Ümit Özat: "Beşiktaş'a, Zeytinburnu'nda yer önerildi, kabul etmediler. Gittiler iki sene Olimpiyat'ta oynadılar, sonra statlarını Dolmabahçe'de yeniden yaptılar.
Ben de Fenerbahçe'ye hizmet etmiş, kupa kaldırmış bir adam olarak diyorum ki gidelim iki sene Olimpiyat'ta oynayalım, stadımızı yerinde yapalım."
Şu güzel ortam için bile salak salak yazmışlar. Yok neymiş, halka sosyalizm satıyorlarmış da kendileri burjuva sofrasında oturuyormuş, kapitalist mekânlarda içiyorlarmış! Ulan, bu masa ve bu ortam normalde herkesin ulaşabileceği bir yaşamın parçası olsun diye mücadele ediyorlar. Sosyalizm fakirliği övmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmak; herkesi eşit bir paydada buluşturmak ve herkesin daha iyi yaşamasını istemektir. Sosyalizm, insanları açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm etmek değil; insanca yaşama hakkını savunmaktır. Bu aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir yeme içme kültürüdür.
Peki, bu vekillerin çakarlı araçları mı var, özel hastaneleri mi var, özel okulları mı var, sömürdükleri işçileri mi var? Yoksa halk daha iyi yaşasın diye verdikleri bir mücadele mi var? İsteseler grubu olan bir siyasi partiye geçer, altlarına çakarlı araç, yanlarına polis koruması alır, önerge dahi vermezler. Öğrenciler için, işçiler için, maden işçileri için seslerini bile çıkarmazlar. Ama onlar ne yapıyor? Haklarını savundukları insanlarla yan yana duruyor, aynı masada oturuyor, sohbet ediyorlar. Ben kendilerini yakından, bire bir tanırım. Mücadelelerini de bilirim.
Rakıyı saklamadan içiyorlar diye mi mesele? Sizlere göre rakı içmek günah yahut lüks sayılabilir. Ama mesele bir kadeh rakı değil, o sofranın herkes için kurulabildiği bir dünya istemektir. Mesele, bugün yalnızca belli bir kesimin ulaşabildiği mekânların, yarın herkesin girebildiği, herkesin insanca yaşayabildiği yerler olmasıdır. Sosyalizm, insanın elindekini almak değil, herkesin daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktır. Emeğin sömürülmediği, kimsenin yoksulluğa mahkûm edilmediği, alın terinin karşılığını aldığı bir düzen kurmaktır.
O yüzden bırakın bu romantik solculuğu ve yavşaklığı! Devrimcilik, insanları yoksulluğa mahkûm edip onların sefaletini kutsamak değildir. Devrimcilik, halkın yalnızca karnının doymasını değil, insanca yaşamasını; yalnızca hayatta kalmasını değil, hayatın güzelliklerinden eşitçe faydalanmasını savunmaktır. Bizim istediğimiz, birilerinin güzel yaşamasını engellemek değil, herkesin güzel yaşayabildiği bir dünya kurmaktır. Sosyalizm tam da budur!
Ekonomist Daron Acemoğlu, yapay zekanın insanları işlevsiz kılacak şekilde değil, işlerini daha iyi yapmalarına yardımcı olacak şekilde tasarlanması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, gerçek kişilerin istihdam edilmesini teşvik eden bir vergi düzenlemesi gibi müdahaleler öneriyor. https://t.co/NkCbRbWbj4
Herkes yapay zekânın insan yaratıcılığının yerini alacağına kesin gözüyle bakıyor.
Rick Rubin, Jay-Z ve Adele gibi sanatçılarla 40 yıl çalıştıktan sonra bunu böyle görmüyor.
Ona göre yapay zekâ yaratıcılığı şöyle değiştirecek:
1. Yapay zekâ, zevki daha değerli hâle getiriyor.
Yapay zekâ binlerce seçenek üretebildiğinde üretim darboğaz olmaktan çıkıyor.
Kıt beceri, neyin dikkatinizi hak ettiğini, neyi çöpe atacağınızı ve hangi fikri harika olana kadar ileriye taşıyacağınızı bilmek oluyor.
2. Yapay zekâ “ham yaratıcı malzeme” havuzunuzu muazzam genişletiyor.
Rubin, yapay zekânın sürekli müzik ürettiğini ve yaratıcılara devasa bir malzeme havuzu sunduğunu hayal ediyor.
Prodüktörlerin plak koleksiyonlarında örnek araması gibi, insanın işi de bir fikri ateşleyen o tek parçayı fark edip onu yeni bir şeye dönüştürmek.
3. Yapay zekâ, yaratıcıların uygulamadan çok fikre odaklanmasını sağlıyor.
Rubin, Hitchcock, Wes Anderson ve Warhol’u örnek veriyor: sanat vizyonla başlar, uygulamayı başkaları yapar.
Yapay zekâ bunu daha ileri taşıyor; komutları maketlere çevirerek enerjinin daha fazlası fikirde kalıyor.
Özet:
1. Yapay zekâ ham yaratıcı malzemenizi muazzam genişletiyor.
2. Yapay zekâ zevki daha değerli hâle getiriyor.
3. Yapay zekâ, yaratıcıların uygulamadan çok fikre odaklanmasını sağlıyor.
Fatih Altaylı: “Herkes bu dolandırıcılığın faturasının 25 milyar dolar olduğunu konuşuyor.
Ama aslında zarar çok daha büyük, durum çok daha vahim.
Dolandırıcılık ve soygun ortaya çıktığı günden bu yana borsadaki kayıp 5 trilyonu buldu. Milletin cebinden ve doğru düzgün şirketlerin değerinden çıkan para bu.
Devlet Bahçeli ‘Borsaya yatırım yapan riski de göze alıyor’ dedi. Doğru, alıyor ama kamu kurumlarının ve denetlemekle görevli olanların görevini yaptığını düşünerek hesaplanmış bir risk alıyor.
Kurumların görevini yapmayacağını, göz yumacağını, hatta belki de zaman zaman suça ortak olabileceğini kimse hesaplayamıyor.
Zaten yabancı yatırımcı bunu hesapladığı ya da hesaplayamadığı bir risk faktörü olarak gördüğü için gelmiyor.
Ama yerli, milli ve küçük yatırımcı, her şeyin düzgün çalıştığını zannettiği için yatırım yapıyor. Hem de riskli fonlara falan değil, doğru düzgün şirketlere yatırım yapıyor ama birtakım üçkağıtçılara göz yumulduğu için, o da kaybediyor.
Çünkü ahlaksız fonların batışı, doğru düzgün yönetilen ve kârlı şirketlerin hisselerini de düşürüyor.
Ve sonuçta Türkiye ekonomisinin değeri bir ay içinde 125 milyar dolar düşüyor.
125 milyar dolar demek, Türkiye’nin dış borcunun yaklaşık 4’te biri.
Kamunun dış borcunun %80’i.
Özel sektörün dış borcunun %30’u.
Yıllardır ‘maliyetini’ eleştirdiğimiz Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinin toplam maliyeti 159 milyar dolar.
Burada buharlaşan para 125 milyar.
Borsada ‘izinle’, göz göre göre yapılanın memlekete verdiği zarar işte bu.
Bu hesaba, gelmeyecek olan yabancı yatırımın, bundan böyle Türkiye’den kaçacak paranın ve bu nedenle artacak olan risk primlerinin maliyeti dahil değil.
Pek çoğunuz bu para nerede diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ben size göstereyim;
Göcek’te, Bodrum’da, Didim’de marinalarda.
Ultra lüks galerilerde. Yollarda park halinde.
Bir kısmı da yurt dışında veya içinde hesaplarda.
Tüm bunların yükü ise tarladaki çiftçide, evde oturan işsizde, 70 yaşında hâlâ çalışan emeklide, semt pazarında akşam saatinde artıkları toplayan ev kadınında, ücretlide.”
Çekici insanların bazı ortak özellikleri var: az konuşma, sıfır polemik, iş bitirme ve çevre seçiminde kalite. Bir insanın çevresi kimlerle doluysa, onun skalası o kadar yüksektir. Çevrenizde sizi tüketen, ofansif ve negatif insanlara yer vermeyin. Onlarla denk sanılırsınız.
Gerçekten yandaş kafası başka bir seviye. İnsanları göz göre göre soydular, milyarlar götürdükleri tezgah çökene kadar operasyon yapmadılar. Fatma Betül Sayan Kaya’yı bile muhalefet ortaya çıkardı. Finans hareketleri kayıtlı olduğu için inkar edemiyorlar. Her gün X’teki yüzlerce hesabı sansürlediler. Bir de ‘Tepki gösterdik, üzerini örtmedik’ diye kendilerini övüyorlar. Halkı aptal yerine koyuyorlar.
Dil öğrenmek büyük ölçüde ezber ve tekrar işidir. Ama asıl bağlamda oturur. Dil bir alışkanlıktır. Sözcüğü doğru yerde kullandıkça öğrenirsin, yanlış kullanıp düzeltildikçe pekiştirirsin. Üretmeye devam ettikçe, fark etmeden o dilde düşünmeye başlarsın. Kendini daha rahat ifade edersin.
Hayatta sakin olmayı başarırsanız, işlerin %90’ında kazanıyorsunuz. Kalan yüzde onluk kısmı da çalışkanlığınız ve kendinize güveniniz çözüyor. Karakteriniz kaderinizdir.
Forma hafızama az çok güvenirim. Bu bir Fenerbahçe kalecisinde gördüğüm açık ara en mükemmel kaleci forması olabilir. Ederson’a da yakışmış. Bu alınır…
Yeni tuzak.. Çenet ve Trump. Yine aldanmayacaksınız değil mi? Trump, 47 yıl sonra Beyaz Saray'da Hasidik Yahudi hahamları ile görüştü. Ve aynı zamanlama ile Çenet'in videosu yayına girdi. Hollywood yapımı gibi ince ayarlı. Sponsor.. Merkezi İsrail Tel Aviv olan soybilim şirketi. Çok katmanlı stratejik bir video. Unutmayın; Chabad-Lubavitch, Ortodoks Yahudilik içinde yer alan Hasidik ve Aşkenaz kökenli bir harekettir. Hasidiklerin tek hedefleri vardır. Mescid-i Aksa'yı yıkıp yerine Üçüncü Tapınağı inşa etmek.
Haham Menachem Mendel Schneerson: "Bir yahudi, adeta Tanrı'nın ta kendisi gibidir. Tanrı Yahudilere tüm dünya üzerinde güç verdi." Chabad hahamı, Trump'ın tek amacının onlara Üçüncü Tapınağı ve Kudüs'ten tek bir dünya hükümeti kurmak olduğunu söylüyor. "Üçüncü Tapınak Enstitüsü" adında bir kuruluş, Mescid-i Aksa'nın külleri üzerine zamanı geldiğinde birleştirilebilmesi için, yapıyı parça parça inşa etmeye başlamışlar bile. Trump'ın Beyaz Saray'da inşa ettirdiği "Balo Salonu" da, Üçüncü Tapınağın plan ve yapım şekline oldukça benziyor.
Trump, dünyayı yapay zekâ destekli bir teknokrasi ve gözetim polis devleti olmaya sürüklüyor. Teknokratik Yeni Dünya Düzeni ve Pax Judaica. Trump bu rolü üstlenmek için seçildi. Bu noktaya kadar her başkanlık dönemi, şu an bulunduğumuz yere giden bir basamak oldu. Yeni Dünya Düzeni gündeminin içindeydi. Trump, Deccal'in sahneye çıkması için adeta kırmızı halı seriyor. "Hasidik / Chabad Lubavitch tarikatı, Yahudi olmayan herkesi insanlara hükmetme ve yönetme konusunda güvenilmez hayvanlar olarak görüyor."
Şimdi Çenet videosuyla birlikte Trump'un 47 yıl sonra Hasidiklerle görüşmesinin arasındaki ilişkiyi kurun bakalım. Ve Hantavirüs Çenet'in kimliği. Oyun yine Türkiye üzerinde oynanıyor..
Hayatta başarının sırrının özgüven, rahatlık ve korkusuzluk olduğunu düşünüyorum. “Ne yaparsan yap, beni en ufak bir şekilde geri adım attıramazsın, manipülasyonu keser ve son sözü ben söylerim” mantığından söz ediyorum. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük iktidar verir.
허리 때문에 밤마다 뒤척이던 나… 일본 척추 전문의가 알려준 방법 하나로 끝남.
침대에 베개 하나 놓고 5분만 누워있으면 됨.
그게 다임.
특정 자세 잡고 숨을 길게 내쉬는 것뿐인데 이게 척추신경 눌린 거 풀어주는 원리라고 함.
운동도 아니고 그냥 숨쉬기라 부담도 1도 없음.
밤마다 허리 통증으로 잠 설치는 사람이면 오늘부터 자기 전 루틴으로 하나 만들어보길.
"Zor görünen problemlerin %95'i, iyi bir uyku, dolu ve net bir takvim, bir fincan kahve, sıkı çalışma ve sabırla çözülür.
Geri kalan %5 ise sadece bunlardan daha fazlasını gerektirir."
Mutluluk bir iç durum değildir, bireysel bir beceri de değildir. Mutluluk, karşılaşmaların örgütlenmesidir, yani bir habitat meselesidir. Bu iddia kulağa yeni geliyorsa, unutkanlığımızdandır. https://t.co/AZgfSNgH9w