@muhabirbarbaros Ayni seyi babacigimla ilgili ben yasadim ve aaa babam geldi dedim😔Allah yattiklari yeri nurlarla doldursun insallah..tum gidenlerimize ..
Günün, haftanın, belki de ayın en önemli haberi olmalıydı.
Maalesef birkaç mecra dışında haber bile olamıyorlar.
Bugün hayatını kaybeden Gazi Erdal Özdemir’in hikâyesini dinlemek ister misiniz?
Belki unutanlar, belki de bilmeyenler vardır. 24 Mayıs 1993’te içinde silahsız askerlerimizi (usta birliklerine giden) taşıyan otobüsün yolu PKK’lı teröristler tarafından kesildi. Otobüslerden indirilen askerlerimizin üzerine binlerce kurşun sıkıldı.
Eylemi gerçekleştiren terörist Şemdin Sakık’tı.
İşte orada 33 şehit verdik biz!
Gazi Erdal Özdemir, henüz gençliğinin baharında, 20 yaşındaydı. Vücuduna tam 7 kurşun isabet etti. “Öldü.” diye bıraktılar. Ama o, hayata bir şekilde tutundu. Ancak felç kaldı.
Gazi olduktan sonra hayatı boyunca zorluklarla mücadele etti.
Duyamadık, göremedik, derdini işitemedik…
Belki seslerini duyurabilir diye o hâliyle Güvenpark’taki eylemlere katıldı.
Bugün ise vefat haberi geldi.
Kimse farkında değil belki ama milletimizin üzerine ağır bir vebal yükleniyor.
Bu satırları yazarken kalbim acıyor. Allah bizi affetsin.
2023 Avrupa şampiyonluğu.
2023 Milletler Ligi şampiyonluğu.
2024 Olimpiyat dördüncülüğü.
2025 Dünya ikinciliği.
2026 Milletler Ligi Şampiyonluğu🏆
🇹🇷 Her turnuvada madalya mücadelesi veren, şampiyon olan bir takımımız var! Gurur duyuyoruz! #FileninSultanları
Timur Soykan: "Diyanet İşleri üç katlı villa yaptırmış arkadaşlar. O üç katlı villaya da Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş taşınacakmış. Bunların lüks tutkusu bir türlü bitmiyor. Dünya malında gözü olmaması gereken adamlar lükse doyamıyorlar.
Ali Erbaş'ı hatırlıyorsunuz, ayak ısıtmalı son model makam araçlarına binmeden duramazdı. Şimdi bu da Diyanet adına yapılan üç katlı villaya taşınacakmış.
Bir kere de 'Bu adaletsizlikle ülke yönetilir mi? İnsan hakkına, kul hakkına girilir mi? Yolsuzluk yapılır mı?' deyin kardeşim."
Netanyahu dünyada Arjantin’in ve Messi’nin yarattığı sempatiden beslenmek istedi. Herkesle aynı tarafta olarak puan toplamayı umdu.
Ama maç boyunca İspanya maçı o kadar domine etti ki, kimse Arjantin’in kaybetmesine üzülmedi. Hak eden kazandı, Netanyahu yine kaybetti… 🇪🇸🇪🇸🇪🇸
📢 Gazeteci Murat Ağırel'den Haluk Levent ve AHBAP'ın topladığı yardımlar hakkında çarpıcı iddialar:
⭕ "AHBAP'A 2020, 2021, 2022 yıllarında yapılan bağışlar belirli İslami vakıflara gönderilmiş.
⭕ İnsanlar oraya göndermek istese zaten gönderirdi. Bunun adı sahtekarlıktır, insanları dolandırmaktır.
⭕ Bunun adı sahtekarlık. Yapamazsın, bu insanların duygularıyla alay etmek, bu insanları dolandırmak."
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
Büyük bir felaket gibi görünen olaylar bazen büyük ve yepyeni başlangıçların da öncüsüdür.
Artık çoğunluğunu ideolojisi tutarlı ve bunu savunmaktan çekinmeyen fikir sahibi insanların oluşturduğu, gelecek vizyonu ve en önemlisi cesareti/cüreti olan yeni bir oluşumun zamanıdır.
Şimdi kim bu kadın desem, ben dahil herhalde bir çoğumuz cevap veremez...
Ama öyle bir kadın ki, Bilim Dünyası onu konuşuyor, aslında Türkiye'nin gurur duyması gereken bir kadın....
Adı Asu Özdağlar...
43 yaşında...
2 çocuk annesi...
ODTÜ Elektrik - Elektronik mezunu...
Peki neden Türkiye'nin gurur duyması gereken bir KADIN!!
Amerika'da bir üniversite var, adı Massachusetts Institute of Technology (MIT).
Sadece mezunlarının kazandığı NOBEL sayısı 72 ve bu Nobel ödüllerinin 15 tanesi son 5 yıl içinde.
Simdi Asu Hanım, işte bu Üniversitenin Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Bölümü BAŞKANI oldu....
Eski Başkan Anantha Chandrakasanona görevi devrederken bakın ne demiş ...
“Bir eğitimci olarak vizyonu ve özverisi de aynı şekilde etkileyici. Öğrencileri için yorulmak bilmeyen bir koç ve bu bölümdeki eğitim alanında yapılacak yenilikleri her zaman güçlü bir şekilde savundu...”
İşte bizim gurur duydugumuz Atatürk’ün un evladı KADIN....
Sevgili Asu Hanım, iyi ki varsınız...
Prof Dr: İlber Ortaylı
Bir buçuk yıldır geceyi gündüze katarak, uykusuz, yorgun ama asla vazgeçmeden çalıştı. Yıllık izinlerini yaktı. Başsavcı Ebru operasyon startını verdikten sonra bir dakika bile uyumadı, adliyeden hiç ayrılmadı, ağzına bir parça lokma bile koymadı.
Bu, bir görevden öte; bir annenin yüreğiyle verilen bir sözün hikayesidir.
Sizin gibi cesur, vicdanlı ve azimli kadınlar oldukça bu dünyada umut da var, adalet de… Gülistan’ın sesi, fotoğraftada gözlerinde de görüldüğü gibi sizin kararlılığınızda yaşamaya devam ediyor. Adalet, sizinle büyüyecek.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da başına geliyor! Burası, vasatın iktidar olduğu ülke çünkü…
solda trabzon opera binası, sağda istanbul unkapanı girişindeki azapkapı. ikisi de yol genişletme çalışmaları kapsamında yıkılmış. kendi değerlerini bu kadar talan eden bir ülke daha yoktur yeryüzünde.
belki çok büyük zayiat verdi, belki çok büyük sıkıntı çekti, ama şu gerçeği kabul edelim artık: iran, amerika'nın ve israil'in fiyakasını bozdu. demir kubbe efsanesini de, mücalede edilemez, karşı konulamaz mitini de yıktı. iran'ı artık yerle bir etseler de bu gerçek değişmez.
Yaşıtları CERN'de proton çarpıştırıyor, bizimki pipet koymadılar diye yayın açıp ağlıyor. Eğitimde ciddi bir reform yapılmazsa, bu kuşağın zeka seviyesi penguenlerle eşitlenecek gibime geliyor.
İlber Ortaylı her kula nasip olmayacak güzelliklerle aramızdan ayrıldı.
Bir Cuma günü, Ramazan ayında vefat etti; Kadir Gecesi'nde ise Fatih Sultan Mehmet Han’ın yanına defnedildi.
Arkasından konuşan ucuz insanlara en güzel cevabı aslında Allah verdi.
Tabii anlayabilirlerse.