Ölen madenciler için dikkat çekme eylemi yapan gençler ağır polis şiddetine uğruyor, çevreden geçen insanlar da olan bitene ya duyarsız kalıyor ya gençlere tepki gösteriyor. O işçiler ölünce de yine ilk kendileri "off madencilerimiz :((" diye post atıyor. Herkesin her şeyi şov.
OY VURGUNU. Ataşehir’de 6 CHP’li üyeyi AKP’ye transfer ettiler. Özgür Özel Ataşehir Belediye Başkanvekilinin istifa için tehdit edildiğini açıkladı. İstifa etmedi, gözaltına alındı. Ataşehir’i ele geçirecekler. Bu kadar aleni bir gasp. Sadece fon vurgunu değil oy vurgunu da yapıyorlar.
CANLI BLOG | Dinçer Kantar'ın savunmasının ardından sorgusuna geçildi. Tutuklu sanık Hüsnü Yüksel Tunar, Kantar'a "Beni tanıyor musunuz?" diye sordu. Kantar, "Hayır" yanıtını verdi. Tunar bunun üzerine, "Parayı teslim ettiğinizi söylediğiniz kişiyim" dedi.
Gazeteci @sgunday Kozinoğlu soruşturmasında tutuklandı.
O zaman bir hukuk devletinde nelerin olmayacağını yazalım
- Somut fiil gösterilmeden tutuklama istenmez.
Selahattin Günday’ın hangi görüntüyü çektiği, hangi gizli bilgiyi elde ettiği ve nerede yayımladığı sevk yazısında yok.
- Görüntüyü çekmeyen gazeteci, o görüntü üzerinden suçlanmaz.
Günday muhabir; kameraman değil. “Çekim yapmadım” diyor. Bu savunmayı çürüten teknik bir tespit de kararda gösterilmiyor.
- Başka ajansa ait görüntü bir gazeteciye yüklenmez.
Günday'ın avukatları savcılığın gösterdiği görüntüde İHA logosu oldugunu anlatti. Selahattin DHA'da çalışıyordu.
- İlk görüntüyü kimin çektiğini gösteren belge görmezden gelinmez.
Dosyaya sunulan 2012 tarihli Anadolu Ajansı haberinde, Kozinoğlu’nu ilk görüntüleyen kişinin Cihan Haber Ajansı muhabiri olduğu bizzat kendi anlatımıyla yer alıyor.
- Herkesin bildiği bir bilgi, “istihbarat sırrı” sayılamaz.
Kozinoğlu’nun adı, MİT mensubu olduğu ve adliyeye geleceği daha önce basına yansımıştı. Günday da bilgiyi medyadan öğrendiğini söylüyor.
- Kişi, eylem tarihinde yürürlükte bulunmayan bir ceza hükmüne dayanılarak tutuklanamaz.
Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz diyor ki: Tutuklamaya dayanak gösterilen MİT Kanunu’nun 27. maddesi, 2014’te esaslı biçimde yeniden düzenlendi. 2014’de yürürlüğe giren bir Kanundan dolayı soruşturma yürütülemez, tutuklama kararı verilemez. Kanun geriye yürütülemez
- Suç tarihi ve yeri gelişi güzel yazılmaz.
Tartışılan görüntü Beşiktaş’ta ve Mart 2011’de çekildi. Sevk yazısında ise suç yeri Silivri, suç tarihi Kozinoğlu’nun öldüğü 12 Kasım 2011 olarak gösteriliyor.
- Zamanaşımı itirazı cevapsız bırakılamaz.
Savunma, belgeleriyle görüntü Mart 2011 tarihine ait 15 yıllık zamanaşımı süresi doldu diyor. Tutuklama kararında bu temel itirazın neden kabul edilmediği açıklanmıyor.
- “Kaçabilir, delil karartabilir, baskı yapabilir” şeklindeki kalıp cümleler tutuklama gerekçesi olamaz.
Kimin üzerinde nasıl baskı kurulacağı, 15 yıl sonra hangi delilin karartılabileceği somutlaştırılmalı.
- Gazeteciyle “kasten öldürme” suçlanan sağlık çalışanlarına aynı ortak gerekçe paragrafı yazılmaz.
Her şüphelinin eylemi ve tutuklama nedeni ayrı ayrı ortaya konulur.
Anımsayalım; İmamoğlu Silivri’den bu davanın duruşmasına götürülürken, 60 km sonra, ‘araç arızalı’ denerek geri getirilmiş ve duruşma yapılamamıştı.
O gün duru��ma yapılsaydı iki kez beraat kararını veren hakim kürsüde olacaktı. Bu arada hakim değişimi oldu ve yeni karar çıktı.
İBB davasında 77. duruşma: Mahkeme Başkanı “Adem Başer paranın ne olduğunu bilmiyorum diyor. Yener Torunler bilmiyorum diyor. Taşıyan şoför bilmiyorum diyor. Paranın sahibi ortada yoksa biz neyi çözmeye çalışıyoruz şu anda?” dedi
https://t.co/1q35hmRvQg
Belediye başkanını ve belediye meclis üyelerini tutuklayarak seçim kazanma zaferi Ak Parti’ye nasip oldu.
Türkiye’de seçimlerin bir anlamı kalmadığında rahat edeceğinizi mi zannediyorsunuz?
Üsküdar sizin değil.
İstanbul sizin değil.
Türkiye sizin değil.
Milletin.
Millet kendinin olanı elbet geri alacaktır.
14 yaşındaki kızımın ve iki oğlumun babası, sevgili eşim Ekrem İmamoğlu tam 18 aydır siyasi bir rehine olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.
Bu gerçeği görüp, bildiği halde; kirli oyunların peşinden giderek hakikati çarpıtmaya çalışan, üstelik toplumun karşısına çıkıp gerçek dışı sözler söyleme cüretini gösterenleri Allah’a havale ediyorum.
Üsküdar belediye başkanı tutuklanıyorsa, yerine gelen başkan vekilinin seçimi mahkeme kararıyla iptal ediliyorsa, yenilenecek olan seçime üç gün kala belediye meclis üyeleri tutuklanıyorsa ve bu hadiseler bir ay içinde gerçekleşiyorsa, burada hayatın olağan akışına aykırı bir durum vardır. Burada çok net bir siyasi operasyon vardır.
Adana Yüreğir'de başkanvekili seçimi yapılıyor. Seçimi CHP kazanıyor. AKP itiraz ediyor, seçim iptal ediliyor.
2. seçimi de CHP kazanıyor. AKP yine itiraz ediyor.
Mahkeme, bu sefer seçimi iptal etmek yerine belediyeyi doğrudan AKP'ye veriyor
https://t.co/y3K7RB2Mva
CANLI BLOG | Eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu'ya 1 milyon 200 bin Dolar rüşvet verdiği iddia edilen Erdoğan Göğen'in savunması bittikten sonra sorgusuna geçildi. Aykut Erdoğdu'nun avukatı Tuğba Torun, "Faaliyetleriniz, işe başladıktan sonra mı durduruldu?" diye sordu. Göğen, "Evet" yanıtını verdi. Torun bunun üzerine, "Durdurulmasının rüşvetle alakası var mı?" sorusunu yöneltti. Göğen ise, "Rüşvet versem hangi genel müdür benim faaliyetimi durdurabilir" dedi.
CANLI BLOG | Mahkeme başkanı, Muzaffer Beyaz'a "Mehmet Murat Çalık sizden direkt Hasan İmamoğlu'na daire verilmesi için talepte bulundu mu?" diye sordu. Beyaz, "Hayır, abimden duydum" yanıtını verdi ve bu konuları bilmediğini, kendisine neden sorulduğunu anlamadığını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı, "Oldu, bitti, aldı diye anlatmışsınız" dedi.
“Tarihi bir barış fırsatı geldi İmral��’ya milletvekili yollamalısın”
“Tarihi bir fırsat geldi çerçeve yasaya ‘Evet’ oyu vermelisin”
“Tarihi bir fırsat geldi ne olursa olsun anayasa değişikliğine ‘Evet’ oyu vermelisin”
Diye diye gidecek gibi hissediyorum…
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Parlamento tarihimizde inanılmaz bir ilk gerçekleşiyor. İktidar milletvekilleri, içeriğini bilmedikleri bir kanun teklifine topluca imza atmaya zorlanıyor.
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.