Artık bu işin suyunu iyice çıkardılar!
“Terörün finansmanı” suçlaması öyle bir noktaya geldi ki, artık insanların işlediği somut suçlar değil; aile ilişkileri, yardım faaliyetleri, ticari işlemleri ve sıradan para transferleri sorgulanır hâle geldi.
Bizzat bildiğim bir olayda, ifadeye çağrılan bir hanım kardeşimize kayınpederine gönderdiği para sorulmuş: “Bu kişiye neden para gönderdiniz?” Denilmiş.
Yine dün burda gördüğümüz bir örnekte de bir hocanın hanımı, kendisine para göndermesi sebebiyle gözaltına alınmış..
Akıl alır gibi değil.
Bir insanın eşine ve kayınpederine para göndermesi sorgu konusu yapılıyor.
Bir insanın anne-babasına, eşine, kayınpederine veya diğer aile fertlerine para göndermesi kadar doğal ne olabilir?
Bir insanın yaptığı ticaretin karşılığını alması veya bir mal ve hizmet bedeli ödemesi kadar normal ne olabilir?
Bunlar ne zamandan beri suç şüphesi sayılmaya başlandı?
Bugün birçok dosyada görülen tablo şudur: Ortada suç teşkil eden somut bir fiil bulunamayınca, insanların banka hareketleri, aile içi para transferleri, yardım amaçlı gönderdikleri paralar ve hatta ticari ödemeleri suçlama konusu yapılmaktadır.
Yıllar önce bir mazluma yardım için gönderilen para da, ticari bir alışveriş için yapılan ödeme de aynı torbaya doldurulup insanlara ağır ithamlar yöneltilmektedir.
Oysa hukuk; insanların akrabalarına para göndermesini, ticaret yapmasını veya bankacılık işlemlerini değil, suç teşkil eden somut eylemleri soruşturur.
Bir aile ferdine gönderilen parayı, bir ticaret ödemesini veya sıradan bir banka hareketini suç malzemesine dönüştürmeye çalışmak; hukuk devleti anlayışıyla değil, fişleme mantığıyla açıklanabilir.
Bu yapılanlar ile amaç; fişlemek, rencide etmek, sindirmek ve caydırmaktan başka bir şey değildir.
İnsanların hayatıyla oynamak bu kadar kolay olmamalıdır.
Masum insanları şüphe altında bırakmak, aileleri parçalamak ve özgürlükleri keyfî yorumlarla kısıtlamak ne adalete sığar ne de vicdana.
Yazıktır!
Allah’tan korkun. İnsanların ahını almayın. Bugün kurduğunuz her haksızlığın, yarın Allah’ın huzurunda hesabı vardır.
Elhamdulillah.
Bu örnekle de gündem oluşturmanın önemini görmüş oluyoruz.
Rabbimizden temennimiz diğer mazlumlara da sesin oluşabilmesi, onların da tez zamanda kurtuluş yoluna kavuşabilmeleridir.
Fırıldak Cübbeli!
Şu adamın tek bir konuda bile istikrarlı bir çizgisi söz konusu değildir. Dün söylediğini bugün inkâr eden, bugün savunduğunu yarın terk eden bir tavrı var. Her konuda birbirine zıt söylemlere sahip.
Çünkü Cübbeli Ahmet, hakikatin adamı değil; gücün, menfaatin ve konjonktürün adamıdır. Güç kimdeyse ona göz kırpar, menfaat kimdeyse onun yanında saf tutar. Hakikati ölçü alan bir duruş değil; şartlara göre değişen bir tavrı vardır.
Ancak güç ve menfaat dengeleri değiştiğinde, dün övdüğü kimselere karşı ölçüsüz bir düşmanlığa ve çirkin bir üsluba bürünmekten de geri durmaz. Bu yüzden onun sözleri ve tavırları, değişen hesapların ve çıkarların peşinden sürüklenmektedir.
Dün beyaz dediğine, bugün çekinmeden siyah diyebilmekte, dün savunduğunu bugün rahatlıkla inkâr edebilmekte, dün övdüğünü bugün yerin dibine sokabilmektedir..
Fırıldak Cübbeli!
Şu adamın tek bir konuda bile istikrarlı bir çizgisi söz konusu değildir. Dün söylediğini bugün inkâr eden, bugün savunduğunu yarın terk eden bir tavrı var. Her konuda birbirine zıt söylemlere sahip.
Çünkü Cübbeli Ahmet, hakikatin adamı değil; gücün, menfaatin ve konjonktürün adamıdır. Güç kimdeyse ona göz kırpar, menfaat kimdeyse onun yanında saf tutar. Hakikati ölçü alan bir duruş değil; şartlara göre değişen bir tavrı vardır.
Ancak güç ve menfaat dengeleri değiştiğinde, dün övdüğü kimselere karşı ölçüsüz bir düşmanlığa ve çirkin bir üsluba bürünmekten de geri durmaz. Bu yüzden onun sözleri ve tavırları, değişen hesapların ve çıkarların peşinden sürüklenmektedir.
Dün beyaz dediğine, bugün çekinmeden siyah diyebilmekte, dün savunduğunu bugün rahatlıkla inkâr edebilmekte, dün övdüğünü bugün yerin dibine sokabilmektedir..
Fırıldak Cübbeli!
Şu adamın tek bir konuda bile istikrarlı bir çizgisi söz konusu değildir. Dün söylediğini bugün inkâr eden, bugün savunduğunu yarın terk eden bir tavrı var. Her konuda birbirine zıt söylemlere sahip.
Çünkü Cübbeli Ahmet, hakikatin adamı değil; gücün, menfaatin ve konjonktürün adamıdır. Güç kimdeyse ona göz kırpar, menfaat kimdeyse onun yanında saf tutar. Hakikati ölçü alan bir duruş değil; şartlara göre değişen bir tavrı vardır.
Ancak güç ve menfaat dengeleri değiştiğinde, dün övdüğü kimselere karşı ölçüsüz bir düşmanlığa ve çirkin bir üsluba bürünmekten de geri durmaz. Bu yüzden onun sözleri ve tavırları, değişen hesapların ve çıkarların peşinden sürüklenmektedir.
Dün beyaz dediğine, bugün çekinmeden siyah diyebilmekte, dün savunduğunu bugün rahatlıkla inkâr edebilmekte, dün övdüğünü bugün yerin dibine sokabilmektedir..
Fırıldak Cübbeli!
Şu adamın tek bir konuda bile istikrarlı bir çizgisi söz konusu değildir. Dün söylediğini bugün inkâr eden, bugün savunduğunu yarın terk eden bir tavrı var. Her konuda birbirine zıt söylemlere sahip.
Çünkü Cübbeli Ahmet, hakikatin adamı değil; gücün, menfaatin ve konjonktürün adamıdır. Güç kimdeyse ona göz kırpar, menfaat kimdeyse onun yanında saf tutar. Hakikati ölçü alan bir duruş değil; şartlara göre değişen bir tavrı vardır.
Ancak güç ve menfaat dengeleri değiştiğinde, dün övdüğü kimselere karşı ölçüsüz bir düşmanlığa ve çirkin bir üsluba bürünmekten de geri durmaz. Bu yüzden onun sözleri ve tavırları, değişen hesapların ve çıkarların peşinden sürüklenmektedir.
Dün beyaz dediğine, bugün çekinmeden siyah diyebilmekte, dün savunduğunu bugün rahatlıkla inkâr edebilmekte, dün övdüğünü bugün yerin dibine sokabilmektedir..
Keyfi Muameleler Bitmiyor!
İslamî faaliyetlere suç muamelesi yapmak, 28 Şubatçı zihniyetin günümüzdeki bir yansımasıdır.
Müslümanlar tutuklanıyor, mescidler mühürleniyor; Kur’an ve sünnet eksenli çalışmalar engellenmeye çalışılıyor. Buna karşılık toplumun ahlakını ifsat edenlere çoğu zaman dokunulmuyor, hatta önleri açılıyor.
Daha yeni, Kocaeli’de bir cami içerisinde ahlaksızlık yapan iki kişi serbest bırakılmışken; ahlakı, iffeti ve İslam’ın değerlerini savunan kişi ve kurumların baskıya maruz kalması kabul edilemez!
İnancını yaşayan, tevhidi anlatan ve insanları hayra davet eden Müslümanları hedef almak; apaçık bir zulümdür.
Zulüm ile âbâd olunmaz!
Allah bu zulmü kabul etmesin!
Her gün başka bir şehirde, başka mazlumların kapıları kırılıyor; çoluk çocuk korkutuluyor, insanlar alınıp aylarca mağdur ediliyor. Sonra da ortada somut bir suç ortaya konulmadan, hiçbir şey olmamış gibi serbest bırakılıyorlar.
Gözaltına alırken kameralar eşliğinde, manşetlerle, hır gırla büyük bir gürültü koparıyorlar; fakat bırakırken sessizlik hâkim oluyor. Çünkü maksat adalet değil, insanların itibarını zedelemek ve korku iklimi oluşturmaktır.
Bir insanın haysiyeti, ailesinin huzuru ve çocuklarının psikolojisi bu kadar ucuz olmamalıdır..
Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür ve karşısında durmak vicdan sahibi herkesin görevidir.
Allah tüm mazlumlara yardım etsin, zalimlere de hak ettikleri karşılığı versin.
@basaksehirli_
Bir insanın uğradığı haksızlık karşısında sessiz kalmak, o haksızlığın büyümesine zemin hazırlamaktır.
Yusuf Ziya Gümüşel Hoca’nın yaşadığı süreç, vicdan sahibi herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir imtihandır.
Mazlumun yanında durmak insanî ve ahlakî bir sorumluluktur.
#YusufZiyaHocayaAdalet
Toplu işlerde başa buyruk hareket edilmez.
“Müminler o kimselerdir ki Allah’a ve Resûl’üne iman eder, toplu bir iş için onunla beraber bulunduklarında ondan izin almadan ayrılıp gitmezler..” (Nur, 62)
Şu hocayı görünce içim yanıyor!
Hocayı iftiralar ve asılsız suçlamalar ile ne hale getirdiler!
Adam eriyip 50 kiloya kadar düştü!
Her vicdan sahibi insanın, mazlum durumunda olan Yusuf Hoca’ya sahip çıkması, zulme karşı ses yükseltmesi gerekiyor.
Bununla beraber özellikle İsmailağa ve diğer tasavvuf camialarının bu hocaya sahip çıkması gerekiyor.
Ne yazık ki bugün bu çevrelerden güçlü bir sahiplenme göremiyoruz. Oysa hem geniş bir tabana sahipler hem de çeşitli merciler nezdinde etkileri bulunuyor. Bu mesele üzerinde daha fazla durulsa, bazı kapıların açılabileceğine inanıyorum.
İsmailağa ve diğer tasavvuf camialarının bu kadar sessiz kalmasını anlamakta zorlanıyorum. Devlet tarafından kendilerine “sessiz kalın, gündem yapmayın, bu meseleyi çözeceğiz” şeklinde bir telkinde bulunulup bulunulmadığını bilmiyorum. Ancak Yusuf Ziya Gümüşel Hoca bu süreçte adeta eriyip gitti.
Mazlumun yanında olmak, kim olursa olsun, hepimizin sorumluluğudur.
İftiralar, medya linçleri, bitmek bilmeyen suçlamalar…
Bütün bunların sonunda geriye ne kaldı?
Sağlığını kaybetmiş, yıpranmış ve yıllarını bu süreç içerisinde tüketmiş bir insan…
Şu hocayı görünce içim yanıyor!
Hocayı iftiralar ve asılsız suçlamalar ile ne hale getirdiler!
Adam eriyip 50 kiloya kadar düştü!
Her vicdan sahibi insanın, mazlum durumunda olan Yusuf Hoca’ya sahip çıkması, zulme karşı ses yükseltmesi gerekiyor.
Bununla beraber özellikle İsmailağa ve diğer tasavvuf camialarının bu hocaya sahip çıkması gerekiyor.
Ne yazık ki bugün bu çevrelerden güçlü bir sahiplenme göremiyoruz. Oysa hem geniş bir tabana sahipler hem de çeşitli merciler nezdinde etkileri bulunuyor. Bu mesele üzerinde daha fazla durulsa, bazı kapıların açılabileceğine inanıyorum.
İsmailağa ve diğer tasavvuf camialarının bu kadar sessiz kalmasını anlamakta zorlanıyorum. Devlet tarafından kendilerine “sessiz kalın, gündem yapmayın, bu meseleyi çözeceğiz” şeklinde bir telkinde bulunulup bulunulmadığını bilmiyorum. Ancak Yusuf Ziya Gümüşel Hoca bu süreçte adeta eriyip gitti.
Mazlumun yanında olmak, kim olursa olsun, hepimizin sorumluluğudur.