Unutulan Bir Kuvayı Milliye Kahramanı: DRAMALI RIZA BEY
Kuvayı Milliye kahramanlarımızdan Dramalı Rıza Bey, Damat Ferit'e suikast girişimi suçlamasıyla 12 Haziran 1920'de İstanbul'da idam edilmiştir.
26 Ocak 1920 gecesi Köprülülü Hamdi Bey'in yönetimindeki Kuvayı Milliyeciler tarafından Gelibolu'da Eceabat yakınlarında Akbaş Baskını yapılmıştır. O gece Dramalı Rıza Bey ve 30 kadar adamı, Senegalli sömürge askerlerinin koruduğu Akbaş Cephaneliğini basmıştır.
Köprülülü Hamdi Bey, Akbaş Baskını sonrası ele geçirilen silahların Yenice Köyüne götürülmesini istemiştir.
İstanbul Saray Hükümetinin Kuvayı Milliyeyi yok etmek için görevlendirdiği ve İngilizlerin destekledigi "vatan haini" Anzavur'a karşı 40 adamıyla Yenice'de silahları korumaya çalışan Dramalı Rıza Bey, bunun mümkün olmadığını anlayınca silahları havaya uçurmuştur. (21 Şubat 1920)
Bu arada Akbaş Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey ve Kani Bey de Anzavur ve Gavur İmam'ın adamları tarafından vahşice katledilmiştir. (17 Şubat 1920)
Dramalı Rıza Bey, Anzavur'un ve onun gibi milli hareket düşmanlarının arkasındaki Damat Ferit Paşa'yı ortadan kaldırmak amacıyla İstanbul'a gönderilmiş (Büyük olasılıkla Vali Hacim Muhittin Bey tarafından gönderilmişti), ancak yakalanmıştır. Divanı Harbi Örfi'de yargılanarak idama mahkum edilmiştir.
Kuvayı Milliye Kahramanı Dramalı Rıza Bey, 12 Haziran 1920 günü asılarak idam edilmiştir. İdam edildiğinde 29-30 yaşlarındaydı.
Bu vatan, bize saraydan (sultandan) miras kalmadı. Türk ulusu, M.Kemal Atatürk'ün önderliğinde Köprülülü Hamdi Bey ve Dramalı Rıza Bey gibi nice kahramanlarının canıyla kanıyla bu toprakları yeniden vatan yaptı. Kurtuluş Savaşı sadece emperyalizme karşı değil, aynı zamanda padişahçı, hilafetçi Anzavur ve Gavur İmam gibi yerli işbirlikçilere karşı kazanıldı.
Kene hastalıklarında asıl rezervuar çoğu zaman kene değil; kemirgen, kuş, tavşan, geyik, köpektir. Bunlardan insana en yakın olanı da aşağıdakidir. Sayılarının artırılması ve sahipsiz bırakılması biyolojik saldırıdır
Bir füze düşün. Gövdesi senin, güdümü senin, adı bile senin.
Yine de onu kimseye satamıyorsun.
Çünkü içindeki motor başka bir ülkenin.
ATMACA Türkiye'nin ilk yerli gemisavar füzesi.
Harpoon'un yerini almak üzere geliştirilen,
MİLGEM korvetlerine ve TCG İstanbul fırkateynine giren,
220 kilometrenin üzerinde menzile sahip milli füze.
ATMACA'nın hikayesi 2009'da başladı.
ROKETSAN ana yükleniciydi.
ASELSAN ve ARMERKOM da projede yer aldı.
Harpoon'un yerini alacak,
daha uzun menzilli,
yerli bir gemisavar füze olmalıydı.
2019'da TCG Kınalıada'dan ilk atış yapıldı.
2021'de harp başlıklı testte emekliye ayrılmış bir hedef gemi vuruldu.
Bugün artık Türk Donanması'nın vazgeçilmez bir parçası.
Gövdesi yerli.
Güdümü yerli.
Data-link kabiliyeti yerli.
Deniz yüzeyine çok yakın uçan,
hedefini uçuş sırasında güncelleyebilen,
radara yakalanma ihtimalini azaltan sea-skimming profili de Türkiye'nin geliştirdiği kabiliyetlerden.
Motor ise Fransa'dan geliyordu.
ATMACA'nın ilk konfigürasyonlarında Fransız Safran üretimi TR40 turbojet motoru kullanıldı.
Aynı motor SOM seyir füzesinde de vardı.
Yani aynı bağımlılık başka kritik mühimmatlarda da vardı.
Bu küçük bir ayrıntı gibi görünebilir.
Değil.
Türkiye yabancı motorlarda lisans engelini daha önce başka platformlarda yaşadı.
ATAK'ta da Fırtına obüsünde de bunu gördük.
Aynı mantık.
Füzeyi sen tasarlıyorsun.
Savaş başlığı senin.
Testleri sen yapıyorsun.
İçindeki motorun sahibi başka bir ülke olduğu için,
satışta son sözü sen söyleyemiyorsun.
Türkiye bu yüzden motoru yerlileştirme yoluna gitti.
Kale Arge, KTJ-3200 turbojet motorunu geliştirdi.
10 Mart 2024'te ATMACA ilk kez yerli motoruyla başarıyla ateşlendi.
Artık bu füzenin kime satılacağı konusunda karar merkezi Paris değil, Ankara.
Endonezya, ATMACA'nın ilk yabancı müşterisi oldu. Yeni müşteriler konuşuluyor. İmza atılmadıkça ben saymıyorum.
ATMACA sadece yerli bir füze olduğu için değerli değil.
Yerli motorla birlikte,
satılabilirliği de daha bağımsız hale geldiği için değerli.
ATMACA'yı bugün satılabilir yapan şey sadece mühendislik değil.
Yıllarca yediğimiz vetolar.
Dün izin bekliyorduk.
Bugün sipariş bekliyoruz.
“Ben Amerika’da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika’da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.
Türkiye’ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye’de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.
Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı…. Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.
Benim analığım yörüktü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. ‘Vurma oğlum’ dedi. Ben, sen ne bilirsin Yörük karısı tavrı içinde, ‘Ne var parmak gibi küp küçücük kuş’ dedim.
Analığımın cevabı:’Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah.’ dedi.
Şu derinliğe bakın. Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar Sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım.
Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki, ‘çok mutluyum’ dedim ağlayarak. Kendi kendime ‘Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım.
Biz bütün insanlar kardeştir deyince sanki çok şey söylüyoruz. Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok. Hepsi birbirine eşit. Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş. Şu bilinci görüyor musunuz? Nereden geliyor bu?
Bu, tasavvuf kültüründen geliyor. Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var. Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.
Bu topraklarda neler birikmiş. Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir içerisinde o bilgelikler. bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”
Doğan Cüceloğlu📷
Roma, Caracalla Hamam kompleksi...
Roma tarihinin ikinci en büyük halk hamamıydı.
Aynı anda 1600, günde 6 bin kişi yıkanabilirdi.
25 dönüm alana inşa edilen hamam M.S.216'da hizmete girmiş ve
100 dönüm alanda beş yıllık inşaatın ardından M.S. 217'de hizmete girdi.
Burada, "ayrım yapılmadan zengin ve fakirler" birlikte banyo yapabiliyordu.
Günlük kapasitesi aynı anda 1600 ve toplamda 6 bin kişiydi. M.S. 517'de kapanmıştır.
Mimari yapısı, New York "Pennsylvania İstasyonu", "Chicago Union İstasyonu" ve "Kanada Senato Binası" gibi modern dönem yapılarına ilham kaynağı olmuştur.
"II. Murad barış görüşmesi adı altında Lala Yörgüç Paşa aracılığıyla liderleri tuzağa düşürdü ve idam ettirdi.
Böylece Alparslan ve Tuğrul Beylerin nesli burada kesildi."
👇👇
2015 araştırmalarında, Anadolu Selçuklu Devleti’nin son sultanı II. Gıyaseddin Mesud’un mezarının Samsun Vezirköprü Tatar Kalesi köyünde “Sultan Mezarı” olarak bilinen yerde olduğu tespit edildi.
Bölgede 1422’de idam edilen son Selçuklu hanedan mensuplarının toplu mezarları da yer alıyor.
Hikâyeleri kısaca:
Moğol esaretinden dönen Şehzade Taceddin Altunbaş, tahtı kalmayınca Candaroğulları’na sığındı.
Samsun-Ladik yöresinde gazaya çıkıp “Gazi” unvanı aldı, Kubadoğulları Beyliği’ni kurdu.
Beylik Osmanlı’ya katıldı ancak Türkmen isyanları çıktı.
1422’de oğlu Selçuki Hüseyin’in Samsun’u ele geçirmesi üzerine II. Murad barış görüşmesi adı altında Lala Yörgüç Paşa aracılığıyla liderleri tuzağa düşürdü ve idam ettirdi.
Böylece Alparslan ve Tuğrul Beyler’in nesli burada kesildi.
Tarihin unutulmuş bir sayfası…🇹🇷
#Selçuklu
#AnadoluTarihi
#Samsun
#MilliTarih
"Kars’ın sert ve uzun kışlarında birçok aile için tezek, sadece bir yakacak değil, nesilden nesile aktarılan bir yaşam kültürü ve kışa hazırlanmanın simgesidir."
👇
Kars ve çevresinde tezek yapımı, kış hazırlıklarının en önemli aşamalarından biridir. Kış boyunca ahırlarda biriken büyükbaş hayvan gübreleri ilkbaharda ahırlardan çıkarılarak uygun bir alana taşınır, saman ve gerektiğinde su ile karıştırılarak iyice yoğrulur. Daha sonra “basma” denilen işlemle yere belirli bir kalınlıkta serilip düzeltilir. Birkaç gün güneşte bekleyen gübre tabakası, özel kürek veya demirlerle kare ve dikdörtgen parçalar halinde kesilir. Kesilen tezekler güneşte kuruması için tek tek dizilir, belirli aralıklarla çevrilerek her tarafının eşit şekilde kuruması sağlanır. Tamamen kuruyan tezekler yağmur ve kara karşı dayanıklı olacak şekilde “kalak” adı verilen yığınlar halinde istiflenir. Yaz boyunca süren bu zahmetli emeğin ardından tezekler kışın soba ve tandırlarda yakacak olarak kullanılır. Kars’ın sert ve uzun kışlarında birçok aile için tezek, sadece bir yakacak değil, nesilden nesile aktarılan bir yaşam kültürü ve kışa hazırlanmanın simgesidir.
Türk ordusunun İstiklâl Harbi boyunca yaşadığı en şiddetli çarpışmalardan biri de Karataş Tepe sırtlarında gece yarısı başladı.
Bu sırtlar, yalnızca bir saat içerisinde 11 defa el değiştirdi.
Bir saat boyunca aynı yamaçlarda tekrar tekrar hücuma kalkıldı. Karataş Tepe, o gece Türk'ün sarsılmaz iradesine şahit oldu.
Geçtiğimiz yıl, Şehit Miralay Nazım Bey’in vurulduğu Yumruçal Tepe yamacında bu çarpışmaları anlatmıştım.
Bu yıl anlatıyı uzaktan dinlemeyeceğiz.
18 Temmuz’da Karataş Tepe sırtlarına çıkacak 105 yıl önce uğruna böylesine ağır bir bedel ödenen o arazide birlikte yürüyeceğiz.
Kütahya–Eskişehir Muharebeleri’ni yaşandığı yerde anlamak, şehitlerimizin izini sürmek ve hatıralarına sahip çıkmak isteyen herkesi 17–19 Temmuz’da Kütahya’ya bekliyoruz. 🇹🇷
@MurettepMufreze@FuatSerdarAydin@HarpCografyasi
Batılı namuslu bir bilim adamı Justin Mccarthy çıkıyor ve dile getiriyor ölüm ve sürgün kitabında, tarihin bu en büyük insanlık trajedisini...
Balkanlar'da Türkler insanlık tarihinin en ağır katliamına uğradı diyor!
Milyonlardan bahsediyor!
Biliyor musunuz?
Anılarına bıraktık anıtı bir taş diktik mi?
Bir zamanlar onlar da sizin gibi mutlu bir yaşam sürüyorlardı.
Ve Osmanlı'nın son döneminde, iyi yönetilemeyişin sonucu büyük bir soykırıma uğradılar!
Ve çoğumuz, bir asırdan biraz fazla süre önce yaşanan bu büyük acıları bilmiyoruz bile...
En azından şimdi izleyiniz ve PAYLAŞINIZ lütfen!
Ve dua ediniz o canlarımız için!
Fotoğrafta, elinde, 2. Dünya savaşından kalma ingiliz piyade silahıyla gördüğünüz polis üniforması giyen, savaşta bile kravatını takmayı ihmal etmeyen, düzgün traşlı, başında beresi olan kişi, sonradan polis subaylığına kadar yükselen TMT'ci Orhan Ersağun'dur
23-26 Nisan 1964'de Rumların, Beşparmak Dağları'nı, St Hilarion kalesini ve Girne-Lefkoşa yolunun en stratejik noktası olan dar boğazı ele geçirmek için yaptığı saldırıyı püskürtmek amacıyla, takviye güç olarak Dağa giden gönüllü savaşçılar içindeydi. 7 şehit vererek durdurduğumuz saldırıdan sonra kurulan Boğaz Sancağı'nda görev yaptı.
Yağmur, çamur, soğuk sıcak demeden uzun yıllar dağ başlarında çadırlarda, mevzilerde yaşadı. Sonraları polis subaylığına kadar yükseldi, ülkenin huzuru, halkın güvenliği için özveriyle çalıştı..
Ve, bugün vefat ederek, vatan görevini yapmanın huzuruyla aramızdan ayrıldı.
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun
Vatan onlara minnettardır
Hacıemiroğulları Beyliği, Orta Karadeniz’in Türkleşmesinde önemli rol oynadı; Ordu’nun kalıcı Türk yurdu olmasını sağladı. Mesudiye’deki kale, mezarlar ve tarihî miraslar korunup restore edilmeli, bu kıymetli emanetler gelecek nesillere sağlıklı ve doğru biçimde aktarılmalıdır.
İşine Gittiğin Caddede Şehit Adı Var, Çocuğunu Götürdüğün Okulda, Eğlendirdiğin Parkta Şehit Adı Var, Gittiğin Orman Şehit Hatıra Ormanı, Müracaat İçin Gittiğin Karakolda Şehidin Adı Var. Bu Yiğitler Kimin İçn Şehit Oldu? Polise Olan Kin ve Öfkenin Sebebi Nedir? #BizimdeOyumuzVar
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1937 tarihli resmi belge:
İngiliz destekli Kürtçü-Ermenici Hoybun Örgütü, Hatay'da Kürt ve Arapları Türklere karşıtı kışkırtmaya çalışmış.
“Hayatımın en bahtiyar anı, Yunan ordularını Afyon ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri'nde imha ettiğim ve memleketimin kurtulduğunu bildiğim andı.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923.