1-The "GLP-1s blind you" framing skips decades of diabetology. Early worsening of retinopathy after rapid glucose lowering was described long before GLP-1s: in DCCT, intensive insulin therapy caused more early worsening (~13% vs ~8%) in the first year.
2-Yet those same patients ended up with far less retinopathy long-term. SUSTAIN-6's semaglutide signal (3.0% vs 1.8%) was concentrated in people with existing retinopathy, often on insulin, with the largest HbA1c drops. That's consistent with the known glycemic-speed effect.
3-The practical takeaway is the same for insulin, GLP-1s or surgery: retinal exam before intensifying therapy in T2DM with retinopathy, and avoid crashing HbA1c too fast. Not fear.
Ira Hanım, sanırım bu yatı almanın israf ve verimsizlik olduğunu ima etmişsiniz. Velev ki israf, aşırılık olsun. İsraf olmadan medeniyet olmaz. Bugün insanlığın kültür mirası olarak gördüğümüz,
baktığımızda, dinlediğimizde ruhumuzu okşayan, bizi hayallere gark eden her şey, bir zamanlar bir muktedirin israfıydı, keyfiydi. Önemli olan israfın nasıl yapıldığı, ortaya ne çıktığıdır. Savarona lüks bir yat olarak gerçekten türünün en güzel, günümüze kadar ulaşıp en iyi korunmuş örneklerinden biri. Fotoğraftaki kare şahsen benim ruhuma güzellik de veriyor. Daha ne olsun
Aris Bey, her iki ülkede de oturumu olan biri olarak söyleyebilirim ki içiniz rahat olsun Atina, Dubai olmaz daha doğrusu olamaz. Bu işler sadece teşvik ile olsaydı inanın bir çok şehir Dubai olurdu. Dubai’nin başlangıçta sosyal olarak bakmak yükümlü olduğu “vatandaş” nüfusu şehir nüfusunun çok küçük bir oranı. Haklı endişeniz olan gelir uçurumu, sosyal eşitsizlik bu yüzden Dubai’de mesele değil. İkinci ve en önemli sebep ise bürokrasi, Dubai’de saatler içinde halledebileceğiniz bir işi Atina’da yapmak yıllar alabilir. Yani bir kanunu çıkarmaktan ziyade onun uygulamasının pratikte nasıl olduğu da önemli. Ben şahsen bu noktada Yunanistan’da olumlu bir gelişme olabileceğinden şüpheliyim. Üçüncü önemli mesele de Yunanistan’ın AB üyesi ülke olması, bahsettiğiniz tüm o mega-zenginler, şirketler zaten AB regülasyonlarından, vergilerinden kaçıyorlar. Yunanistan’ın bu noktada kendi ülkesi içinde AB politikasından bağımsız bir hareket alanı olduğunu da düşünmüyorum.
İlk defa ana akım bir siyasi oluşum Türkiye'deki izansız ve fahiş dolaylı vergilere dikkat çekiyor. Sonuna kadar destekliyorum. Bu söylemlerin sadece https://t.co/cUXtAQKs4E'da, internet sitelerinde değil meydanlarda da yankılandığını duymak isteriz.
Milletin gündemi belli:
Düşük maaşlar, hayat pahalılığı, vergi soygunu…
Bir örnek: https://t.co/TVVvUJsTsP’te satılık!
Sepete ekliyorsun: 112.000 ₺
Kasaya gidiyorsun: 230.000 ₺
Bu kara düzen, ürünün kendisinden daha pahalı vergiyi icat etti.
Telefon katlanıyor ama millet bu vergi soygununa katlanamıyor.
KARA düzeni değiştireceğiz.
Milletin YENİ düzenini kuracağız.
Türkiye'deki izansız, kontrolsüz #vergi rejimine kim dur diyecek? Ben telefon alırken Kültür Bakanlığı'na, TRT'ye neden haraç veriyorum? Özel tüketim vergisi nedir? %10'un üzerindeki KDV bile soygundur. Buradan açıkça bir daha bir daha söylüyorum VATANDAŞ OLARAK OY VERİRKEN TEK PUSULAMIZ VERGİLER OLMALI!!
iPhone Duo Türkiye başlangıç fiyatına göre;
-Vergisiz fiyatı 112.960 TL
-%1 Kültür Bakanlığı Payı 1.129 TL
-%12 TRT Bandrol Ücreti 13.690 TL
-%50 ÖTV 63.888 TL
-%20 KDV 38.333 TL
-Toplam vergi 117.040 TL
-Satış fiyatı 230.000 TL
(Bayi kârı ve küsuratlar dikkate alınmamıştır.)
The bad-faith backlash against @nvidia#DLSS5 proves just how disconnected the toxic side of gaming discourse really is. I’ve been gaming since 1990—the last time a tech leap genuinely stunned me like this was seeing the #3Dfx logo boot up for the first time. What Nvidia is doing here isn’t just an incremental upgrade; it feels like pure, unfiltered technical wizardry. True innovation is rare, and this is one of those watershed moments.
Cihan Bey, argümanlarınız temel bir noktayı göz ardı ediyor. Bizde bu yok demek yerine neden yok diye sormanız daha ilginç olabilir. Şahsi kanaatim her medeniyetin, toplumun meselesinin, kavgasının kendine mahsus olduğudur. Türklerin derdi hiçbir zaman bizi kim yönetiyor olmadı; böyle bir mesele olduysa da bu iş dar bir yönetici elitin iç meselesi oldu. Benim gözlemim milletimizin derdi onları kimin yönettiği değil, onların kimi yönettiğidir. Sosyoekonomik sınıfından bağımsız olarak Türklerin en büyük travması kaybedilen imparatorluktur. Nitekim kaybedilen topraklar ve küçülme korkusu, yani bir nevi Sevr sendromu; toplumumuzu hak ve özgürlük mücadelesinden ziyade devletin bekası ve güç projeksiyonu etrafında kenetleyen temel motivasyon olmuştur.
Ferrari’nin eski başkanı Luca di Montezemolo, Luce’ye ateş püskürdü;
"Düşündüğümü söylersem Ferrari'ye zarar vermiş olurum. Bir efsanenin yok edilmesi riski var. Çok ama çok üzgünüm. Umarım en azından o arabadan şahlanan at logosunu kaldırırlar +++
Bahsettiğiniz kurumsal hantallık, fevri, etkileri ve sonuçları iyi düşünülmemiş kararların da oluşmasını engelliyor. Sistemde bir öngörülebilirlilik yaratıyor ki vatandaşlar buna göre karar verip, hayatlarını planlayabiliyor. Her ne kadar bu bariz yanlış karardan geri dönülmüş olsa da koskoca bir üniversitenin musluk gibi açıp kapatılabilmesi ileride bu üniversitelerde eğitimlerini, kariyerlerini planlamak isteyen binlerce insanı kararsızlığa sürüklediği gibi devlet iradesine ve aklına gölge düşürmüştür.