi için, dünya zevkleri için harcayanlar, çok pişman olacaktır. Değmez. O bakımdan, İslamiyete uygun olarak yuva kuranları, Allahü teala hayırlı ve mübarek etsin, mesut, bahtiyar etsin. Âmin.
Ehl-i sünnet âlimleri "rahmetullahi teala aleyhim ecmain" buyurdular ki;
Kendi kusurlarını araştırıp düzeltmeye çalışan kimse, başkalarının ayıplarını görmeye vakit bulamaz. Hep, kendinden daha iyi olan müslümanları görür. Yani her gördüğü müslümanı kendinden daha iyi bulur. Velî olduğunu söyleyen kimsenin doğru söylediğine inanır. Başkalarının kötülüklerini araştıran, kendi kusurlarını görmeyen ise, velîye inanmaz.
Sâlihleri sevmek, sohbetlerinde bulunmak, ziyâretlerine gitmek, onlarla bereketlenmek lâzımdır. Evliyâ bunlardır.
Hâce-i İsfehânî hazretleri "rahmetullahi aleyh" (Alâeddîn-i Attâr hazretlerinin talebelerindendir.)
Türkiye Gazetesi Bizim Sayfa
Ayderûsî (Abdullah bin Abdullah) (2)
He was a helper of the people who were in financial difficulties. Later, he went to Hajj two more times. He conferred with scholars such as Shaikh ul Islam (Chief Religious Affairs) Abdulaz îz Muhammed Zemzemî,
In addition, he also collected science from Ebû Bekr bin Abdurrahmân bin Shihâb, Abdurrahmân bin Mohammad and others who were exalted dhats of their era. He went to Bendershah. There, he conferred with scholars and arif (knowledgeable, wise, intellectuals).
Abdullah Ayderûsî grew up in the nurture of his uncle Sheikh Zeynuddîn, who is one of the walis. He spent his young period with collecting science. He joined the lessons of his cousin Abdurrahmân Sekkaf.
Osmanlı zamanında bir mahalle varmış, karı koca
tartışmaları kavgaları eksik olmazmış.
Evler tek katlı olduğu için herkes birbirini duyarmış.
Bir gün mahalleye yeni evli bir çift gelmiş.
Mahalleli ne zaman kavga gürültü başlayacak diye beklemeye başlamış, ama hiç ses seda çıkmamış.
Bir gün mahallenin erkekleri yeni evli adamı kahvede yakalamışlar.
Sormuşlar: "Arkadaş bizim mahalleye taşınalı onca zaman oldu, evinizden hiç ses seda çıkmıyor. Oysa bizim evlerde kavga gürültü eksik olmuyor.
Siz hanımınla hiç tartışmaz mısınız?
"Adam da, hayır hiç tartışmayız diye cevap vermiş. Mahalleli cok şaşırmış ve bunu nasıl başarıyorsunuz diye sormuş.
Adam: " Bunun yolu cok basit, hanımla bir anlaşma
yaptık en başta.
Akşam işten eve gelirken ben sinirli
olursam fesimin püskülü sağda olur.
Hanım püskülü sağda görünce hemen yemeğimi hazırlayıp ortadan kaybolur benimle konuşmaz.
Hanım sinirli olursa eteğinin ucunu kaldırıp beline sıkıştırır.
Ben de hemen yemeğimi yer ortalıktan kaybolur onunla konuşmam.
Böylece tartışma ortamı olmaz." diye anlatmış.
Oradan birisi merakla sormuş, senin püskül sağdayken hanımın eteği belindeyse ne olacak?
O da cok basit diye acıklamış adam: sağdaki püsküle bir fiske vururum sola gecer!..
and on the other hand, officials and governors were being sent to the surrounding areas to manage the religious and administrative affairs of the tribes that had accepted Islam.
Medina Era (11)
The ninth year of the Hijra was a year in which Islam spread rapidly throughout the Arabian Peninsula. On one hand, groups of people were arriving in Medina to embrace Islam,
Büyükler buyurdular ki;
Bir hadîs-i kudside buyuruluyor ki, "Sevgimi, rızamı kazanacak din olarak size İslamiyet'i seçtim." Allahü teala bildirmeseydi peygamberler de bilemezdi. O bakımdan bizi Allahü tealanın rızasına götürmesi, rehber olmak bakımından, peygamberin varlığı hakları ödenemez. Bunun gibi bizi peygamberimizin "aleyhissalatü vesselam" rızasına götürenlerin hakları da ödenemez. Kimdir bunlar? Anne ve babadır. Bize Allah birdir yerine üçtür deselerdi veya bizi kiliseye götürselerdi ne yapardık? İlk mürşitlerimiz annemiz ve babamızdır. Mürşitlerin hakkı ödenemez. Anne ve baba dünyaya gelmemize sebeptir. Ama âhirete giderken, bu iş anne baba işi değildir. Anne ve babalar, evlatlarını kurtulsun diye bir başkasına teslim etmişlerdir. Çünkü akrabalık bağı aşk bağını koparabilir. Bu yolun büyükleri dahi, yetişsin diye evlatlarını bir başka mürşide göndermişlerdir.
▪️İsrail’den skandal 1915 kararı..
📌İsrail hükümeti, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere yönelik olayları “soykırım” olarak tanıdığını açıkladı.
▪️DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
Kararın ardından Dışişleri Bakanlığı’ndan yazılı açıklama geldi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
- "Tüm dünyanın gözü önünde Filistin halkına yönelik sistematik zulüm uygulayan ve Uluslararası Adalet Divanı'nda Gazzelilere karşı soykırım işlemek suçundan yargılanmakta olan İsrail hükümeti, 1915 olaylarıyla ilgili olarak kabul ettiği siyasi kararla kendi suçlarını örtbas etmeyi hedeflemektedir.
ÇOK MÜHİM TENBİH
Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emrlerine, ya'nî farzlara ve yasak etdiklerine [harâmlara] uyması lâzımdır. Bir farzın yapılmasına, bir harâmdan sakınmağa ehemmiyyet vermiyenin îmânı gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, kabrde azâb çeker. Âhıretde Cehenneme gider. Cehennemde sonsuz yanar. Afv edilmesine, Cehennemden çıkmasına imkân ve ihtimâl yokdur. Kâfir olmak çok kolaydır. Her sözde, her işde kâfir olmak ihtimâli çokdur. Küfrden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese dahî, hergün bir kerre istigfâr etse, ya'nî (Estagfirullah) dese, muhakkak afv olur, ya'nî, (Yâ Rabbî! Bilerek veyâ bilmiyerek küfre sebeb olan bir söz söyledim veyâ iş yapdım ise, nâdim oldum, pişmân oldum. Beni afv et) diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak afv olur. Cehenneme gitmekden kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, hergün muhakkak tevbe ve istigfâr etmelidir. Bu tevbeden dahâ mühim bir vazîfe yokdur. Kul hakkı bulunan günâhlara tevbe ederken, bu hakları ödemek ve terk edilmiş nemâzlara tevbe ederken, farzları kazâ etmek lâzımdır.
İnsan beşer, durmaz şaşar, eyler hatâ, üçer beşer.
Düz ovada yürür iken, ayağını sürter, düşer.