Rahmân,
2.Kur’an’ı öğretti.
3.İnsanı yarattı.
4.Ona anlayıp açıkça anlatmayı öğretti.
5.Güneş ve ay bir belirli bir hesâba göre hareket etmektedir.
6.Yıldızlar da ağaçlar da Allah’a secde ederler.
7.Göğe gelince, Allah onu yükseltti, kâinattaki mükemmel ahengi sağlayan ölçü ve dengeyi koydu.
8.Ta ki siz de bundan ders ve örnek alıp ölçüyü aşmayasınız!
9.Öyleyse tarttıklarınızı adâletle dosdoğru tartın ve hiçbir zaman ölçüyü eksik tutmayın!
10.Yeryüzüne gelince, Allah onu tüm canlılar için yayıp döşedi.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Hasbihâl 61. Bölüm Yayında!
- Çocuk eğitiminde tavsiye ettiğiniz metod var mıdır?
- Evlilik sürecinde sorun yaşayanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
- Cinlerle iletişim kurulup yardım alınabilir mi?
Ve daha birçok sorunun sorulduğu hasbihâl programımızın yeni bölümünü izlemek için:
https://t.co/YjaN3vXi36
“Kendilerince eşcinsellik hakkında tepki göstermişler. Haklılar mı? Kendi inançları ve düşünceleri doğrultusunda tepki göstermelerini anlayabilirim. Ancak asıl mesele, tepki göstermeden önce bunun hukuki ve siyasi boyutunu araştırmaktır. Bunu kimin yasalaştırdığını, kimin yürürlüğe koyduğunu ve hangi siyasi süreçlerden geçtiğini araştırma gereği bile duymuyorlar. Oysa oy kullanmak yalnızca bir partiye veya kişiye destek vermek değildir; alınan kararların sonuçlarına da ortak olmak demektir. Bu nedenle insan, oy vermeden önce kimlere destek verdiğini, hangi politikaları savunduklarını ve gelecekte ne gibi sonuçlar doğurabileceğini iyi düşünmelidir. Bilmeden verilen bir oyun da insanın vicdanında ve inancında taşıdığı bir sorumluluk vardır.”
Allah, kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de perde vardır. (Hakikati anlayamaz ve göremezler ) Onlara büyük bir azap vardır.
(Bakara/ 7 )
Şükreden Sahabe Urve İbni Zubeyr | Halis Bayancuk Hoca
Diğer sosyal medya hesaplarımızdan yayınlamadığımız özel paylaşımlarımızdan güncel olarak haberdar olmak için linke tıklayarak WhatsApp hattımıza abone olabilirsiniz; https://t.co/IvsoVw8vsg
Şükür ve şükretmek ile ilgili Urve ibni Zubeyr'in kıssası anlatılıyor. İnsanoğlunun verilen nimetlere karşı ne kadar az şükrettiği ayrıca verilmeyen ve kendisinden alınan nimetler ile ilgili nankörlüğü konu ediliyor.
Tabiinden Urve b. Zübeyr var. Bu, Abdullah b. Zübeyr’in çocuğudur. Yani sahabenin çocuğu, sahabenin çocuğu tabiindir.
Bir gün Emevilerin sultanlarından bir tanesi Urve’ye haber göndermiş, demiş ki:
'Ey Urve! Gel seni Dımeşk’te, Şam’da görmek istiyoruz.' demiş. O da çocuğunu da yanına almış, çocuğuyla beraber yolculuğa çıkmış. Şam topraklarına geldiği zaman ayağında bir hastalık belirmiş, bir mikrop bir hastalık belirmiş.
Halife demiş doktorlara: İlgilenin benim misafirimle. 'Senin ayağını kesmemiz lazım' demişler. O da demiş ki: 'Kesin, kesmeniz gerekiyorsa kesebilirsiniz.' 'Lakin bir kadeh içinde alkol olan içki gibi bir şey içmen lazım' demişler. 'Yani, onu içeceksin, uyuşacaksın ki ayağını keselim.' O da demiş ki: 'Ben nasıl Allah’ın haram kıldığı bir şeyi damarlarımın içerisinde akıtayım? Ben böyle bir şey yapmam' demiş. 'Ama istiyorsanız ben namaza durduğum zaman gelin, benim ayağımı kesmek istiyorsanız benim ayağımı kesebilirsiniz' demiş.
Namaza durduğu zaman gelmişler ayağını kesmişler. Tabi acısına dayanamadığı için,
hem onun hem zeytinyağına batırmışlar ayağını kan dursun diye ayağını düşmüş bayılmış. Onu çadırına taşımışlar. İşte hemşireler, tabipler onun hastalığıyla ilgileniyorlar halifenin emriyle veya sultanın emriyle.
Yanında getirdiği oğlu da çadırın dışına çıkmış gezerken hayvanın bir tanesi çocuğa tepmiş, çocuk da ölmüş. Yedi tane çocuğunda en sevdiği çocuğu da
Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:
“...Cemaat hâlinde olmanızı ve ayrılığa düşüp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zîrâ şeytan, yalnız başına yaşayan kimselerle beraberdir. İki kişi de olsa, beraber yaşayanlardan ise uzaktır. Cennetin ortasında bulunmak isteyen kimse, cemaate devam etsin...” (Tirmizî, Fiten, 7/2165)
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
Kitâbu't Tevhîd derslerimizde bu hafta, "Yıldız ile Fal Bakmak" başlıklı 29. babı ele alıyoruz.
Bu dersimizde yıldızların ne için yaratıldığı, insanların yıldızlarla düşmüş olduğu hataları, müneccimlik ve burç yorumculuğunun kişinin inancını bozacağı gibi hususların üzerinde durduk.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur: https://t.co/5axLQHrffz