Hayvanlara yönelik şiddet artık münferit değil, büyüyen bir vicdan yarasıdır.
Sessiz kalmayacağız.
Cezasızlık algısına izin vermeyeceğiz.
Şiddet durana kadar sesimizi yükselteceğiz.
#HayvanKatliamınaDurDe
Oğlum siz ne tür ikiyüzlü insanlarsınız? Bir yavru kedi ulan bebek o da can taşıyordu neler yaşadı 6 dakika boyunca işkence ile öldürüldü haber yapmadınız şimdi körü körüne bir çocuğun kediden bulaşan kuduz ile vefat ettiği haberini bangır bangır paylaşıyorsunuz.
Pırıl pırıl #Güleç i katlettiler. Hem de hiç acımadan. Üstelik belediye çalışanları Güleç'i ve onunla ilgilenen Yonca Hanım'ı bildikleri halde hayvanı sinsice alıp çarçabuk öldürdüler. Dahası otopsi yaptırmak isteyen Yonca Hanım'a Toplu halde gömüldüğünü söylemişler.
Bu ülkenin sokak hayvanları bir sabah ansızın çoğalmadı. Onları bu hale getiren yılların ihmaliydi. Yapılması gereken kısırlaştırmalar yapılmadı, üretim durdurulmadı, terk edenler gerçekten cezalandırılmadı, yeterli ve insanca bakımevleri kurulmadı. İnsanların yıllarca yapmadıklarının hesabı, bugün konuşamayan canlardan soruluyor.
Sonra korku büyütüldü. Doğruluğu araştırılmadan yayılan haberler, görüntüsü ve delili sorgulanmadan hayvanların üzerine yıkılan olaylar, insanların içine yavaş yavaş nefret ekti. Bir anne çocuğu için korkutuldu, bir baba öfkelendirildi, bir toplumun merhameti korkuyla sınandı.
Ama o köpek bunların hiçbirini bilmiyor.
O sadece dün başını okşayan insanın bugün neden kendisine taş attığını anlamıyor.
Dün önüne bir kap su koyan mahallesini neden bir daha göremediğini bilmiyor.
Bir aracın arkasına bindirilirken nereye götürüldüğünü bilmiyor.
Barınağın bir köşesinde titrerken neden terk edildiğini bilmiyor.
Belki hâlâ sahibini bekliyor.
Belki kapıdan her girene “Beni almaya mı geldin?” diye bakıyor.
Belki yavrusunu arıyor.
Belki yavrusu annesini…
Ve insanın canını en çok yakan da bu: Onlar bize hâlâ inanıyorlar.
Kendilerine kötülük yapan insanın elinden bile bir lokma ekmek bekliyorlar. Dövüldükleri halde kuyruğunu sallayan, kovulduğu yere ertesi gün yine dönen canlılardan bahsediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bu hayvanların suçu neydi?
Barınakları onlar mı yapmadı?
Kısırlaştırmayı onlar mı ihmal etti?
Üretimi onlar mı kontrol etmedi?
Onları sokağa atan yine insanlar değil miydi?
Bir gün bütün bu gürültü bitecek. Haberler unutulacak, tartışmalar sona erecek, makamlar değişecek. Fakat geriye bir şey kalacak:
Vicdanımız.
Ve belki yıllar sonra bir çocuk, eski görüntülere bakıp bize soracak:
“Baba, anne… Bunlar sadece yaşamak istiyormuş. Siz neden onları korumadınız?”
İşte ben o sorudan korkuyorum.
Çünkü o gün “Bilmiyorduk” diyemeyeceğiz.
Biliyorduk. Gördük. Duyduk.
Ve yine de sustuk.
Onların dili yoktu belki… Ama korkuları vardı, anneleri vardı, yavruları vardı, canları vardı.
Ve hepsinden önemlisi, yaşamak istiyorlardı.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Son günlerde gördüğüm en kahredici görsellerden biri oldu bu. Sokağımızda yaşayanından iskelede kıvrılıp uyuyanına kadar, aradaki uçurumu hepimiz görüyoruz. Dünyanın en özel canlılarından birini düşmanlaştırdılar, eziyetle topladılar, öldürdüler. Bu kıyımı affetmeyeceğiz.