“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona
*Her darlıktan bir çıkış,
*Her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve
*Ona beklemediği yerden rızık verir.”
Ebû Dâvûd, Vitir 26
Bu soruyu, danışanlarıma çok miktarda sadakalar verdirdiğimi anlattığım bir yazımın altında yorum olarak görmüştüm.
Ankara’dan arayan ve henüz atanamamış genç bir öğretmen videolarımı seyrederek ve kitabımı alarak kendi problemlerini çözme yoluna girmişti.
Kuyu açacak parası yoktu. Ama cuma günleri marketten aldığı küçük suları cami çıkışında dağıtıyordu. Benim, kuyu açtırdığım danışanlarımda yaşanan atraksiyonların, aynısını yaşadığını gördüm.
Bir başka kardeşimizin camiye koyduğu damacana şişesini bittikçe değiştirerek aynı neticeye ulaştığına şahit oldum. Afrika’da yetim doyuracak gücümüz olmayabilir ama evimizde yaptığımız pasta ve börekleri mahalle okulunda dağıtabiliriz.
Kul günahını önemsemiş ve derdine çözüm bulma adına Rabbinin kapısına tevbe ve sadakalarla yönelmişse eli boş dönmüyor. Allah, azı olanın azını çok gibi kabul ediyor. Çoktan az veren değil imkanlarını zorlayanlar neticeye ulaşıyor.
Sadaka, her müslüman üzerine bir vecîbe olup Allah resulü(sav) “Her müslümanın sadaka vermesi gerekir.” (Müslim, Zekât, 55) buyurmuştur.
Güzel dînimiz İslâm’da sadakanın yelpazesi öyle geniş tutulmuştur ki, neredeyse müslüman fertlerden hiçbiri sadaka sevabından mahrum bırakılmamıştır.
Peygamberimiz:
“Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadakadır.
İyilikleri emretmen ve kötülüklerden sakındırman sadakadır.
Yolunu kaybeden bir adama yol göstermen senin için sadakadır.
Âmâya kılavuzluk yapman senin için sadakadır.
Yoldan (insanlara zarar vereceğini düşündüğün) taşı, dikeni ve kemiği gidermen senin için sadakadır.
Kendi kovandan kardeşinin kovasına boşaltman bile sadakadır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 36)
Sadaka, Allah -celle celâlühû- rızâsı için îfâ edilir. Ufak bir güzel söz veya davranış bile olsa, rızâ-yı ilâhîye mutâbık ise, karşılığında büyük sevaplara nâil olunabilir. Zaten sadakayı anlamlı kılan, bu kadar değerli kılan şey de; Allâh’ın rızâsını gözeterek yapılmasıdır.
Gelecek hafta Kuzey ve Doğu Almanya’ya yönelik bir tur programım olacak. Cami, dernek ve toplu buluşma davetlerine katılabilirim. Bulunduğunuz şehirde program organize etmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.
Program Takvimi:
13 Haziran Cumartesi - Bremen
15 Haziran Pazartesi - Hamburg
16 Haziran Salı - Hannover
17 Haziran Çarşamba - Berlin
20 Haziran Cumartesi - Kassel
İletişim: +49 177 261 55 66
M. Yılmaz Özbek
“Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.”
(Müslim, Zühd 74. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 27)
“Yetişkinler için Cinsel Eğitim” isimli 16 saatlik programa katıldım. Ben bu tür programları psikolojinin konuya bakış açısını anlama bağlamında önemsiyor ve takip ediyorum. Çözüm anlamında tavsiyelerimi yine kendi yaklaşımım ile sunuyorum.
Son derste sunumu yapan psikolog arkadaş, eşcinsellik konusunun kökeni ve çözümü konusunda bilimsel bir ilerleme elde edilemediğini ifade etti. Bu sebeple psikologların bir kısmı danışanlarına, bu durumla mücadele etmek yerine kabul etmeyi tavsiye ediyor.
Benim görüştüğüm eşcinsel veya bu meyli taşıyanların dindar olanların da bile, bu meseleyi özümseme ve konuyu günah olarak görmeme düşüncesi ile karşılaştım.
“Ne yapayım Allah beni böyle yaratmış, o zaman günah olamaz” düşüncesi hakim genelinde. Bu konudaki çözümsüzlük meselesi sorun sahiplerini neticede “yaratan bana zulmetti” fikrine kadar götürebilmektedir.
Oysa yaptığımız çalışmalarımızda; Eşcinsellik, iktidarsızlık, vajinismus, aşırı cinsel dürtü, porno bağımlılığı, çocuk olmaması gibi cinsel sorunlarda tevbe ve sadakalarla sonuç elde edilebiliyor. Yeter ki danışan inanarak işin sonuna kadar devam edebilsin.
Kişinin, kendisinde ve soyundaki; zekatın verilmemesi, faiz kullanılması, cinsel günahlar, kınama ve (islam coğrafyasında) hayvan adakların ihmali gibi bir kısım kusurlar kişilerin hormonal dengesini etkilemekte ve telafileri ile sorunlar çözülebilmektedir.
Umarım tez zamanda, en azından müslüman psikologlar önyargılarını ve seküler bakış açısını bir tarafa bırakır da şeytan, günah, tevbe kavramlarını sorunlara bakış ve çözüm arayışlarında meslek hayatlarına dahil ederler.
Gerçi bu konuda bizim ilahiyat camiası bile önyargılarını aşabilmiş değil. Dinlemeden ve anlamadan, sadece tevbe ile terapi kavramını bir arada zikrettik diye işi; günah çıkarma ve din şarlatanlığı vasfıyla değerlendirebiliyorlar.
Einstein’a atfedilen söz ile bitireyim: Dinsiz ilim kör, ilimsiz din ise topaldır. Bu iki unsur birbirine mesafeli durduğu sürece, hep bir yarımlık olacak kendilerinde vesselam.
🌐 https://t.co/OQ9FD3bKQ0
Günümüzde nazar, çoğu zaman bazı fiziksel ve psikolojik sıkıntıların ilk nedeni olarak sunulmaktadır. Özellikle havasçılar ve bazı enerji uygulayıcıları; halsizlik, uyku bozukluğu, işlerin rast gitmemesi, aile içi çatışmalar gibi durumları nazarın belirtileri şeklinde yorumlamakta, bu şikâyetleri listeleyerek kişiye doğrudan “nazar var” teşhisi koymaktadır.
Oysa bu yaklaşım hem ilmî zeminden hem de sahih dinî kaynaklardan yoksundur. İslam’da bu tür durumların kaynağını belirlerken ölçü, kişisel gözlem ya da beden tepkileri değil; bireyin yaşamındaki ahlaki ve dinî bütünlük olmalıdır.
Tecrübeler göstermektedir ki, bu sıkıntıların pek çoğu nazardan değil, ihmal edilen sorumluluklardan kaynaklanmaktadır.
Zekâtı ihmal etmek, kul hakkına girmek, faize bulaşmak, aile bağlarını koparmak, gıybet ya da kınama gibi günahlar; bireyin hem dünyevî hem manevî huzurunu zedeleyen temel unsurlardır.
Bu alanlarda yapılan samimi bir muhasebe ve ardından gelen tövbe, istiğfar, helalleşme ve sadaka gibi adımlar çoğu zaman sıkıntıların hafiflemesine vesile olur.
Bu yüzden belirtiler üzerinden nazar tespiti yapmaya çalışmak, insanı esas kaynaktan uzaklaştırır. Müminin bakışı, dış etkilerden önce kendi kusuruna dönmelidir.
Konu hakkında daha detaylı bilgiye web sayfamdaki makaleden ulaşılabilir.
Son zamanlarda DEFNE YAPRAKLARI ile yapılan; endişelerden arınma, dilekleri gerçekleştirme, bolluk ve bereket, para blokajlarını kaldırma, enerji temizliği, kötü ruhlardan arınma, psişik gelişim, büyü bozma, nazardan kurtulma ve korunma gibi amaçlarla; mekanlarda bulundurma, tütsüsünü yakma, cüzdanda taşıma, yapraklarına yazılar yazma, üzerine esma ve dualar okuma, olumlama söyleme gibi farklı ritüeller karşımıza çıkıyor.
Eski Yunan dinine göre defne ağacınınııı bir Tanrıdan oluştuğuna inanılır. Defne ağacı başlangıçta bir tanrıça olup ismi de Daphne’dir.
Daphne bir gün koruda dolaşırken Tanrı Apollon ile karşılaşır. Apollon onu beğenip sever. Daphne ondan kaçmaya Apollon da onu kovalamaya başlar. Daphne kendisini bir ırmağa atmak ister fakat başaramaz. Ayakları kıpırdamaz ve olduğu yerde kalır. Ansızın kollarından omuzlarından yapraklar fışkırır. Ayakları toprağa girip kök salar. Birden bire bir defne ağacı olur.
Apollon bunu görünce çok üzülür ve “Bundan böyle benim ağacım defne olsun, savaşta kazananlar bu ağacın yapraklarından başlarına çelenkler taksın.” der.*
Sünnette olmayan her bidat İslam kalesine açılmış bir gediktir ve büyüyerek devam eder. Zamanla daha büyük batıla meşruiyet zemini oluşturur.
Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda bizi şöyle uyarıyor;
-Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler / kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.
(Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk:
-Ya Resûlellah! (��zlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak? Şöyle buyurdu:
-Ya başka kimler olacaktı?**
Şifa ve problemleri çözmek gayesi ile yapılan bidatler zamanla dinin bir parçası olmaya başlar. Ahiretini berbat etmek istemeyen, şu ahir zamanda, bidatlere karşı kapı ve penceresini sıkı sıkıya kapamalı.
*Dinlerde Hayat Ağacı, Selma ÖZTEKİN
**Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6
Ey ululuk ve ikram sahibi, yaratıkları tarafından yüceltilmek ve övülmek sadece zatına mahsus “ZÜ���L-CELÂLİ VE’L-İKRÂM” Allah’ım! Rabbimiz, ömrümüzü bereketli eyle, zekât ve sadakalarımızı vermede bizi cömert kıl, Senin için her an malımızı ve gücümüzü infak etmeye güç ve azim ver. Âmin.
Allah’ım! Dağıttığım hayır hasenatta, kendimi Senin sevk ettiğin bir aracı olarak görmeyip de kullarının minnet ve övgüsünü beklemekten;
Ben Senin Zü’l-celâli ve’l-ikrâm ismine sığınarak tevbe ettim. Tevbe ettim. Tevbe ettim.
Estağfirullah Yâ Ze’l-celâli ve’l-ikrâm. (33 defa)
#Maneviyat #Dua #Allah #HayırlıCumalarDilerim #CumamızMübarekOlsun
Hacamat sünnet olması hasebiyle faydalıdır. Sünnet olan herşey şeytanın canını yakar ve gücünü keser. Hacamatta bedene günah sebebiyle girmiş ve bedenin belirli noktalarına yerleşmiş şeytanın adeta kolu bacağı kesilir. Haliyle insana olan tesiri zayıflar.
Yaptığı hastalık ve psikolojik etki gücünü kaybeder. Bu sürede kişi 4-5 ay kadar süre ile rahat eder. Sonra şeytan yine eski gücüne kavuşur. O sebeple bahar aylarında mutad yaptırmak iyi ve faydalıdır.
Ama önce tevbe, istiğfar ve sadaka ile tesirinin tamamıyla kesilip sonra atıklarının hacamatla temizlenmesinin daha tesirli ve kalıcı olduğunu tecrübe ediyoruz. Yoksa tek başına hacamat geçici bir etkiye sahip oluyor. Bir müddet sonra problemler tekrar başlayabiliyor.Hacamatın yapıldığı noktaların, bizim günah sebebiyle, şeytanın yerleştiğini tespit ettiğimiz noktalar ile uyuştuğunu görüyoruz.
Bir kısım haccamların bedenden çıkan kana göre sende büyü var gibi sözlerine itibar etmemeli. Hatta bu tür insanlara hacamat yaptırılmamasını tavsiye ederim. Zaten bunların epey bir kısmı sıkıntılarına bu yolda çare buldukları için bu işe heves etmiş insanlardır. İşin ehli doktorları tercih ediyorum şahsen.
Ama kan çıkışı problemli olan yerlerde, şeytanın yerleşkesi olduğu düşünülerek,
hangi günah sebebiyle tesir ettiği araştırılabilir.
Ayrıca haccamın hacamat esnasında esnemesi, darlanması hastadan ona cin atlamasından falan değildir. Kendisindeki şeytanın rol keserek batıl yorumlara girmesi için yaptığı bir oyundur. Ta ki insanlara, sende büyü var, nazar var, musallat var safsataları ile endişe ve kuruntu versin. Kendi günahı ile meşgul olup da tevbe gibi hak işlerle meşgul olmasınlar.
Haccamın tevbe ve sadakalarla kendisini temizlemesi durumunda bu ağırlığı hissetme durumu ortadan kalkar Allah’ın izniyle.
Hacamat esnasında kötü olanlar ise, şeytan hacamatta canı yandığı için, bir daha hacamat yaptırmasın diye atraksiyon yaşatıyor sadece. Asıl kaynağı bulup kurutmak gerekir.
Rukye ile ilgili araştırmamı yayınladım.
Rukye hangi hastalıklara iyi gelir?
Rukye ile cin çıkarılıp büyü bozulabilir mi?
Bugünkü rukye ile sünnetteki rukye arasında fark var mı?
https://t.co/46JO10qnsh
Neml Suresi, 65. Ayet:De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerinin de farkında değillerdir."
Cin Suresi, 26. Ayet:"Gaybı bilen yalnız Allah'tır. O, hiç kimseye gayb bilgisini açık bir şekilde bildirmez."
Boşanma aşamasına gelmiş çiftte bayanda kontrolsüz bir öfke olduğu gündeme gelmişti. Kadın öfkelenince çocuklarının ve eşinin boğazını sıkıyordu.
Ben bunun bir işaret olabileceğini kendisinin veya soyunun hayatında insanı veya hayvanı boğma veya boğarak öldürme gibi bir hadise olup olmadığını sordum.
Evde bulunan eski bir teyp kasetinde kadının ölmüş dedesinin arkadaşına bir itirafta bulunduğunu dinlemişlerdi.
Dede iki ayrı kadından farklı zamanlarda sahip olduğu evlilik dışı çocuklarını, doğum esnasında hemşirelere para vererek boğdurmuştu.
İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Dedim ki:
“Ey Allah’ın Resulü! Allah nezdinde en büyük günah hangisidir?”
“Seni yaratmış olan Allah’a eş koşmandır!” buyurdular.
“Sonra hangisidir?” dedim.
“Seninle birlikte yiyecek diye, evladını öldürmendir!” buyurdular. Ben yine:
“Sonra hangisidir?” dedim.
“Komşunun helalliği ile zina etmendir!” buyurdular.”
(Buharî, Tefsir, Bakara 3)
Kürtaj Allah’ın lanetlediği günahlar arasındadır. Zulüm ise bir müslümanın asla başvurmayacağı yoldur.
(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhacir de Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.”
(Buhârî, Îman 4)
Nazarın en çok etkilediği 4. grup ise Allah’ın korumasına değil, batıl yöntemlere sığınanlardır.
Kur’an’da defalarca Allah’a sığınmak ve tevekkül etmek emredilir. Nazar gibi görünmeyen tehlikeler karşısında da bu böyledir. Buna rağmen insanlar boncuklara, muskaya, tütsüye, bilinçaltı telkinlere ya da enerji uygulamalarına yönelerek korunmaya çalışırsa; Allah’ın yardımı yerine kendi uydurdukları yollara güvenmiş olurlar.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir şey takarsa, Allah onu o taktığına havale eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/310) Bu, Allah’ın korumasını reddedip nesnelere güvenmenin manevi sonucudur: Kişi, kendini savunmasız bırakır ve musibetlere açık hâle gelir.
Allah’ın isimlerinden biri de “Hafîz”dir; yani koruyandır. Allah, her insanı melekleriyle korur. “Onun (insanın) önünden ve arkasından, Allah’ın emriyle onu koruyan (melekler) vardır.” (Ra’d, 13:11) Bu ayette doğrudan “insan” ifadesi kullanılmış, “mümin” veya “kâfir” şeklinde bir ayrım yapılmamıştır.
İbn Abbas (r.a.), insanı gece ve gündüz koruyan meleklerin bulunduğunu, bu meleklerin kişinin takdir edilmiş eceli gelinceye kadar onu koruduklarını; ancak kader gelip çattığında bu korumanın kalktığını belirtmiştir.
İbn Kesîr, bu meleklerin hem mümin hem de kâfir insanları koruduğunu; ancak müminlerin bu korumadan daha fazla istifade ettiğini, zira dua, zikir ve ibadetle melekleri cezbedip yönlendirdiklerini ifade eder. Bu melekler, Allah’ın emriyle kişiyi bela ve musibetlerden muhafaza eder. Ancak Allah, o kişiye bir zarar murat ederse, melekler çekilir ve o zarar isabet eder.
Şevkânî ise bu korumanın Allah’ın iradesine bağlı ve sınırlı olduğunu vurgular. Koruma meleklerinin ancak Allah’ın dilediği ölçüde müdahale edebileceğini, kulların durumlarına göre bu desteğin artıp eksilebileceğini ifade eder. Melekler görevle memur edilmiş varlıklardır; insanın hâline göre görevlerini icra ederler.
Konu hakkında daha detaylı bilgiye web sayfamdaki makaleden ulaşılabilir.
Muska yazan bioenerji uygulayıcısı ile altı ay kadar teşriki mesaim olmuştu. Bu zatın en önemli özelliği insanların kalbinden geçenleri ve gizli hallerini bilebilmesi idi.
Bu zat, insanların kalblerinden geçenleri bilebilmek için 40 gün riyazet yapmıştı. Akabinde bu halin kendisine verildiğini iddia etmekte idi.
Kendisinin yeryüzündeki 300 evliyadan birisi olduğunu iddia eden şahıs, ibadetlerine düşkün birisi idi. Ama neredeyse her muhabbeti cinsellik konusuna geliyordu. Bu beni hayrette bırakıyordu.
Allah, Settar ismi ile kullarının hata ve günahlarını örtmüştür. Allah’ın gizlediği gaybı öğrenmeye talip olmak haddi aşmaktır.
Gayb sadece gelecek değil; geçmiş, şimdi ve gelecekteki gözle görmediğimiz her haldir ve “Gaybı O(Allah) bilir, gizlisini kimseye açmaz; Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır.” (Cin suresi, 26-27)
Gayesi Allah’ın rızası olmayan ve dünyalık amaçla yapılan, sünnette bulunmayan her ibadet, zikir ve ritüele şeytan eşlik eder. Bu şirk şeytanı da kişiye böyle olağanüstü haller yaşatır. Kişi ise kendisinin erdiğini, olduğunu sanır.
İmam Suyuti, Cinler Alemi kitabında bunu şöyle açıklar:
“el-Haccac b. Yusuf, sihirbazlıkla suçlanan bir adama geldi ve:
“Sen sihirbaz mısın?” dedi. Adam:
“Hayır” dedi. Bunun üzerine bir avuç taş aldı ve tek tek avucuna koydu. Sonra:
“Elimde kaç taş var” dedi. Adam:
“Şu kadar taş var” dedi. Sonra diğer avucuna taş aldı fakat saymadı. Dedi ki:
“Bu avucumda ne kadar var?”
“Bilmiyorum” dedi.
“İlkinde nasıl bildin?” dedi.
“Onu sen bildin, senden sonra Vesvas’ın (şeytanın) bildi, o benim Vesvas’ıma haber verdi, o da bana haber verdi. İkincisine gelince, onu sen bilmedin. Vesvas’ın da bilmediği için benim Vesvas’ıma haber veremedi. Ben onu nereden bilebilirdim ki?” dedi.
İbn-i Abbas (ra) bunu şöyle özetler: “Kişinin Vesvas’ı(Şeytanı), diğer bir kişinin vesvasına haber verir. Sonra söz her tarafa yayılır.”*
(*İbn-i Ebi Davud, Kitab’ul- Vesvese, 7-8)
Ey kullarına karşı ileri derecede merhamet edici, çok şefkatli ve günahkârları hemen cezalandırmayan “RAÛF” Allah’ım! Bizi merhametinden, şefkatinden, mağfiretinden mahrum etme. Âmin.
Allah’ım! Sevgi ve merhamette haddi aşıp evlatlarımıza ve fani mahbuplara gayrimeşru surette bağlanmaktan, bu bağlılıklarımızla Sana şirk koşmaktan;
Ben Senin Raûf ismine sığınarak tevbe ettim. Tevbe ettim. Tevbe ettim.
Estağfirullah Yâ Raûf. (33 defa)