10 yaşındaki Ali Koç, İtalya'da 54 ülkeden öğrencilerin katıldığı Bilim Olimpiyatları'nda matematik ve bilim kategorilerinde altın madalya kazanarak dünya birincisi oldu. 🇹🇷
1880 yılında Abdülhamit tarafından basılan 1 Osmanlı lirası üzerinde 4 köşe Yunanca Ermenice Fransızca ve Osmanlıca bu para CONSTANTİNAPOLİSDE basılmıştır diyor padişahların bile adını değiştirmediği kostantiniye dediği İstanbulu İstanbul yapan ATATÜRK adını değiştiren ATATÜRK ATATÜRK'Ü neden ve kimler neden sevmiyor belli
✅Vahdettin, milletine ihanet etmiş ve İngiliz gemisi ile kaçmıştır,
✅Seyit Rıza ve Şeyh Sait, hain oldukları için asılmıştır,
✅Apo, bebek katili teröristtir,
✅PKK, hain terör örgütüdür.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."
Yüzü gözükmüyor, kameradan uzakta ama sesiyle bile bu fakir, adalete susamış milletin inancını yükseltebiliyor!
Dik dur başkanım! Kurtulacağız bunlardan!
İyi ki gerçek gazeteciler var da Silivri'deki yargı rezaletinin ne hale geldiğini duyabiliyoruz görebiliyoruz. Binbir zorlukla yapıyorlar bunu ve de. Kalemşör yandaşlar köşelerinde tetikçilik yaparken bu gerçek gazetecilerin varlığına her gün şükretmeliyiz. Her gün.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Kurtuluş Savaşı” kavramının yeni müfredatta yer almayacağını, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi. Yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” kavramının çıkarılacağını, yerine “Milli Mücadele” kavramının getirileceğini söyledi.
Bir hatırlatmayı ifade etmek isterim,
Öncelikle bu İsimlendirme keyfi değil, dönemin kendi adlandırmasıdır. Savaşı yürütenler ona “İstiklal Harbi” dedi, gazilere verilen madalyanın adı İstiklal Madalyası, milli marşın adı İstiklal Marşı’dır. “Kurtuluş Savaşı” bu adın Türkçeleşmiş halidir. Ayrıca “koskoca Osmanlı İmparatorluğu” argümanı kendi içinde çelişkilidir, o koskoca imparatorluk 1918’de savaşı kaybetmiş, ordusu terhis edilmiş, başkenti işgal altında, padişahı işgalcilerle uzlaşmış durumdaydı. “Kurtuluş Savaşı”tam da o devletin artık halkını koruyamadığı boşlukta, Anadolu halkının kendi örgütlediği direniştir. Osmanlı’nın büyüklüğüne saygı, işgal gerçeğini silmeyi gerektirmez, ikisi aynı anda anlatılabilir. “Milli Mücadele” zaten kullanılan bir kavramdır, sorun eklenmesi değil, “Kurtuluş”un çıkarılmasıdır. İki kavram yüz yıldır yan yana yaşıyor. Birini müfredattan silmek pedagojik bir sadeleştirme değil, tarihsel anlamı daraltan bir tercih olur. “Mücadele” neye karşı verildiğini söylemez, “Kurtuluş” ise işgali, Sevr’i ve bağımsızlığın bedelini ismin içinde taşır. Öğrenciden gizlenen kelime değil, o kelimenin hatırlattığı bağlamdır.
*Çok uzun yazmışsın okunmuyor abi…
Ne güzel…
Önce Twitter’daki bütün paylaşımlarını siler sonra da hesabını kapatır! Film çekimleri biter bitmez geri döner; fragmanlar, reklamlar, şakalar, kahkahalar… Sonra da o meşhur alt perdeden, sözde empatik sesiyle birkaç cümle kurar, “neydi o çocuğun adı Deniz miydi.. Severim ben Deniz’i yanlış yaptılar çocuğa.. Ama çocuk da yanlış yapmış” (burda gülüyor) ….
Bakın kimse Cem Yılmaz’dan adliye önünde pankart açmasını, miting meydanlarında slogan atmasını beklemiyor! Beklenen tek şey, mesleğini yaptığı için hedef alınan bir meslektaşına iki cümleyle sahip çıkmasıydı.. Ama belli ki keyfini kaçırmaya değmiyor! Bu toplumun sevgisiyle, ilgisiyle milyon dolarlar kazanacaksın, bütün itibarını bu ülkeden devşireceksin, ama memleketin en temel meselelerinde tek kelime etmeyeceksin! Madem hayat tercihin “apolitik” kalmak, yarın bir gün yaptığın bir şaka yüzünden seni de hedef aldıklarında kimseden yardım beklemeyeceksin! Bu ülkede Müjdat Gezen, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Tarık Akan, Selda Bağcan, Edip Akbayram, Cahit Berkay, Kadir İnanır gibi sanatçılar, bedel ödemeyi göze alarak yaşadılar! Müjdat Gezen hala Silivri’de genç insanların davalarını takip ediyor! Sen ise meslektaşının mesleğini yaptığı için yaşadığı hukuki sürece dair iki cümle kurmaktan bile imtina ediyorsun!
Neden?
Çünkü korkaksın! Çünkü omurgasızsın! Bu omurgasız terimini de kötü algılama, hani solucan, sülük, asalak gibi demek istiyorum! Sadece sen değil; başta Yılmaz Erdogan, Ata Demirer, Şahan Gökbakar, Okan Bayülgen, Beyazıt Öztürk, Hasan Can Kaya…. hepiniz cidden beş para etmeyen, gencecik bi meslektaşlarına destek olmaktan aciz rezalet insanlarsınız!
Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
Trump’a şirin gözükmek için kendi vatandaşına zulmetmek sömürge zihniyetidir.
Kimsenin Türkiye Cumhuriyetini ve vatandaşlarını olağan şüpheli sayarak küçük düşürmeye hakkı yok.
NATO Zirvesi bahanesiyle tutuklanan sosyalistler ve çevreciler serbest bırakılmalıdır.