Bu kadar döneklik sadece iktidar baskısı ile açıklanamaz.
Kendilerine Atatürkçü, Kemalist, sosyal demokrat vs diyenlerin ciddi düzeyde nitelikli siyasal kadro sorunları var. Siyaset bu insanlar için sadece ticari ilişkilerinden ibaret.
Yemin ederek söylüyorum babasının bağını, bahçesini, tarlasını, evini bu kadar kolay satamaz! Satamaz yani! Kardeşleri itiraz eder, akrabaları itiraz eder, komşuları itiraz eder.
Ne itiraz, ne ses, ne soluk!
Tek adam rejimi bu mudur?
İşte tam da budur!
Bir sabah uyanıyorsun, senin vergilerinle yapılmış köprü ve otoyollar özelleştirilmiş.
Bir sabah uyanıyorsun, giyeceğin kıyafet yasaklanmış.
Bir sabah uyanıyorsun, gideceğin konser yasaklanmış.
Bir sabah uyanacaksın; ne bir özgürlüğün ne de bir vatanın kalacak.
Zaten sorun tam bu. Şahsi keyfinizin herkesi bağlaması gerektiğini sanmanız. Sizin keyfiniz engellenince de hak hukuk diye bağırmanız. Anlamadığınız şeyin yasaklanmasını istemeniz. Gericiliğin yobazlığın tanımısınız yani, yürüyen halisiniz.
İşsiz değiller, kafana vura vura sana toplum yaşamının kurallarını öğretiyorlar. Çünkü onu yapmazsa orayı iki günde kendi ülkene çevireceğini biliyorlar.
Bugün alkol yasak diyen drone
Yarın el ele tutuşmak yasak der
Kızlı erkekli takılmak yasak aranıza mesafe koyun der
Acik giyinenlere mustehcen giyinmek yasak der
Bunun sınırı olmaz
Bugün ben alkol içmiyorum diye buna göz yumanlar yarın çok pişman olur demedi demeyin
Murat Taylan: "Bu ülkede Ekrem İmamoğlu'nu suç örgütü lideri diye yargılarken mahkemede kendisine savunma hakkı verilmemesi, 3 saatte 5 saatte savunmanı yaptın yapmadın seni susmuş sayıyorum tavrı dehşetti.
Kitap toplatılması da dehşet.
Deniz Göktaş haberi de dehşet.
Manifest grubunun Türkiye'yi terk etmek zorunda kalması ve onun menajerinin başına gelen de dehşet.
Dronların havalarda uçup millete buralarda alkol alamazsınız, içki içemezsiniz yasaktır falan diye anons yapması dehşet."
Şu bilgiler, mesleğinde oldukça başarılı muhalif bir gazetecinin günümüz Türkiyesi’nin olağan koşullarında “karşı mahalle”den edinebileceği bilgiler değil. Öyle anlaşılıyor ki, Binali Yıldırım’ı kendi mahallesi gözden çıkarmış. Melih Gökçek’i de yine bir başka başarılı gazeteciye, Murat Ağırel’e paslamışlar. AKP’nin paraya gereksinimi var. Ülkedeki tüm kaynakları elden çıkardıkları için satışa koyacakları bir şey yok. Zorunlu olarak içeride biriken servete çökmek zorundalar. Ancak bunu yargı sopasıyla yapamazlar; çünkü AKP açısından her iki isim de hâkim karşısına çıkarılamayacak kadar riskli. Serveti nasıl edindiklerini mahkemede açıklarlarsa, işin ucu AKP’ye dayanır; bu durumda çökme planı ölü doğar. Ancak halkın önüne bırakılırlarsa, yığınların “hesap sorma” çağrısını çökmeye bahâne olarak kullanabilirler. Mahkemesiz, gâyet temiz iş. Bir çeşit “örgüt içi infaz” gibi. Bu bağlamda, halkı, yine halkın güven duyduğu muhalif basın yoluyla hazırladıklarını değerlendiriyorum. Sanırım olağandışı bir zaman aralığına girdi Türkiye…
Türkiye'da kamusal/açık alanlarda içki içmeyi yasaklayan herhangi bir kanun yoktur. Kabahatler Kanunu'na göre içki içmek değil "sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde davranmak" suçtur. 2023'te İstanbul Valiliği'nin genelgeyle getirdiği yasak da Bögle İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Asıl hukuk cinayeti davanın sözde "1 numarası" Aziz İhsan Aktaş üzerinden kurulan pazarlıkta! Hakkında 280 YIL hapis cezası istenen ve davanın temelini oluşturan şahsa sadece 2 yıl 8 ay ceza verildi. Neden mi? Çünkü bu şahıs itirafçı olmadı; kendisinden istenen siyasi siparişi yerine getirip iftiracı oldu!
Kumpas gereği "rüşvet verdim" dediği için etkin pişmanlıktan yararlandırılıp rüşvetten BERAAT ettirildi. Ama onun "verdim" dediği o hayali rüşvet üzerinden belediye başkanlarımıza mahkûmiyet kararı çıkarıldı!
Sipariş iftiraların büyük ödülü ise bugün teslim edildi! Sözde rüşvetle ihale alan, haksız kazanç sağlayan bu şahıs "suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama" suçundan da beraat ettirildi. TMSF'ye devredilen, el konulan şirketleri, malları ve mülkleri kendisine geri verildi!
Bu şahıs bildiklerini mi anlattı, yoksa önüne konulan siyasi hedefleri vurması karşılığında servetini ve özgürlüğünü geri mi satın aldı?
İBB davası tamamıyla tutuksuz yargılama şeklinde olmalıydı. Böylelikle Türkiye hem büyük bir ekonomik kayıp yaşamayacaktı hem büyük bir siyasi sıkıntı yaşanmayacaktı. Her ifade zaten bu davanın tamamen tutuksuz yargılanması gerektiğini ifade ediyor.
Duyduydum, öyle biliyordum, öyle hatırlıyordum, ne bileyim o söylemişti, bu söylemişti, ondan öyle duymuştum……
Böyle ifadelerle Türkiye’nin en büyük kenti olmak üzere bir çok belediye başkanı bürokrat ve çalışan bir yılı aşkındır tutuklu ve bunun Türkiye’ye maalesef çok çok ağır bedeli oldu olmaya devam ediyor.
Türkiye'de artık siyasal partilerden dini cemaatlere medyadan futbol kulüplerine kadar her şey iktidarın ne tarafında olduğunuza göre belirleniyor.
Ekrem İmamoğlu seçimle iktidarı değiştirmek istediği için "kötü" ama PKK lideri Abdullah Öcalan iktidarla işbirliği yaptığı için "iyi"
Süleymancılar ve Furkancılar iktidarla anlaşamadığı için "kötü" ama Menzil ve İsmailağa anlaştığı için "iyi"
Doğu Demirkol iktidara yakın olduğu için dini değerlerle ilgili şaka yapabilir o "iyi" ama Deniz Göktaş yaparsa hakaret etmiş olur, o "kötü".
AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın..
EKREM İMAMOĞLU’NA
ÖZGÜRLÜK!
Türkiye’de yaşayan herkesin dürüstçe düşünmesi, tartışması ve kendine sorması gereken çok önemli bir soru var: Ekrem İmamoğlu’ndan niye bu kadar korkuyorlar?
Savcılar korkuyor, hakimler korkuyor, siyasetçiler korkuyor, iktidar korkuyor!…
Niye?..
Ağır bir itham altındaki bir insanın ifade vermesine engel olmak nasıl bir faciadır, bu toplum bunu yeterince izliyor mu?
Hiçbir delil sunamayan bir iddianame ile 500 gündür tutuklu bulunan ve yürürlükteki siyasi iktidarı seçimle değiştirmek için siyasal faaliyet yürütmek başlı başına potansiyel bir suç alanı olarak görülürken yüzde 55 oyla seçilmiş İBB Başkanının savunma hakkı elinden alınmışken ülkeye hangi çerçeve yasa ile demokrasi gelecek? Bilenler bana da anlatsın lütfen.